Türklerde Ordu Askeri Alanda Başarılarının Sebepleri Nelerdir?

Türklerde Ordu

  • Aşağıdaki görsele ve metinlere göre Türk ordusu hakkında neler söyleye­bilirsiniz?
  • Metinlerdeki anlatımlar dikkate alındığında Türklerin savaş taktikleri hakkında neler söylenebilir?

SEYYAHLARA GÖRE TÜRKLER

Savaş hevesi azalır diye barış zamanlarında büyük avlar tertip ederlerdi. İrili ufaklı birlikler hâlinde toplanarak düşman üzerine, hem de şaşırtıcı bir hızla baskınlar yapar­lardı. Eğer tesadüfen karşılarına hakkından gelemeyecekleri bir kuvvet çıkmış bulunursa karma­karışık bir hâlde kaçmaktan çekin­mezlerdi. Ama onlar kaçışı bile bir harp tuzağı hâline getirirdi. Bir aralık şimşek hızıyla geri döner, çabucak ve sıkı bir intizamla sıraya girerek ne olduğunu anlamayan düşmanın üzerine saldırırlardı. Savaşta göste­rilen cesaret ve yararlığa çok kıymet verdikleri söylenebilir.

YABANCILARA GÖRE TÜRK ASKERİ

Ammianus (Aminus): “(Hunlar) piyade olarak savaşmaya hiç alışkın değillerdi. Şaşılacak kadar uzak mesafelere attıkları ve demir kadar sert ve öldürücü sivri kemikten uçlu oklarını atmada gösterdikleri maharete hiç kimse erişemezdi… (Hunlar) İyi savaşçılar olup yay ve kement kullanmakta eşsizdiler.”

S. T. Efraim: “(Hunların) Haykırmaları aslanların kükremesini andırır. Atları üzerinde ufukta bir fırtına gibi uçarlar. Ordularıyla bir tufan gibi kapladıkları bütün arz üzerinde dehşet uyandırmışlardır. Silahlarına karşı gelebilecek kimse mevcut değildir.”

Çinliler: “Türkleri üstün yapan atlıları ve okçularıdır. Kendilerine uygun gelirse şiddetle saldırırlar, tehlikede olduklarını sezerlerse rüzgâr gibi kaçarlar, şimşek gibi kaybo­lurlardı.”

TÜRKLERİN ASKERİ ALANDA ETKİLERİ

  • Roma ordusunda onlu sistem uygulandı. IV. yüzyıl sonlarında bu orduda yay kullanılan en önemli silah oldu.
  • Batı’da ceket ve pantolon giyilmeye başlandı.
  • Avrupa’da üzengi kullanımı Avarlarla yaygınlaştı.
  • A yüzyıl başlarında “Turan” taktiğinin uygulanmaya başlandığı Bizans ordusunda Türk giyim tarzı ve saç biçimi de tercih edildi.
  • yüzyıl ortalarında Ruslar, Hazar, Peçenek ve Kuman; Balkan Slavları ise Tuna Bulgarları aracılığı ile hem eğitim hem teçhizat (silah, tuğ) yönlerinden Türkleri örnek alan askerî güçler oluşturdu.
  • Cengiz Han ordusunda onlu sistem uygulandı.
  • Süva ri tekniğini Türklerden öğrenen Çinliler Türk süvari kıyafeti olan ceket, pantolon ve çizme kullanmaya başladı.
  • Çinlil er ve Avrupalı kavimler et konservesi yapmayı da Türklerden öğrendi.

Prof. Dr. Laszlo RASONYI, Tarihte Türklük, s. 68-74 (Düzenlenmiştir.).

Türklerin büyük devlet kurmalarındaki en önemli etkenlerden biri güçlü ordulara sahip olmalarıdır. Bu yüzden ordu Türk devletlerinin hem temelini hem de başlıca güç kaynağını oluşturmuştur. Bozkır hayatının zor şartları Türkleri mücadeleci ve disiplinli bir yapıya sahip olmalarını gerekli kılmıştır. Günlük yaşantı içinde var olan bu disiplin anlayışı, savaş sırasında da bütün milletin iç teşkilatını bozmadan bir ordu gibi harekete geçmesini kolaylaştırmıştır. Askerliğin özel bir meslek sayılmadığı Türklerde ailesini ve malını korumak isteyen herkes asker olarak yetişmek zorundadır. Bu yüzden Hazar Hakanlığı’ndaki yabancı askerler hariç olmak üzere Türklerde ücretli askerî bir sınıf yoktur. Halk içinde kadın erkek ayrımı yapılmaksızın hemen her Türk, iyi bir askerdir ve her an savaşa hazır durumdadır. Bu yüzden Türk milleti için “ordu-millet” deyimi kullanılmıştır.

