Ülkemizde Yerleşmeler ve yerleşmeyi etkileyen faktörler nelerdir?

C ÜLKEMİZDE YERLEŞMELER

Ülkemizde yerleşmeyi etkileyen doğal ve beşerî faktörler bulunmaktadır (Tablo 2.5.).
İklim elemanlarından sıcaklık ve yağışın yerleşme üzerindeki etkisi büyüktür. Sıcaklık ve yağış koşullarının uygun olduğu alanlar insanların yerleşip yaşaması için uygundur. Aşırı sıcak ya da soğuk alanlar ile yağışın az olduğu alanlarda yerleşme azdır. Ülkemizin kıyı kesimleri, ılıman iklim şartlarına sahip olduğu için yerleşmeye daha uygundur. Buna karşılık iç kesimlerde ise yerleşmeler daha seyrektir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilk yerleşmeler, su kaynaklarına yakın yerlerde kurulmuştur. Çünkü su, insan yaşamında çok önemli bir yere sahiptir. Bu yüzden su kaynaklarının bol olduğu yerlerde yerleşmeler daha sıktır (Görsel 2.33.). Anadolu’daki ilk yerleşme alanları, Fırat ve Dicle Nehri ile Göller Yöresi ve çevresinde kurulmuştur. Yerleşmelerin Konumu Ülkemizde içinden akarsu geçen, akarsu ya da göl kenarında bulunan şehirlerle ilgili Genel Ağ’dan bir araştırma yapınız. Çalışmanızı sınıfta paylaşınız. Dağlık, yüksek ve engebeli alanlar yerleşmelerin kurulmasını genel olarak güçleştirmektedir. Bu alanlarda tarım faaliyetleri, ulaşım zorlaşmakta ve iklim koşulları yerleşmeleri olumsuz etkilemektedir. Örneğin Menteşe Yöresi, Biga Yarımadası, Taşeli ve Teke Platosu’nda ılıman iklim koşulları görülmesine rağmen engebeli arazi şartlarından dolayı yerleşmeler seyrektir. Buna karşılık Marmara ve Ege Denizi kıyıları gibi tarım ve ulaşım faaliyetlerinin geliştiği düz alanlarda ise yerleşmeler daha yoğundur. Ayrıca ülkemizde dağların güney yamaçları, bakı etkisiyle daha sıcak olduğundan genellikle bu yamaçlarda da yerleşmeler yoğunlaşmıştır. Ülkemizde verimli toprakların bulunduğu alanlarda nüfus ve yerleşme yoğundur. Bursa, Adana, İzmir, Samsun, Malatya gibi şehirler buna örnek verilebilir. Tuz Gölü çevresinde ve Taşeli Platosu’nda verimsiz toprakların bulunması tarımı olumsuz etkilemiştir. Buna bağlı olarak bu bölgelerde yerleşmeler seyrekleşmiştir. Genç volkanik arazilerde kumlu ve verimli topraklar oluşur. Ayrıca bu alanlarda bulunan kayaçlar, kolay oyulabildiği için mesken yapımı da kolaylaşmıştır. Kapadokya’daki eski yerleşim alanları bu duruma örnek gösterilebilir. Kalkerli arazilerde toprakların oluşması zordur. Ayrıca yüzey suları yer altına fazlasıyla sızar. Bu nedenlerden dolayı karstik arazilerde (örneğin Taşeli Platosu) yerleşmeler seyrektir. Yerleşmelerin verimli tarım alanlarında yoğunlaştığı ülkemizde, küçük ve orta büyüklükteki şehir yerleşmelerinin çoğu tarıma bağlı olarak gelişmiştir. Rize, Akhisar, Karacabey gibi şehirler bu duruma örnek verilebilir. Zonguldak, Batman, Soma, Yatağan gibi şehirlerimiz de çıkarılan madenler sayesinde yerleşmeler gelişmiştir. Sanayi ve ticaret faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla yerleşim alanları da gelişmeye başlamıştır. Buna bağlı olarak İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Gaziantep gibi şehirlerde yerleşmeler yoğundur. Ülkemiz, doğal güzellikleri olan ve eski yerleşim yerlerine ait kalıntıların bulunduğu bir ülkedir. Bu turistik değerler yerleşmelerin gelişmesine katkı sağlar. Antalya, İstanbul, Bursa ve Nevşehir gibi şehirler bu duruma örnek gösterilebilir. Ulaşım imkânlarının geliştiği yerler yerleşmeye daha uygundur. Ulaşım; ticaret, sanayi gibi ekonomik faaliyetlerin de gelişmesine katkı sağlar. Ankara, Konya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Kayseri, Trabzon ve Erzurum gibi şehirler önemli yolların kavşak noktasında bulunduğu için gelişmiştir. Ulaşımın zayıf olduğu alanlarda yerleşmeler seyrek olarak görülür. Ülkemizde yerleşim birimlerini ekonomik faaliyetlerine, nüfus miktarına, idari yapılarına göre sınıflandırabiliriz. Ancak bütün yerleşim birimleri, genel olarak kırsal ve şehirsel yerleşme olarak ikiye ayrılır.

