Türk İslam Devletlerinde Hukuk Özellikleri Nelerdir?

TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE HUKUK

KUTADGU BİLİG’DEN

Bir memleketin bağı iki şeyden ibarettir:

Biri ihtiyatlılık, biri kanun; bunlar esastır.

Hangi bey memlekette doğru kanun koydu ise O memleketini tanzim etmiş ve gününü aydınlatmıştır.

Zulüm yanan ateştir, yaklaşanı yakar.

Kanun sudur, akarsa nimet yetişir.

Ey hâkim memlekette uzun hüküm sürmek istersen Kanunu doğru yürütmeli ve halkı korumalısın

Kanun ile ülke genişler ve dünya düzene girer.

Zulüm ile ülke eksilir ve dünya bozulur.

Beyler gönüllerini temiz tutar ve kanunu tatbik ederlerse Beylik bozulmaz ve uzun süre ayakta durur.

Yukarıda Kutadgu Bilig’den kanunla ilgili beyitler yer almaktadır. Bu beyitlerden hareketle Türk- Islam devletlerinde hukukun önemi ile ilgili neler söylenebilir?

ilk Türk devletlerinde olduğu gibi Türk-islam devletlerinde de adaleti devletin temeli sayan bir hukuk anlayışı hâkimdi. Bu anlayışta kanun gücü, her şeyin üzerinde tutulmaktaydı. Ayrıca doğru kanunlar yapmak ve onu adaletle uygulamak ve haksızlık yapan kim olursa olsun, eşit muameleyi terk etmeme anlayışı esastı.

DRAMA ÇALIŞMASI: Kutadgu Bilig’den

(Hükümdar Kün-Toldı adaleti, vezir Ay-Toldı mutluluğu temsil etmektedir.)

Bir gün hükümdar vezir Ay-Toldı’yı huzuruna çağırttı; Ay-Toldı huzura gelince hükümdarı gümüşten bir taht üzerine oturmuş elinde bıçak, solunda bir Hind otu ve sağında tatlı bulunduğunu gördü. Meraklı bakışlarla bunların neyi simgelediğini anlamaya çalıştı.

Kün-Toldı: Bana söyle bakayım şimdi neye hayret ettin?

Ay-Toldı: Ey devletli hükümdar merak ettiklerim birden fazladır. Öncelikle bu oturduğun ne biçim bir tahttır?

Kün-Toldı: Bak, bu üzerinde oturduğum tahtın üç ayağı vardır: Bu ayaklardan biri iyiliği, ikincisi doğruluğu, sonuncusu ise adaleti temsil eder. Üç ayak üzerinde olan hiç bir şey bir tarafa meyletmez; her üçü düz durdukça taht sallanmaz. Bu yüzden ben iyilik, doğruluk ve adaletten taviz vermem. İşlerimi bunlara göre yürütür ve hüküm verirken insanları bey veya kul olarak ayırmam.

Ay-Toldı: Ey devletli hükümdarım bu bıçak ne içindir?

Kün-Toldı: Ey becerikli insan, elimdeki bıçak biçen ve kesen bir alettir. Ben işleri bıçak gibi keser atar; hak arayan kimsenin işini uzatmam.

Ay-Toldı: Peki hükümdarım sağınızda duran tatlı neyi ifade eder?

Kün-Toldı: Tatlı, zulme uğrayarak benim kapıma gelen ve adaleti bende bulan insan içindir.

O insan benden tatlı tatlı ayrılır; sevinir ve yüzü güler.

Ay-Toldı: Solunuzda yer alan Hind otunun hikmeti nedir?

Kün-Toldı: Hind otu zehir gibi acıdır. Bu yüzden zorbalar ve doğruluktan kaçan kimseler içindir.

Bunlar kavga edip bana gelirler ve ben hüküm verince bakarsın, acı Hind ilacı içmiş gibi yüzlerini ekşitirler.

Beyliğin temeli doğruluk üzerine kurulmuştur; doğruluk yolu beyliğin esasıdır.

Türk-İslam Devletlerinde Hukuk Sisteminin Gelişimi

Gazneli Sultan Mahmut’u Divan-ı Mezalim’de gösteren minyatür.

Selçuklularda Hukuk Sisteminin Dayanakları

• KökTürk, Uygur ve Akhun gelenekleri,
• İslamiyet’e girişle birlikte Karahanlılar ve Gaznelilerle beraber Abbasilerden alınan uygulamalar,
• İmparatorluğun asıl kurucusu olan Oğuzların kabile gelenekleridir.

Yukarıdaki metne göre Türk-İslam devletlerinde hukuk sisteminin gelişimini, değişim ve süreklilik açısından değerlendiriniz.

Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleriyle hukuk sistemlerinde de değişiklikler olmuştur. Toplum ve devlet hayatında etkili olan törenin yanında şeri hukuk da uygulanmaya başlamıştır. Şeri hukuk, İslam hukuku kaynaklarına (Kur’an, sünnet, icma, kıyas) dayanan ortak görüşlerden oluşmuş olup devlet yönetiminde ve sosyal hayatta etkisini göstermiştir. Diğer taraftan Türk-İslam devletlerinde, fethedilen topraklardaki yerel halkın örf ve âdetleri de dikkate alınarak şeri hükümlere aykırı olmamak üzere yeni kanunlar yapılması örfi hukukun gelişmesini sağlamıştır. Devlet başkanları kamu zarureti ve geleneklere uyma düşüncesi ile şeri hükümlerin karşı çıkmadığı konularda, kanun çıkarma yetkisini kazanmıştır. Örneğin Melikşah Dönemi’nde büyük hukukçulardan oluşan bir heyet toplanarak medeni hukuka ait tartışmalı konular hakkında açık ve kesin hükümleri olan kanunlar yapmış, bu kanunlar ülke genelinde uygulanmıştır. Türk-İslam hukukunda Karahanlılarla başlayan bu geçiş dönemi Selçuklularla en gelişmiş hâline ulaşmıştır.

Cengiz Han, Orta Asya Moğol ve Türk kavimlerini egemenliği altına alarak 1206’da cihan imparatorluğu kurmuştur. Onun zamanında, Moğolların hukuk ve askerlik işlerini düzenlemek amacıyla Uygurca yazılan ve kaynağını Türk töresinden alan Cengiz Yasası oluşturulmuştur. Bu yasalara “Yasaname-i Büzürg” adı verilmiştir. Daha sonra yasalar Cengiz’in Müslüman halefleri tarafından yazılan kanunlarla geliştirilmiştir. Hükümdarın sadece kendi iradesi ile koyduğu kanunlar, İlhanlılardan sonra gerek Osmanlılar gerekse Doğu Anadolu ve İran’da kurulmuş olan Türkmen devletlerinde yasa veya yasakname adı altında toplanmıştır.

CENGİZ YASALARI
Cengiz Han her suça bir ceza koydu. Moğolların kendilerine ait yazıları olmadığı için Uygur yazısının öğrenilmesini emretti. İsteği üzerine yasalar yazılı hâle getirildi. Bu yasanın bazı hükümleri şöyledir:
• Kim bilerek yalan söyler veya sihirbazlıkla uğraşır veya bir başkasını gözetler veya kavga eden iki kişinin birinden yana kavgaya karışırsa ölümle cezalandırılır.
• Kadınlar, erkekler savaşta iken bunların iş ve vazifelerini üzerlerine almak mecburiyetindedirler.
• Bir kimse öldüğü zaman mirası, yakını varsa ona, yoksa yanında çalışanlara verilirdi.
Moğollar, çok kıymetli dahi olsa bir ölünün malını hazineye koy¬mazlardı.
İnsanlar dinine göre ayırt edilmez, biri diğerine üstün tutulmazdı. Hangi dinden olursa olsun âlim ve zahitlere iyi davranırlardı.
Ülke büyüdükçe haberleşme ve ulaşım zorluklarını önlemek için menziller kuruldu. Buralardan çalınan eşyalar için ağır cezai hükümler kondu. Menzilhanedeki demirbaşlar her yıl sayılır, eksik varsa o bölgede oturan halktan alınırdı.
İdare altındaki şehirlerin nüfusu sayılır. Buradaki insanlar onlara, yüzlere, binlere ayrılır. Her birinin başına onbaşı, yüzbaşı ve binbaşı tayin edilirdi. Bu şekilde hem askerî hem de menzilhanelerin hizmetleri yerine getirilirdi.

Yukarıdaki metinleri inceleyerek soruları cevaplandırınız.

  • Günümüzdeki hangi hukuk kuralları ve kişi haklarının Cengiz Yasası’nda da yer aldığı söylenebilir?
  • Cengiz Yasası’nın hangi yasalardan esinlendiğini tespit ediniz. Buna göre Moğolların hangi kültürün tesiri altında kaldığını belirtiniz.

Türk-İslam Devletlerinde Hukuki Yapı

Türk-İslam devletlerinde adli teşkilat, şeri ve örfi yargı olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Şeri yargı; aile, miras, ölüm ve ticaret konularıyla ilgilenirdi. Şeri davalara kadılar bakardı. Hayır işleri ve vakıfların idaresi gibi görevleri de bulunan kadıların verdikleri kararlara itiraz edilirse dava ikinci kez Divan-ı Mezalim’de görüşülürdü.

Kadılar, aynı zamanda bulundukları yerlerde merkezî idarenin de temsilcisiydiler. Hükümdar tarafından ataması yapılan kadıların başı “kadi’l- kudat”, kadıların tayin ve denetimini yapardı. Haklarında detaylı araştırma yapıldıktan sonra atanan kadılar, hukuk alanında uzman, kültürlü ve halk tarafından güvenilir kişiler olmalıydı. Kadılar, rütbelerine ve hayat standartlarına uygun maaş alırdı.