Sürekli bir ordunun bulunduğu Türk devletlerinde ordunun temeli süvarilere dayanmıştır. Bununla birlikte Türk ordusunda az da olsa “yaya birlikler” yer almıştır. Örneğin İlteriş Kağan, 680 yılında istiklal mücadelesine başladığı zaman komuta ettiği ordunun üçte ikisi atlı, üçte biri ise yayadır.

İlk düzenli ordu Büyük (Asya) Hun Hükümdarı Mete tarafından kurulmuştur (MÖ 209). Türk ordusu günümüze kadar gelen ve başka devletlerin ordularına da örnek olan “onlu sistem”e göre teşkilatlandırılmıştır. Onlu sisteme göre; en büyük birlik 10 bin kişilik olup bu birliğe “tümen” adı verilmiştir. Tümenler de 1000’li, 100’lü ve 10’lu olmak üzere kademeli olarak küçülen birliklere ayrılmaktadır. Bu birliklerin başlarında da derecelerine göre, “tümenbaşı”, “binbaşı”, “yüzbaşı”, “onbaşı” gibi unvanlar taşıyan birer komutan bulunurken en küçüğünden en üst rütbesine kadar ordu belli bir kumanda zincirine bağlanmıştır. Devletin güçlerinin tamamı öncelikle kabile, soy vb. ayrılıklarına bakılmaksızın onlu sisteme göre taksim edilip sonra da merkezden tayin edilen kumandanlar ile tek elden sevk ve idare edilmiştir.

Aşağıdaki Kara Kuvvetlerine ait bröve ve tablodan hareketle bugün Türk Silahlı Kuvvetlerinde ilk Türk ordusundan itibaren sürekliliğini koruyan unsurları tespit ediniz.

Türk kağanı her savaşta ordunun başında bulunur ve orduya bizzat komuta ederdi. Ordunun diğer komuta heyetini de hükümdar ailesinin fertleri ile akraba boyların başkanları meydana getirmiştir. idarecilerin hepsi aynı zamanda ordu kumandanları idi. Ordu merkez, sağ ve sol olmak üzere üç sistemli bir yapıya sahipti. Ayrıca bu asıl ordu dışında sınır boylarında doğrudan doğruya kağana bağlı askerî birlikler de vardı. Başlarında “şad” denilen komutanları bulunan bu askerler, asıl ordu ile irtibat hâlindeydi ve merkezin haberi olmadan hiçbir hareket yapamazdı. Hunlar zamanında Çin’den alınan sınır bölgelerine Türk boyları yerleştirilirdi. Bu bölgelere yerleştirilenlere toprak verilip vergiden de muaf tutularak askerî başarının kalıcı olması sağlanmaya çalışılırdı. Kök Türk kağanlarının bahadırlardan seçilmiş özel bir muhafız birliği bulunmaktaydı. Bu muhafız birliğinin askerleri ise “böri” (kurt) adıyla anılmaktaydı.

ilk Türk devletleri ordularında önemli askerî faaliyetler için kullanılan bazı özel birlikler de bulunmaktaydı. Örneğin savaş zamanında düşman ordusunun durumunu öğrenmek için “yelme” denilen keşif kolu gönderilmekteydi.

Türk orduları her çağın tekniğine göre donatılırdı. Çift kavisli yaylar ve Mete’nin icat ettiği ıslık çalan oklar o dönem kullanılan en etkili silahlardı. Üç tarafında delik bulunan bu oklar, atıldığında rüzgârın etkisiyle ses çıkarır ve düşmana korku salardı. Aynı zamanda Türkler dört nala at üzerinde, dört ayrı yönde isabetli ok atmada ustaydılar. iyi kement atarlar, yakın dövüşte mızrak, kargı, süngü, kılıç kullanırlardı. Türk savaşçılarının çeşitli savunma silahları da vardı. Bunların başında kalkan, zırh ve tolga geliyordu.