Kırsal Yerleşmeler

İnsanların çoğunun geçimini tarımdan elde ettiği yerleşmelere denir. Köyler ve köyden küçük yerleşmeler, ülkemizdeki kırsal yerleşmelere örnek verilebilir. Kasabalar; kırsal karakterinden tam olarak kopamamış ancak şehirleşme sürecine az da olsa girmiş, şehir ile köy arasında geçiş özelliği gösteren yerleşmedir. Hizmet sektörü ve tarım, kasabalarda ön planda olan ekonomik faaliyettir. Eğitim, sağlık, ulaşım, bankacılık gibi hizmet sektörlerinin bulunduğu kasabalar köylere göre daha gelişmiştir. Köylerin yapısı, 18 Mart 1924’te çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu ile belirlenmiştir. Bu kanuna göre cami, okul, otlak, yaylak, bataklık, orman gibi alanlar köyün ortak malıdır. Dağınık ve toplu oturan ailelerin bağ bahçe ve tarlalarıyla birlikte bulunduğu yerleşmelere köy denir. Köy yerleşmesinin nüfusu 2.000’in altındadır. Ülkemizin her yerinde köy yerleşim birimlerine rastlamak mümkündür. Köyler, deniz kıyılarından başlayıp 2.600 metre yükseklere kadar çıkmaktadır. T.C. İçişleri Bakanlığının 2017 verilerine göre ülkemizde 18.329 köy bulunmaktadır. Köyden küçük yerleşmeler, tek mesken ile köy arasındaki yerleşmelere denir. İdari açıdan köye bağlı olan bu yerleşmelerin bir kısmı devamlı, bir kısmı ise geçicidir. Devamlı yerleşmeler; mezra, çiftlik, mahalle ve divandır. Geçici yerleşmeler ise yayla, kışlak, ağıl, kom, oba, dam, dalyan, bağ evi, güzle, yazlık ve peydir. T.C. İçişleri Bakanlığının 2017 verilerine göre ülkemizde 26.039 köyden küçük yerleşim birimi bulunmaktadır. Bu yerleşim birimlerinin bazıları zamanla büyüyerek köy, kasaba ve kent hâline gelmiştir. Örneğin Elazığ, Malatya ve Mersin şehirleri buna örnek gösterilebilir.

Şehirsel Yerleşmeler

Ülkemizde nüfusu 10.000’in üzerinde olan yerleşim birimlerine şehir denir. 2014 yılı verilerine göre ülkemizde nüfusu 10.000’in üzerinde olan 388 şehir yerleşmesi bulunmaktadır (Harita 2.1.).