Örfi hukuk genel olarak; yönetim, askerî ve mali hukuku ilgilendiren konuları kapsardı. Başında Emir-i Dad’ın bulunduğu örfi mahkemelerin ağır siyasi suçlar için verdiği kararlar, sultanın başkanlığındaki özel mahkemede hükme bağlanırdı. Türkiye Selçuklularında örfi yargıya “darü’l-adl” (adalet evi) adı verilirdi.

SİYASETNAME’YE GÖRE DİVAN-I MEZALİM

“Padişah için haftada iki gün mezalim divanı kurup zalimlerden mazlumların haklarını almaktan, suçlulara ceza vermekten başka çaresi yoktur. Zulme uğrayanların da hükümdara dilekçe vermeleri, hükümdarın da verilen her bir dilekçeye yazılı emir vermesi gerekir. Zira sultanın mazlumları ve adalet isteyenleri haftanın iki gününde sarayına çağırıp onların şikâyetlerini dinlediği memlekete yayılınca zalimler, sultanın kendi­lerine vereceği cezadan korkarak ellerini millet malından ve zulümden çekerler.”

SULTANIN ADALETİ

Hükümdarın biri ağır işitiyordu. Bu yüzden davalara baktığında kendisine tercümanlık ediyorlardı. Ancak hacip tercümanlık sırasında ona doğruyu söylemiyordu. Böylece o da suç işlemiş oluyordu. Hükümdar hadiseyi bilmeyince doğru karar veremiyor ve uygun olmayan bir şey emrediyordu. Durumu anlayan hükümdar şöyle buyurdu: “Zulme uğrayanlar kırmızı elbise giysin, ondan başka hiç kimse kırmızı elbise giymesin ki onları tanıyalım.” Bu emirden sonra bu hükümdar bir file binip ovada dururdu. Kırmızı elbiseli herkesin toplanmasını emreder ve kimsenin bulunmadığı bir yerde otururdu. Onları huzuruna getirir. durumlarını yüksek sesle sorar ve hakkını verirdi.

Yukarıdaki metinleri inceleyerek aşağıdaki soruları cevaplandırınız.

  • Türk-İslam devletlerinde nasıl bir adalet anlayışı vardır? İslamiyet öncesi Türk devletleriyle benzer yönleri nelerdir ?
  • Divan-ı Mezalim, bugünkü hangi yargı organının işlevini yerine getirmektedir?

DİVAN-I MEZALİMİN GÖREVLERİ

• İdareciler ve memurlar hakkındaki şikâyetlerin incelenmesi,
• Divan kâtipleri ile vakıfların denetlenmesi,
• Kadı mahkemelerinde verilen kararların uygulanması,
• Muhtesibin yerine getiremediği kararların uygulanması.

Ordu mensuplarının davalarına ise kadıasker bakmak¬taydı. Türkiye Selçuklularında bu görevi “kadıleşker” yürüt¬müştür. Kadılara, görevlerinde ve aldıkları kararlarda herhangi bir baskı yapılmazdı. Bu durum yargı bağımsızlığına önem verildiğini göstermektedir.

Anadolu’da kurulan beyliklerin adli teşkilatlanması daha dar kapsamlı olmasına rağmen, Selçuklu adalet sistemine göre işlerdi.
Divan-ı Mezalim, Türk-İslam devletlerinde adli teşkilatın temel organlarından biriydi. “Yasama, yürütme ve yargı” görevlerinin yanı sıra “idari, dinî ve mali” alandaki görevleri de yerine getirirdi. Divan-ı Mezalim’de kadıların kararlarına yapılan itirazlar görüşülürdü. Siyasi suçlular ve devlet düzenini bozanlarla birlikte yüce divan sıfatıyla şikâyetçi olunan devlet memurları da burada yargılanırdı. Sultanın başkanlığında haftanın belirli günlerinde toplanır, sultan olmadığı zaman vezir başkanlık ederdi. Divan-ı Mezalim, Müslüman Türk devletlerinde değişik isimler almakla birlikte, işlevlerini birbirine yakın şekilde devam ettirmiştir. Yargılama idari ve adli yargı olmak üzere ikiye ayrılırdı. Mahkemede kararlar şeri ve örfi hukuka göre alınırdı.
Türk-İslam devletlerinde sınırların genişlemesi taşrada haksızlığa uğrayanların merkeze gelerek şikâyetlerini bildirmelerini zorlaştırıyordu. Bu nedenle buralarda da merkezdekine uygun bir modelde Divan-ı Mezalim oluşturuldu. Divan-ı Mezalim, o dönemde hukuk devleti anlayışının yerleşmesini sağladı.

Bir Cevap Yaz.