Türk-İslam Devletlerinde İktisadi Kurumlar Nelerdir?

Türk-İslam Devletlerinde İktisadi Kurumlar Nelerdir?

İkta Sistemi

Türk-İslam devletlerinde iktisadi hayatın en önemli kurumlarından biri de ikta sistemidir. İkta sistemi ilk kez Hz. Ömer’in fethedilen topraklardaki arazileri eski sahiplerinde bırakıp bunlardan alınan vergilerin maaşlarına karşılık askerlere tahsis edilmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Emevi ve Abbasilerde uygulanan bu sistem daha sonra Selçuklular tarafından geliştirilmiştir.

Orta Çağda Avrupa’da iki kısma ayrılan köylüler feodalite sisteminin en alt sınıfını oluşturuyordu. Özgür insanların çocukları olan serbest köylüler, Selçuklularda olduğu gibi ektikleri topraklardan kazandıklarının bir kısmını himayesine girdiği sen- yöre vergi olarak verip istediği zaman yer değiştirebilirken esir köylüler (serfler) böyle bir hakka sahip değildi.

Selçuklular ikta sistemini Orta Asya’dan gelen Oğuz Türklerine yer bulmak, onlardan askerî kuvvetler oluşturmak, memleketi ve çiftçileri korumak amacıyla uygulamışlardır. Uygulamada merkez tahsildar göndermiyor, vergiler bizzat ikta sahiplerinin kendileri (kumandan ve askerler) tarafından maaşlarına karşılık olarak toplanıyordu. Maaşlardan fazla olan gelirler ise senelik maktu bir vergi olarak devlete intikal ediyordu.

İktalar özel mülkiyet olmadığından bunların hibe, vakıf ve satışına müsaade edilmezdi. Ancak kanunlara uyulduğu sürece toprağın kullanım hakkı babadan oğula devredilebilirdi. Bu durum daha çok küçük iktalarda söz konusuydu. Devlet, feodal yapılanmayı önlemek için büyük iktalarda bu duruma izin vermiyordu. İkta sahipleri halktan kanunlarla tespit edilen vergiden başka talepte bulunamazlardı.

Türkiye Selçuklu Devleti bu sistemi Anadolu’da küçük iktalar şeklinde uygulamıştı. Zamanla mirî toprakların vakıf veya nüfuzlu kimselerce geniş malikâneler hâline getirilmesi, Moğol istilası, iç çatışmalarda sultanların taraftar kazanmak için ikta topraklarını bazı kimselere özel mülk olarak dağıtması, sistemin zayıflamasına neden olmuştur. Bütün bunlara rağmen ikta sistemi yine de beylikler tarafından muhafaza edilmiş, Osmanlı Devleti tarafından devralınarak geliştirilmiş ve tımar sistemi oluşmuştur. Bu sistem ayrıca Musul atabeyleri vasıtası ile Mısır’a geçmiş, Eyyubi ve Memlûk devletlerinde uygulanmış ve hatta Hindistan’a kadar yayıl­mıştır.

Vergi Sistemi

İlk Türk devletlerinde olduğu gibi Türk-İslam devletlerinde de vergiye önem verilmiş ve toplanan vergiler devletin önemli gelir kaynağını oluşturmuştur.

Türk-İslam devletlerinde uygulanan İslam hukuku, vergi sisteminin oluşumunda da etkili olmuş ve vergi sistemi, bu doğrultuda şekillenmiştir.

İslam vergi hukukunda zekât, Müslüman halktan, belli bir sayıda hayvanı, değerli maden ve ticari eşyası olan kişilerden 1/40 oranında alınırdı. Öşür Müslümanlardan, haraç ise gayrimüslim halktan yetiştirdiği ürün üzerinden alınıyordu. Cizye ise askerlikten muaf tutulan askerlik çağındaki gayrimüslim erkeklerden alınan bir vergiydi. Çocuklardan, kadınlardan, ihtiyarlardan ve din adamlarından bu vergi alınmazdı.

İktisadi teşkilatlanmanın da temeli olan ikta sistemiyle zirai vergiler hazineye girmeden sipahilerin maaşlarını karşılıyordu. Vergiye esas olan toprak birimine çift-i avâmil deniyordu. Çift başına yıllık vergi 1 dinardı. XII. yüzyılda bu tür vergiler Anadolu’da para olarak toplanıyordu. Ayrıca bağlı devlet ve beyliklerin ödediği vergiler, kervanlar, çeşitli iş kolları, tüccarlar ve pazarlardan (bac) alınan vergiler devletin önemli gelir kaynaklarını oluşturuyordu. Yol, köprü yapımı ve bakımı veya herhangi bir sosyal hizmetle meşgul olan köylerden bazı vergiler alınmazdı.

Türk-İslam devletlerinde vergi sistemine ilişkin bu uygulamalar daha sonra Osmanlı Devleti Dönemi’nde daha da geliştirilerek uygulanmaya devam etmiştir.