Harita 2.1. Ülkemizde şehir yerleşmelerinin sıklığı

Cittaslow-Sakin Şehir

1999 yılında İtalya’nın Greve in Chianti kentinde kurulan Cittaslow, nüfusu 50.000’in altındaki kentlerin üye olabildiği uluslararası belediyeler birliğidir. İtalyanca “citta” (şehir) ve İngilizce “slow” (yavaş, sakin) kelimelerinden oluşan Cittaslow, Sakin Şehir anlamında kullanılmaktadır. Sakin Şehir; bir kentin yaşam kalitesinin iyileştirilmesinin ve kalkınmasının, şehrin kendi özgün yapısının, mimarisinin, gelenek ve göreneklerinin, yerel yemeklerinin ve tarihsel kimliğinin korunmasıyla mümkün olacağını öngörmektedir. Sakin Şehir felsefesi, şehirlerin hangi alanlarda güçlü ve zayıf olduklarını analiz etmelerini ve sahip oldukları imkanlar çerçevesinde bir strateji geliştirmelerini teşvik etmektedir. Bir şehrin Sakin Şehir olması, o şehrin dokusunun, renginin, müziğinin ve hikayesinin uyum içinde, şehir sakinlerinin ve şehri ziyaret edenlerin zevk alabilecekleri bir hızda yaşanması anlamına gelmektedir. Yerel zanaatı, tatları ve sanatları sadece eskilerin hatırlayabildiği kavramlar olmaktan çıkarmak için bunları yeni nesillerle ve şehri ziyaret eden misafi rlerle paylaşmaktır. Hayatın tek amacının bir yerlere yetişmek olmadığını, doğaya zarar vermeden de şehirlerin gelişebileceğini ve içinde bulunulan andan zevk alınması gerektiğini insanlara hatırlatmaktır. Cittaslow birliğine üye olan kentlerin ve üye adaylarının sakin şehir felsefesine bağlı kalmaları ve bu çerçevede hareket etmeleri için 59 adet üyelik kriteri belirlenmiştir. Şehrin Cittaslow kriterleri hakkında geliştirdiği projelerden oluşan başvuru dosyasının değerlendirme sonucunun %50’den fazla puan alması gerekmektedir. Dünyada 30 ülkeden 231 belediyenin üyeliği bulunmaktadır. Ülkemizden üyeliği bulunan belediyeler; Akyaka (Muğla), Gökçeada (Çanakkale), Perşembe (Samsun), Seferihisar (İzmir), Vize (Kırklareli), Yalvaç (Isparta), Yenipazar (Aydın), Halfeti (Şanlıurfa), Taraklı (Sakarya), Uzundere (Erzurum), Göynük (Bolu), Eğirdir (Isparta), Gerze (Sinop) ve Şavşat (Artvin) belediyeleridir.

