Türk İslam Devletlerinde Ekonomi

TÜRK-İSLAM DEVLETLERİNDE EKONOMİ

SIYASETNAME’DEN

“Vilayetlerin hesapları yazılarak gelir ve gider belirlenmelidir. Bunun faydası, harcamaların düşünülerek yapılmasıdır. Eğer faydalı ise üzerine kalem çekilmeden yerine getirilmelidir. Gelirleri artırma konusunda sözcünün bir fikri olursa dinlenmelidir. Sözlerinde hakikat payı varsa yerine getirilmelidir. Bütçe hakkında gizli bir durum kalmamalıdır.
Padişah, dünya malı ve bu tür işlerde orta yolu tercih edip insaflı davranmalıdır. Eski âdetler, iyi olarak anılan meliklerin kanunları üzerinde yürümeli, kötü gelenekler çıkarılmalıdır. Vergi memurları ve onların işlemlerini incelemek, geliri ve gideri bilmek, devlet mallarını korumak, hazinelerin ve ambarların dolu olup olmadığını ortaya çıkarmak için kontrol etmek, padişahın vazifesidir.”
Nizamülmülk, Siyasetname, s. 271

Yandaki metne göre Türk-İslam devletlerinde izlenen ekonomi politikaları ile ilgili hangi yargılara ulaşılabilir?

ilk Müslüman Türk devletlerinde bir taraftan halkı zengin kılmaya yönelik önceki iktisadi anlayış devam ettirmiştir.

Diğer taraftan da İslam dininin etkisiyle yeni anlayışlar ekonomide hâkim olma­ya başlamıştır. Bunlar; israftan kaçın­ma, devletin üretimden çok denetimle ilgilenmesi, servet ve mülkiyetin yaygın­laştırılması ile adil gelir dağılımının sağ­lanması olarak özetlenebilir.

Bütün Türk-İslam devletlerinde ilk Türk devletlerinde olduğu gibi tarım ve hayvancılıkla beraber ticarete de büyük önem vermiştir. Özellikle ipek Yolu’nu kontrol altına almak ve ticaret yollarını emniyetli bir duruma getirmek amaç edinilmiştir. Selçuklular kademe kademe ipek Yolu üzerindeki şehirleri ele geçirmeye çalışmışlardır. XI-XIII. yüzyıllarda bütün Türk devletleri Orta Asya, Doğu Avrupa yine Uzak Doğu, Hindistan, Akdeniz limanları arasındaki ticari faaliyetlerden pay almaya çalışmış ve bunda çok başarılı olmuşlardır. Selçuklular ayrıca şehirlerin imarına önem vererek yeni fethedilen kentlerde vergi indirimlerine yönelik siyaset izlemişlerdir. Horasan’ı aldıktan sonra, yöre halkından bir yıl süreyle vergi alınmayacağını ilan eden Tuğrul Bey, İsfahan’ı fethettikten sonra kent halkına üç yıl vergi muafiyeti tanımıştır. Böylece savaşta harap olan şehirler, kısa zamanda eski canlılığına kavuşmuştur. Melikşah Dönemi’nde elde edilen gelirler; ülkenin her yanında yaptırılan cami, medrese, kütüphane, türbe, saray, ribat, han, köprü, kale ve su tesislerine harcanmıştır.

Mısır’da kurulan Türk devletleri ise Baharat Yolu’nun Akdeniz’e açılan limanlarını kontrolleri altında tutmayı ve bu yoldan azami gelir elde edecek politikalar geliştirmeyi ihmal etmemişlerdir. Bu amaçla başta Venedik olmak üzere Avrupa ülkeleri, ticaret toplumları ile ilişkileri sıkı tutmayı dış politikaları için önemli görmüşlerdir.

Bir Cevap Yaz.