Ahilik

Dericilerle İlgili Bir Fermandan…
“… Pirlerin taksimi budur ki ahi baba 3 hisse ala, muhalefet olunmaya. Kethüda iki hisse, … 30 yıllık üstatlar ikişer hisse, yirmi yıllık üstatlar birer buçuk hisse, 15 yıllık üstatlar birer hisse alalar ve muhalefet olunmaya. Muhammedi çekilip selametle dağıla. Şöyle biline ki üstatlar önünde kalfalar ellerini sallayıp söz ile mücadele ederlerse tekrar şakirdliğe vereler. Kabul etmez ise merdut oluna ve 10 yıllık kalfa serkeşlik ederse cezalandırıldıktan sonra suçu affoluna… Üstatlar herkes paylarını dükkânlarına götüreler. Duyulur ki başka yerlerden gelen üstatlar derileri toplayıp fukaralara zulmedip ziyade baha ile alırlarmış… Bu durumda Sultan Mahmut Ahi Evran pirimizin şecere-i şerifinde yazılı olan budur ki kadı efendiler şeriatı icra edeler, şecere-i şerife itimat edeler. Gaflet olunmaya.” denilmiştir.
Ergin TANER, Osmanlı Esnafı, Ticari ve Sosyal Hayat, s. 12

Aşağıdaki metne göre ahiliğin kuruluş amacını açıklayınız

Ahi Evran Letaif-i Hikmet adlı kitabında ahiliğin kuruluş felsefesiyle ilgili şöyle demektedir:

“Allah insanı, medeni tabiatlı yaratmıştır. İnsanların yemek, içmek, giyinmek, evlenmek, mesken edinmek gibi çok şeylere ihtiyacı vardır. Hiç kimse kendi başına bu ihtiyaçları karşılayamaz. Bu yüzden demircilik, marangozluk, dericilik gibi çeşitli meslekleri yürütmek için çok insan gerekli olduğu gibi bu meslek dallarının gerektirdiği alet ve edevatı imal etmek için de birçok insan gücüne ihtiyaç vardır. Bu yüzden toplumun ihtiyaç duyduğu ürünlerinin üretimi için lüzumlu olan bütün sanat kollarının yaşatılması şarttır. Bununla da kalmayıp insanların sonradan doğacak ihtiyaçlarını karşılamak için yeni sanat dallarının meydana getirilmesi gerekmektedir.”

Prof. Dr. Mikail BAYRAM, “Türkiye Selçukluları Döneminde Bilimsel Ortam ve Ahiliğin Doğuşuna Etkisi”, TürklerAnsiklopedisi, C 1, s. 260-261

Yandaki metne göre ahilerin hiyerarşisi ve ekonomideki işlevleri ile ilgili hangi yargılara ulaşılabilir?

Bu dönemde Avrupa’da Gild ve Hansa birlikleri ticaret ve ekonomide oldukça etkili olmuş ve ticaretin daha organizeli yapılmasında ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Bunlar iktisadi birlikler olduğu kadar dinî birliklerdi. Zira kilisenin gücü nedeniyle birlikler bütün kadrosuyla dinî tören ve merasime katılıyorlardı.

Türk-İslam devletlerinde ekonominin diğer bir önemli unsuru da ahilerdi. Şehirlerde kurulan ve gayrimüslimlere kapalı olan meslek birlikleri olan loncalar ahilerce işletiliyor ve böylece iktisadi faaliyetlerin önemli bir kısmının Müslüman Türkler tarafından yürütülmesi sağlanıyordu. XIV. yüzyılın ünlü seyyahlarından İbn-i Batuta eserinde, Anadolu’ya yerleşmiş Türkmenlerin yaşadıkları her beldede ahilerin, bekâr ve sanat sahibi gençlerden oluşan, birbirleriyle çok sıkı bir dayanışma içinde bir cemiyet olduğunu belirtmiştir. Ayrıca gençlerden her birinin halk içinde gözde bir mesleği icra ettiğini vurgulamıştır. Mesleki yeterliliği benimseyen, kaliteli, bol ve ucuz üretimi gerçekleştiren ahi birlikleri üretim ve dağıtımın düzen içinde gerçekleşmesini sağlamıştır. Böylece halkı refaha kavuşturmuş ve Osmanlılar Dönemi’nde de faaliyetlerini sürdürmüşlerdi.

Vakıf Sistemi

İktisadi refahı toplumun tüm kesimlerine yayma aracı olan vakıfların kökeni Türklerde Uygurlara kadar gitmektedir. Çin vakayinamelerinde, Uygur ülkesinde fakirlik olmadığı belirtilmiştir. Bir kişinin maddi sıkıntı içine düştüğü takdirde toplumun ona yardım ederek muhtaçlıktan kurtardığı kaydedil­mektedir.

İslam tarihinde Abbasiler Dönemi’nde hukuki bir statüye kavuşan vakıf kurumu Karahanlılar ve Gazneliler dönemlerinde görülmüştür.

Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulması ve doğudaki Müslümanların Türk hâkimiyeti altına girmesiyle de hızla yayılmıştır. Selçukluların İslam dünyasının liderliğine yönelik siyasetleri, ülkenin her tarafında birçok dinî müessesenin açılmasına, özellikle vakıfların kurulmasına yol açmıştır. Büyük bir mali güce sahip olan Selçuklu sultanları, şehzadeleri, devlet adamları ve ileri gelen zenginler, vakıf tesisinde birbirleri ile adeta yarışmışlardır. Selçuklulardan sonra diğer Türk-İslam devletleri de hâkim oldukları yerlerde vakıflara önem vermişlerdir.

Vakıfların gelişmesinde İslam dininin hayrı teşvik etmesi, artan gelirlerin lüks ve ihtişamdan ziyade sosyal refahı yükseltmeye yöneltmesi etkili olmuştur. Türkiye Selçuklularında sosyal ve iktisadi refah XIII. yüzyıl başlarında I. Keykavus ve I. Keykubad zamanlarında zirveye ulaşmıştı. Bu yüzden XIII. yüzyıl Orta Çağ Avrupa yazarları Türkiye’yi efsanevi zenginlikler diyarı olarak göstermişlerdir.

Vakıfların işlevine yönelik afiş ve slogan çalışması yapınız.

Bir Cevap Yaz.