Tımar Sisteminin Bozulması

9. TIMAR SİSTEMİNİN BOZULMASI

Osmanlı Devleti’nde, mirî topraklardan alınacak vergi gelirlerinin, hizmetleri karşılığında sivil veya asker kamu görevlilerine bırakılması tımar olarak adlandırılmıştı. Mülkiyeti devlete ait olan tımar topraklarının her birine dirlik adı verilirdi. Timarlı sipahi adı da verilen dirlik sahibi, kendisine bırakılan arazinin burada yaşayan hak tarafından işlenmesini sağlar ve onlardan devlete ödemeleri gereken vergileri toplardı. Tımarlı sipahi, topladığı vergi gelirlerinin kanunlarla belirlenmiş olan ve kılıç denilen bölümünü, devlete verdiği hizmetin karşılığı olarak kendisine ayırırdı. Kalan bölümüyle de cebelü adı verilen atlı askerler yetiştirir ve savaş zamanında bu askerlerin başında sefere katılırdı.

Tımar sistemi sayesinde Osmanlı Devleti dirlik sahibi memurlarına ve askerlerine maaş ödemek zorunda kalmıyordu. Aynı şekilde hazineden harcama yapmadan her zaman savaşa hazır, tam donanımlı askerlerden oluşan büyük bir süvari ordusunu emri altında bulunduruyordu. Bu askerî birlikler barış zamanında ise ülkenin en uzak köşelerinde bile devlet otoritesini temsil ederek asayiş ve güvenliği sağlıyorlardı. Diğer yandan devlet, merkezden tahsil edilmesi oldukça zor olan bazı vergileri tımarlı sipahiler aracılığıyla kolayca toplayabiliyordu. Tımar sistemi, Osmanlı sınırları içinde, feodalite rejiminin ortaya çıkmasını da engellemişti. Çünkü bu sistemde, toprağı işleyen halk, dirlik sahibinin kanun dışı uygulamalarına karşı devlet tarafından korunmuştu.

Osmanlı Devleti’nde tımar sistemi 16. yüzyılın sonlarına doğru bozulmaya başladı. Bu dönemde tımar toprakları kanunlar çiğnenerek rüşvet karşılığında askerlikle ilgisi olmayan kişilere verildi. Böylece dirlikler, devlete hizmetle elde edilen ve askerî, siyasi, sosyal, ekonomik faydalar sağlayan gelir kaynakları olmaktan çıkarak nüfuzlu kimselerin elinde para ile alınıp satılabilen birer kâr aracı hâline geldi.

Tımar sisteminin bozulması hangi sonuçları ortaya çıkarmış olabilir?

a. Mukataa ve İltizam

Tımar sisteminin bozulmasında mukataa ve iltizam sistemlerinin yaygınlaşmasının da önemli etkisi oldu. Osmanlı Devleti’nde tımar sisteminin uygulandığı toprakların dışında kalan ve geliri doğrudan hazineye aktarılan topraklara mukataa adı verilirdi. Mukataaların gelirleri ilk zamanlarda devlet tarafından tayin edilen maaşlı memurlar tarafından toplanıyordu. Fatih Dönemi’nden itibaren ise devlet bu görevi mültezim denilen kişilere bırakmaya başladı.

İltizam olarak adlandırılan bu sistemde mültezim, devlete peşin para ödeyerek herhangi bir mukataanın vergi gelirlerini toplama hakkına sahip olurdu. Mültezimin devlete ödeyeceği bedel açık arttırma yoluyla belirlenirdi. İltizam hakkı genellikle üç yıllığına verilir; gerekli görülürse altı, dokuz hatta on iki yıla kadar uzatılabilirdi. Mültezimin yükümlülüklerini yerine getirmemesi veya daha çok para teklif eden birinin çıkması durumunda antlaşma devlet tarafından feshedilebilirdi. Mukataalar malikâne adıyla mültezimlere hayat boyu da verilebilirdi.

b. İltizam Uygulamasının Sonuçları

16. yüzyılın ikinci yarısına kadar geçen dönemde mukataaların Osmanlı toprakları içindeki payı oldukça düşüktü. Ancak aynı yüzyılın sonlarına doğru devletin nakit para ihtiyacının artmasına bağlı olarak bu durum değişti. Devlet hızla artan giderleri karşılamak amacıyla dirlikleri mukataa hâline getirip iltizama vermeye başladı. Böylece 17. yüzyılda hızla yaygınlaşan iltizam uygulaması giderek tımar sisteminin yerini aldı.

Osmanlı Devleti mukataaları genişleterek para ihtiyacını karşılamış, iltizam yöntemiyle de çok masraflı ve zor bir iş olan vergi toplamayı mali bürokrasiye gerek duymadan halletmiş oldu. Ancak çok geçmeden bu uygulama yeni sorunları da ortaya çıkardı. İltizam sisteminin uygulandığı yerlerde mültezimler devlete ödedikleri paraları fazlasıyla geri alabilmek için halkı sıkıştırdılar. Kıtlıklar ve iç isyanlar nedeniyle üretim yapmakta zorlanan ve bu nedenle artan vergileri ödeyemeyen çiftçilerin ürünlerine veya topraklarına el koydular. Bunun sonucunda da geçimini topraktan sağlayan halkın devlete olan güveninin sarsılmasına ve toprağını terk etmek zorunda kalmasına neden oldular.

İltizamın yaygınlaşmasıyla birlikte işsizlik, köyden kente göç ve eşkıyalık artarken iç isyanlar için uygun bir ortam meydana geldi. Tımarların azalmasına bağlı olarak tımarlı sipahi sayısı azalınca da eyaletlerde güvenliğin sağlanması zorlaştı ve isyanların bastırılmasında yetersiz kalındı. Bunun üzerine devlet asker ihtiyacını sekban ve sarıca denilen ücretli askerlerle karşılama yoluna gitti. Ancak bu kez de barış zamanlarında işsiz kalan sekbanların halktan haraç toplamaları gibi yeni problemlerle uğraşmak zorunda kaldı. Diğer yandan taşrada zenginleşen mültezimler zamanla siyasi bir güç hâline geldiler. İleride âyan olarak adlandırılacak olan bu kişiler Osmanlı merkezî otoritesinin ve denetim gücünün zayıflığından yararlanarak bulundukları yerlerde birer derebeyi gibi davranmaya başladılar.

Bir Cevap Yaz.