Türk-İslam Devletlerinde Merkez Teşkilatı Yapısı Nasıldır?

2. Türk-İslam Devletlerinde Merkez Teşkilatı Yapısı Nasıldır?

İlk Türk-İslam devletlerinde merkezî yönetim, hükümdar, saray ve hükümetten oluşmaktadır.

Yukarıdaki tabloda Türk-İslam kaynaklarına ait alıntılar vardır. Bu alıntılardan yola çıkarak Türk-İslam devletlerinde İslamiyet öncesi Türklere ait hangi özelliklerin devam ettiğini karşılarına yazınız.

a. Hükümdar

İlk Türk devletlerindeki “kut” inancı Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra İslami bir anlam kazanarak “Allah’ın takdiri veya nasibi” olarak yorumlanmıştır. Kutun belli bir hanedana verildiği düşüncesi ise aynı şekliyle devam ettirilmiştir. Örneğin Timur, Oğuz Han soyundan gelmediği için han ya da sultan unvanı alamamış ve emir olarak kalmıştır. Bazen istisnai durumlara da rastlanmıştır. Memluklularda da kabiliyetli kişiler ordunun onayı ile sultanlığa yükselmiş ve ancak belli bir süreden sonra devamlı bir hanedan kurulabilmiştir.

Türk-İslam devletlerinde de ilk Türk devletlerinde olduğu gibi tahta geçme konusunda aynı şartlar geçerli olmuştur. Bu durum hanedanın erkek üyelerinin ülke içinde mücadelelerine yol açmıştır. Tahta kimin geçeceği konusunda değişen tek şey aile mensupları ve beylerin yerine zamanla devlet adamlarının etkili olmasıdır.

Türkiye Selçuklularında büyük şehzadenin tahta geçmesi geleneği kabul edilmişse de her zaman buna uyulmamıştır. Örneğin I. Gıyasettin Keyhüsrev ve İzzettin Kılıçaslan büyük şehzade olmadıkları hâlde hükümdar olmuşlardır. Türkiye Selçuklularında da tahta geçecek kişinin belirlenmesinde gelenek ya da sultanın vasiyetinden çok devlet adamları etkili olmuştur.

Türk-İslam devletlerinde hükümdar cesur, kahraman, akıllı ve bilge, halkı refah içinde yaşatan, hukuk yoluyla halkı adil idare edip birlik ve dirliği sağlayan, devleti emniyete alıp fetihler yapan, insan onurunu koruyan ve onlara eşit davranan biri olarak nitelendirilmiştir. Türk-İslam devletlerinde de hükümdar geniş yetkilere sahipti. “Saray”, “hükûmet”, “ordu” ve “adalet” olmak üzere dört müessesenin de başı olarak “yasama” (kanun yapma), “yürütme” (icra) ve “yargı” yetkilerini de kendi şahsında toplamıştır.

Sultanın belirli kurallar dâhilinde bildirdiği emirler, kanun hükmünde olup herkes itaat etmekle yükümlüdür. Ordulara kumanda etmek, vezirleri ve yüksek memurları tayin etmek hükümdarın yetki ve görevleri arasındadır. Ayrıca sultan “Divan-ı Mezalim”e de başkanlık yapar ve zulme uğrayan halkın doğrudan kendisine ulaşmasını sağlar.

Müslüman Türk hükümdarları, ilk Türk devletlerindeki hâ­kimiyet sembollerinin yanında yeni “unvan” ve “lakap”larla “hutbe okutmak”, “menşur” ve “hilat” gibi bazı maddi ve manevi unsurları hâkimiyet ve hükümdarlık sembolleri olarak kullanırlarken Karahanlı hükümdarları; ilk Türk devletlerindeki “ilig”, “hakan” ve “han” gibi unvanları devam ettirmiştir. Türk- İslam devletlerinde “sultan” unvanını ilk kez Gazneli Mahmut kullanmıştır.

İlk zamanlarda “melik” ve “emir” unvanlarını kullanan Selçuklu hükümdarları Melikşah ile birlikte “sultan-ı azam” (büyük sultan) unvanını almaya başladılar.

  • Hutbe okutmak: Cuma ve bayram namazları esnasında hutbede hüküm­darın adının, unvan ve lakaplarının “hatip” tarafından zikredilerek kendi­sine dua edilmesidir.
  • Tıraz: Abbasi halifelerinin hüküm­darlara gönderdikleri elbisedir.
  • Hilat: Abbasi halifeleri tarafından tıraz ile birlikte “külah, kemer, kılıç, at, eğer takımı, askerî mızıka, bayrak, para” gibi mal ve eşyaların hüküm­dara gönderilmesidir.
  • Menşur: Abbasi halifelerinin Selçuklu hükümdarlarının meşruiye­tini tanıdıklarına dair gönderdikleri ferman

Gazneli Mahmut’un hilat giyme töreni

Yukarıda Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserinden alınmış bir metin bulunmaktadır. Bu metinden hareketle Türk-İslam devletlerinde hükümdarın özellikleriyle görev ve yetkilerini tespit ediniz.