Bununla birlikte diğer Türk devlet ve topluluklarında görülen savaşçı özellik Uygurlarda değişti. Bu değişimde Uygurların Mani dinini kabul ederek yerleşik hayata geçmeleri de etkili oldu.

Aşağıda ilk Türk ordusuna ait araç ve gereçlerin numaralandırılmış resim ve isimleri verilmiştir. Bunları eşleştirerek boşluklara yazınız.

Türk savaş sistemi “hareket ve sürat” üzerine kurulmuştu. Savaşta hareket ve sürat üstünlüğünü sağlayan başlıca unsur at idi. Türkler aynı zamanda, savaşta kendilerine avantaj sağlayacak stratejik yer ve mevkileri düşmana kaptırmamaya büyük özen gösterirlerdi. Bu yüzden savaş meydanına düşmandan önce gelerek stratejik yerleri tutarlardı. Ayrıca düşmanın askerî faaliyetlerini önceden öğrenip gerekli tedbirleri zamanında alabilmek için gözetleme kuleleri oluştururlardı. Genellikle çevreye hâkim tepelerde bulunan bu kuleler, bir bakıma ordunun ileri karakollarıydı. Düşmanın durumu ile ilgili haberler, gece kulelerde yakılan ateşler ve gündüz bu ateşlerden çıkan dumanlar vasıtasıyla çok kısa bir sürede merkeze iletilirdi.

Yeni ülkelerin fethedilmesi, keşif seferleri ve yıpratma savaşları sayesinde olurdu. Alınması planlanan bölgeler ilk olarak öncü birlikler tarafından gözden geçirilirdi. Bu keşifler olumlu ise yıpratma harekâtına başlanırdı. Düşmanın yığınak merkezlerine, yol kavşaklarına, yiyecek ve malzeme depolarına seri baskınlar yapılırdı. Bu seferler sırasında düşmanın moralini bozmak için çeşitli rivayetler anlatılırdı. Bu harekât, düşman güçsüz duruma gelinceye kadar devam ederdi.

Türklerin en önemli savaş usulleri sahte ricat (geri çekilme) ve pusuydu. Savaşın başlangıcında düşmanın gücünü ölçen Türk komutanlar, onların yüz yüze savaşta yenilmesinin zor olduğunu düşündüklerinde bu taktiği uygularlardı. Süvari birlikleri kaçıyor gibi yaparak geri çekilirdi. Kaçarken ok atmaya devam eden Türk ordusu düşman askerlerini pusu kurduğu araziye çekmeye çalışırdı. Arazinin istenilen yerine kadar ilerleyen düşman burada pusu kuranlar tarafından çembere alınarak yok edilirdi. Türklerin başarıyla kullandığı bu usule Türk yurdunun adından dolayı “Turan Taktiği” (Kurt Kapanı) de denilmiştir.

TÜRK ORDUSUNDA STRATEJİ

Türklerde savaş için zamanın gece ve gündüz havanın da yağışlı ya da yağışsız olması gibi durumlar çok önemliydi. Örneğin Hunlar, genellikle ayın ilk yarısında hücuma geçmekteydiler, ayın ikinci yarısında geri çekilmeye başlamaktaydılar. Sürpriz baskınlarda da özellikle ayın dolun hâlinde bulunduğu geceyi tercih etmekteydiler. Öte yandan Türkler yağmurlu havalarda da savaşmaktan daima kaçınıyorlardı. Çünkü yağmurda yayın üzerindeki zamk eriyip kiriş gevşediği için yayın kullanılmasını son derece güçleştirmekteydi.

ORDUDA DÜZEN

Türk ordusunun ideal sayısı 400 bin idi. Tarihî kayıtlara göre, 400 bin kişilik ordu ilk defa Hun Türklerinde görülmüştür. Mete, Çin ordusunu MÖ 203 yılında Peteng Kalesi çevresini 400 bin atlıdan oluşan ordusuyla dört taraftan kuşatmıştır. Bu kuşatmada Hun ordusu, ana yönler ve bu yönleri ifade eden renkler esas alınarak dört kısma ayrılmıştır. Kuzeyde 100 bin kişilik yağız (kara=siyah) atlı, batıda 100 bin kişilik ak (beyaz) atlı, güneyde 100 bin kişilik doru (bordo) atlı, doğuda da 100 bin kişilik demir kırı atlı bulunuyordu.

TURAN TAKTIĞI

Bir Cevap Yaz.