Anadolu’da Yerleşme Tarihi

Türkiye, yerleşme coğrafyası ve tarihî zenginliği bakımından dünyanın önde gelen ülkelerinden biridir. Yapılan paleoarkeolojik araştırmalar, ülkemiz topraklarında yerleşmenin günümüzden en az 10-12 bin yıl öncesine dayandığını ortaya çıkarmıştır. Türkiye topraklarının ilk sakinleri Paleolitik Çağ’da mağaralarda, kaya sığınaklarında ve açıkta yaşayan insan toplulukları olmuştur. Toros Dağları, Amanoslar ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bazı kesimleri insanların yaşamak üzere tercih ettiği alanlar olmuştur. Yarımburgaz (İstanbul), Karain (Antalya), Palanlı (Adıyaman), Şarklı (Gaziantep), Kanal, Merdivenli ve Üçağızlı (Hatay) mağaraları en eski barınak örnekleri olarak gösterilebilir. Neolitik Çağ’da yerleşik hayata geçilmesiyle Göbeklitepe (Şanlıurfa), Çatalhöyük (Konya), Hacılar (Burdur), Aşıklıhöyük (Aksaray), Çayönü (Diyarbakır) ve diğerleri Anadolu’nun insan eliyle yapılmış meskenlerden oluşan ilk yerleşmeleri olmuştur (Harita 2.2). Anadolu’da tesis edilen ilk köy tipi yerleşmelerde meskenlerin kerpiçten yapılmış olması, insanların Türkiye’nin coğrafi koşullarını iyi tanıdıklarını gösterir. Neolitik yerleşmelerin genelde Toroslara komşu alanlarda belirmesiyle insanlar; bu yeni, sürekli oturulabilir, tarım yapılabilir alanlara geçmiştir. İhtiyaç fazlası malların değiş tokuşunun belirli zaman ve yerlerde yapılır hâle gelmesi, bunların bir yerden başka bir yere ulaştırılması yerleşmenin zorunlulukların dışına taşmasına yol açmıştır. Bu dönemin izlerini Beycesultan (Denizli), Gözlükule (Mersin), Alişar (Yozgat), Alacahöyük (Çorum) ve Truva’da (Çanakkale) görmek mümkündür. Anadolu’da yerleşmenin seyri bu şekilde aşama kaydederken ilk devlet kuran toplum Hititler olmuştur (MÖ 3500-1295). Çorum-Yozgat il topraklarına yerleşmişlerdir. Anadolu’nun merkezî kısmında Hititler yer alırken Doğu Anadolu’da (Van Gölü çevresi) ise Urartular bulunuyordu. Urartular, o döneme göre son derece gelişmiş sulu tarım metotları uygulamışlardır. MÖ 1300 yıllarında Batı Anadolu’ya yerleşen Frigyalılar ve İyonlar; Ege, Marmara ve Karadeniz kıyılarında hâkim fonksiyonu tarımdan ziyade ticaret olan şehirler kurmuşlardır. Milet ve Efes bunlara örnek verilebilir. Orta Çağ’ın (MS 476-1453) oldukça uzun bir döneminde ise Anadolu toprakları Bizans egemenliğinde bulunuyordu. Orta Çağ’da Anadolu topraklarının Türk nüfusunun yerleşimine açılması, yerleşme coğrafyası bakımından en büyük değişim olmuştur. 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’ya yoğun bir Türk göçü başlamıştır. Çeşitli Türk boylarının birleşmesinden meydana gelen Selçuklu Devleti 237 yıl Anadolu’nun önemli bir kısmına hükmetmiştir. 1299’da beylikten devlete geçiş aşaması kaydeden Osmanlılar, 600 yıllık uzun soluklu bir dönem geçirmiştir. Adını altın harfl erle bu topraklara nakşeden Osmanlı Devleti, geride devasa bir tarih ve medeniyet bırakarak ömrünü kurulduğu topraklarda tamamlamıştır. Millî Mücadele Dönemi’nin ardından Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anadolu topraklarında kurulmuştur. Türkiye, bu topraklarda yerleşik bir hayat sürmüş milletlerin davranış ve yaşamlarında etkili olmuş, doğal şartları çeşitli bir ülkedir. Bu çeşitlilik dikkate değer biçimde yerleşme olayına da yansımış ve Türkiye, belki de dünyanın en zengin mesken ve yerleşme tipleri koleksiyonuna sahip ülkelerinden birisi durumuna gelmiştir.

Harita 2.2. Ülkemizde şehir yerleşmelerinin sıklığı

Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yapay tepelere höyük denir. Örneğin Konya ilimizde yer alan Çatalhöyük’te farklı zamanlara ait 11 yerleşmenin izleri bulunmaktadır. Aşağıda Anadolu’nun yerleşme tarihi ile ilgili bazı özellikler verilmiştir. • Dünyanın bilinen en eski ibadet alanlarından biridir. • Anadolu’da ilk devlet kuran toplumdur. • Gelişmiş tarım metotları kullanan toplumdur. • Anadolu’da ilk yerleşik hayatın başladığı merkezlerden biridir. Buna göre aşağıdaki toplumlardan hangisiyle ilgili yukarıda herhangi bir bilgi verilmemiştir? A) Çatalhöyük B) Hititler C) Göbeklitepe D) Urartular E) Truva Çözüm: Dünyanın bilinen en eski ibadet alanlarından biri Şanlıurfada bulunan Göbeklitepe’dir. Anadolu’da ilk devlet kuran toplum, Anadolu’nun iç kesimlerinde kurulan Hititlerdir. Van Gölü çevresinde kurulan Urartular, sulu tarım yöntemlerini kullanan toplumlardan biridir. Çatalhöyük, Anadolu’da ilk yerleşik hayatın başladığı merkezlerden biridir. Truva, Çanakale’de kurulmuş Antil Çağ yerleşme alanlarındandır.