Saray Görevlileri

(Yay ayraç içindeki isimler Karahanlılara aittir.)

hares emîri Devlete ve hükümdara karşı suç işleyenleri yakalayıp cezalandırır.
vekil-i hâss Saraya ait bütün işlerle ilgilenir.
silahdâr Hükümdarın silahları ile ilgilenir.
abdâr Hükümdarın temizliği ile ilgilenir.
çaşnigîr Hükümdarın yiyecekleri ile ilgilenir.
şarabdâr

(idişçibaşı)

Ziyafetlerde içecekler ile ilgilenir.
câmedâr Hükümdar ve ailesinin elbiseleriyle ilgilenir.
candar Sarayı korumakla yükümlüdür.
alemdâr Savaşlarda bayrak ve sancağı taşır.
emîr-i ahur (ilbaşı) Atların bakım ve terbiyesi ile ilgilenir.
hânsâlâr (aşçı başı) Saray mutfağı ve hükümdarın sofrası ile ilgilenir.
emîr-i şikâr Hükümdarın av işlerini tertip ve tanzim eder.

b. Saray

Türk-İslam devletlerinde saray, hükümdar ve ailesinin oturduğu yer (harem), devletin de idare edildiği merkez (selamlık) ve aynı zamanda her çeşit memurun yetiştirildiği okul (enderun) konumundaydı. Bu yüzden saray, ordu ve hükümetle birlikte devletin en önemli üç temel unsurundan birisiydi.

Karahanlılarda saraya “kapu” denilirdi. Sarayın bu şekilde ifade edilmesi halkın nezdinde devlet kapısı olarak kabul edildiğini gösterirken devlet idaresindeki merkezî konumuna da vurgu yapmaktaydı. Karahan- lılardaki bu anlayış Osmanlılarda da Babıali (yüksek kapı) kelimesi ile devam ettirildi. Selçuklularda ise saray “dergâh” ya da “bargâh” şeklinde adlandırıldı.

Türk-İslam devletlerinde sarayda hükümdarın resmî ve özel işlerinden sorumlu, doğrudan hükümdara bağlı birçok görevli bulunurdu. Güvenilir kişiler arasından seçilen bu görevlilerin büyük bir kısmı yüksek rütbeli subaylar olup emirlerinde de hizmetli bir grup yer alırdı. Bunlar içinde en önemlisi “hacipler”di. Haciplerin başında Karahanlılarda “tayangu” veya “uluğ hacip”, Selçuklularda “büyük hacip” unvanlı kişi bulunurdu. Büyük hacip, Selçuklu devlet teşkilatında protokol bakımından sultan ve vezirden sonra üçüncü sırayı alırdı. Sarayın her türlü işinden sorumlu olan büyük hacip, “gulam sistemi”ne göre sarayda yetişmiş yüksek rütbeli subaylar arasından belirlenirdi.

Hükümdar ile halk ve hükümdar ile hükûmet arasındaki ilişkileri düzenlemek, haksızlığa uğrayanları Divan-ı Mezalim’e çıkarmak, elçilerin her türlü işiyle ilgilenmek, törenlerde ve toplu kabullerde protokolü düzenlemek de görevleri arasındaydı.

c. Hükumet

Türk-İslam devletlerinde devlet yönetiminde hükümdardan sonra en etkili kişi vezirdi. Hükümdar adına devleti yöneten vezir; Karahanlılarda “yuğruş”, Gaznelilerde “hâcei buzurg” unvanını taşırdı. Tayini bizzat hükümdar tarafından yapılan vezir, icraat ve faaliyetlerinde doğrudan doğruya ona karşı sorumluydu. Vezirlerin kendilerine ait divanları da bulunur ve buna “vezirlik divanı” (Divan-ı vezaret)adı verilirdi.

Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklularda devlet yönetiminde vezir önemli bir yere sahipti. Ancak Gaznelilerde vezir devlet yönetimiyle ilgili bütün konularla meşgul olmakla birlikte son karar hükümdara aitti. Hatta hükümdar isterse vezir tayin etmek zorunda değildi.

Selçuklularda vezirler bilgi ve kültür bakımından iyi                                                                    KutadguBmg, s. 164.

yetişmiş kimseler arasından seçilirdi. Sultanın en büyük yardımcısı sıfatıyla bütün memleket işlerinden sorumlu olan vezir, geniş yetkilere sahipti. Vezirlik divanından da tıpkı hükümdar gibi fermanlar çıkarır; tayinler yapar ve gerektiği zaman azillerde bulunurdu. Savaş zamanlarında da hükümdarla birlikte savaşlara katılırdı.

Türk-İslam devletlerinde devlet meseleleri, konularına göre “divan” adı verilen dairelerde görüşülerek karara bağlanırdı. Divanlar bir araya gelerek “büyük divan”ı yani hükümeti meydana getirirdi. Vezir başkanlığında diğer divan başkanlarının oluşturduğu hükümette devlet idaresi ile ilgili alınan kararlar hükümdarın onayından geçtikten sonra uygulamaya konulurdu.

Karahanlılarda büyük divana “Meclis-i Âlî”, Selçuklular da ise “Divan-ı Saltanat” adı verilmiştir. Divan-ı Saltanat devlet yönetiminde oldukça etkiliydi; sultanın kendi başına aldığı kararlar bile bu mecliste tartışılırdı. Gaznelilerde ise merkez teşkilatında beş ayrı divan bulunurdu.

Aşağıdaki tabloyu inceleyerek Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularda aynı divanların olması hakkında neler söyleyebilirsiniz ?

Türkiye Selçuklularında da Büyük Selçuklu Devleti benzeri divan teşkilatı oluşturulmuştur. Büyük divan (Divan-ı âlâ)da Büyük Selçuklulardaki divan üyeleri dışında naib-i saltanat (sultanın temsilcisi), emirü’l ümera (beylerbeyi), pervaneci (arazi işleri ile ilgilenir) gibi görevliler bulunurdu. Divanın görevleri özetle şöyle idi: Divana gelen davaları karara bağlamak, dış işleriyle ilgili
bürokratik işleri yürütmek, hükümdarın ve devletin maliyesini düzenlemek.

Bir Cevap Yaz.