Anadolu

Tarih 1071. Bir güneş doğdu Malazgirt Ovası’nda. Beyaz yeleli atların sırtında, sırat köprüsünden geçercesine cennet misal Anadolu’ya girdi yiğitler. Kutlu sancağın gölgesinde vatan bildiler bu toprakları. Dereler bir başka güzel aktı, çiçekler bir başka güzel açtı o günden beri. Ey Anadolu! Nice medeniyetlerin anası, nice medeniyetlerin rüyası olmuş kutlu diyar. Enbiyaların, evliyaların, şehitlerin, yiğitlerin koyun koyuna yattığı memleket. Doğduğumuz, doyduğumuz, seninle ağlayıp güldüğümüz bereketli topraklar… Nice çiçekler açtı bağrında. En kara günlerde düşmana geçit vermeyen Ankara oldun. Ayazında üşüdüğümüzde Hacı Bayram-ı Veli olarak gönlümüzü ısıttın bu şehirde. Kalenin başından el ettik yurdun dört bir yanına. Bozkırın saf ve masum çocuğu Konya’nın bağrından, “Ne olursan ol, yine de gel!” diye haykıran Mevlana olarak çıktın. A. Hamdi Tanpınar’ın ifadesiyle bir serap vehmi olarak ilerleyen bu yolun sonunda Selçuklu sultanlarının şehrinde buluverdik kendimizi. Akşehir Gölü’ne yoğurt mayalayan zekâ tarlası Hoca Nasrettin olarak güldürdün yüzümüzü. Çanakkale’de düşmana boğazı dar eden Seyit Onbaşı, Erzurum’da henüz on sekizinde gönlü vatan aşkıyla yanan Nene Hatun oldu adın. Ve daha nice güller derildi toprağında. Erzurum’un kimliğine kar ve soğuk olarak yazıldı adın. Ağrı’da heybetli, başı dumanlı bir dağ olarak ta uzaklardan beliriverdin karşımızda. Seni karış karış gezen Evliya Çelebi’nin dilinde, “Velhasıl Bursa sudan ibarettir.” sözüyle Bursa oldu adın. Başından dört mevsim kar eksik olmayan Uludağ, minarelerinden beş vakit ilahi davetin gönüllere nakşedildiği Ulucami olarak yer ettin belleğimizde. Gemlik Körfezi’nde zeytin, dağ eteklerinde kestane, ovada şeftali olarak rahmet hazinesinden düştün Bursa’ya. Eskişehir’de, “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için.” diyen Hak âşığı Yunus Emre oldun. Ve Kutlu Nebi’nin müjdelediği İstanbul oldun Bursa’nın yanı başında. Şair Abdurrahim Karakoç’un ifadesiyle tarifi kelimelere sığmayan bir masal şehri. “Çıkıp baksan Çamlıca’nın başına, İki kıta bir boğazda aşina… Karakoç’um, gel, yorulma boşuna, İstanbul’u tarif etmek zor şimdi.” Dost düşman, yerli yabancı herkesi kendine hayran bırakan taşı toprağı altın şehir. Adeta Anadolu’nun kalbi. İnci gibi gerdanlıklarıyla insanın iki yakasını birleştiren Fatih’in yadigârı. Anadolu’nun Avrupa’ya bakan çehresi. Gök kubbenin altında yükselen duaların ve aminlerin rahmet olarak indiği mabetler şehri oldun bizim için. Dört mevsimin renk cümbüşü hâlinde gözümüzü, gönlümüzü okşadığı cennet misal Anadolu’m. Her köşende ayrı bereket, ayrı güzellik… Rize’de bir yudum çay, Çukurova’da kar beyazı pamuk, Aydın’da çamurlu bir suya kanaat eden ballı incir ve daha niceleri. Uğruna nice canların toprağa düştüğü Anadolu’m. Elbette seni tarif etmeye kalem kağıt yetmez. Ay yıldızın gölgesinde, ezanların sesinde, inanmışların duasında kıyamete kadar var olacak ve nesilden nesile anlatılacaksın.

Bir Cevap Yaz.