Tanzimat Dönemi Meydana Gelen Değişimler Nelerdir?

Tanzimat Dönemi Meydana Gelen Değişimler Nelerdir?

MUSTAFA REŞİT PAŞA (1800-1858)

13 Mart 1800’de İstanbul’da doğdu. Babası Mustafa Efendi ve eniştesi Ali Paşa (eski sadrazam)’nın devlet kademelerinde üst düzey memur olması sebebiyle devlet bürokrasisinde hızla yükseldi.

Ordu kâtibi olarak görev aldığı 1828 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, II. Mahmut’a gönderilen telhislerle dikkat çekti ve Amedî odasında görev aldı. 1829 Edirne ve 1833 Kütahya Antlaşması görüşmelerine kâtip olarak katıldı. 1834’te Paris, 1836’dada Londra Büyükelçisi daha sonra Dış İşleri Bakanlığı Müsteşarı oldu. 1837’de vezirlik rütbesiyle Dış İşleri Bakanlığına getirildi. İngiltere sefaretinde bulunduğu sıralarda İngiliz hükümet teşkilatını ve devlet ricalini yakından tanıdı. 1839’da İstanbul’a dönen Reşit Paşa, Gülhane Hatt-ı Hümayun’un ilan edilmesi konusunda Abdülmecit’i ikna etti. Bu dönemde Mısır ve Boğazlar meselesi, milliyetçilik isyanları vb. olaylar vardı.

Mustafa Reşit Paşa, Osmanlı Devleti’nin geleneksel kurum ve siyasetinin artık şekil değiştirmesi gerektiğini fark eden bir devlet adamı olarak kendinden sonraki reformcu çalışmaların öncüsü oldu. Ancak eski devlet geleneği ve bünyevi farklılıklar, Tanzimat’ın getirdiği müessese ve hükümetlere karşı muhalefeti daima canlı tuttuğu için Mustafa Reşit Paşa Tanzimat’tan umduğunu bulamadı. Karşılaştığı problemleri çözebilmek için bir aydın grubun desteğinden ve elverişli bir sosyal zeminden mahrum olan Paşa, sivil bürokrasiyi güçlendirerek bu olumsuzluğu etkisiz hâle getirmeye çalıştı.

Onun açtığı devir; aydınların yetişmesini, Osmanlı Devleti’nin geleceği için yeni düşünce, ıslahat ve yönetim şekillerinin tartışılmasını sağladı. Mustafa Reşit Paşa bu görevleri sırasında; kutsal yerler, Rusya ve azınlıklar, Macar ve Leh mültecileri meseleleriyle uğraştı. Karma ticaret mahkemeleri, Mekâtib-i Umumiye Nezâreti, Meclis-i Âli Tanzimat, Hazine-i Evrak, Encümen-i Daniş ve Şirket-i Hayriye’nin kurulması, rüştiye mektebinin açılması, işkencenin önlenmesi, esir ticaretinin yasaklanması gibi pek çok kurum ve kanunların oluşmasında etkili oldu. Bu dönem içinde altı kere sadaretten, üç kere de Hariciye Nazırlığından azledildi. Mustafa Reşit Paşa’nın İngiliz yanlısı politikaları, Tanzimat ideallerine bağlılığının bazı çevreleri rahatsız etmesi ve İstanbul’da İngiliz ve Fransız nüfuzunun azalıp çoğalması buna neden oldu.

1854’te dördüncü kez sadrazam olan Mustafa Reşit Paşa, Kırım Savaşı sırasında Rusya’ya karşı İngiltere ve Fransa’yı Osmanlı Devleti’nin yanına çekmeyi başardı. 1856’da yetiştirdiği yeni sadrazam Âli Paşa’nın hazırladığı Islahat Fermanı’nı devletin çıkarlarına aykırı bulduğunu belirten bir raporu Abdülmecit’e sundu.

Mustafa Reşit Paşa’nın biyografisini inceleyerek aşağıdaki soruları cevaplandırınız.

  • Tanzimat Fermanı’nın yayınlanmasına neden olan iç ve dış etkenler nelerdir?
  • Metinden hareketle Tanzimat Dönemi’nde hangi alanlarda yenilikler yapılmıştır?
  • MMustafa Reşit Paşa’nın Ferman ile ilgili amaçlanan hedeflere ulaşama­masının sebepleri nelerdir?

Osmanlı Devleti XIX. yüzyılda içte ve dışta karşılaştığı sıkıntıları aşabilmek için Avrupa’dan destek alma ihtiyacı hissetti. O dönemde devlet adamları içinde Avrupa’yı en iyi tanıyan çeşitli yerlerde elçilik görevlerinde bulunan Mustafa Reşit Paşa, padişah Abdülmecit’in onayıyla Avrupa usulüne benzeyen nitelikte ıslahat çalışmalarına girişti. 3 Kasım 1839’da Gülhane Parkı’nda Gülhane Hatt-ı Hümayunu adı ile anılan Tanzimat Fermanı’nı ilan etti. Bu tarihten 1876 Kanun-ı Esasi’nin (anayasa) ilan edildiği zamana kadar geçen döneme “Tanzimat Dönemi”, yapılan yeniliklere de “Tanzimat reformları” denildi.

Tanzimat Fermanı’nı hazırlayanlar padişahın yetkilerini sınırlamayı esas almışlardı. Padişahların tahta çıktıklarında yayınladıkları bir ahitname niteliğinde olan fermanın yaptırım gücü yoktu. Fermanla getirilen hakların nasıl uygulanacağı konu­sunda bir planlama yapılmadı. Bu yüzden ülke yönetiminde verimli bir işleyiş sağla­namadı.

1854’te Kırım Savaşı’ndan sonra Rusya’nın uzun bir süre Osmanlı için tehlike olmaktan çıkarılması, reformcuların önüne yeni bir barış ve huzur dönemi açtı. Öte yandan 1856 Paris Konferansı ile Avrupa devletleri Tanzimat Fermanı’nın hükümle­rinin genişletilerek uygulanması için bas­kılarını arttırdı. Bunun üzerine Babıali

1856’da “Islahat Fermam”nı ilan etti. Yeni ferman, gayrimüslimlere geniş haklar tanıdı. Gayrimüslim tebaanın gerek merkezi gerekse taşra yönetiminde görev almasına imkan sağlandı. Böylece idare daha geniş ve katılımcı bir yapıya kavuşturulmak istendi.

Tanzimat Fermanı Osmanlı tebaasında hoşnutsuzluklara sebep oldu. Ferman’ın tebaaya getirdiği eşitlik ilkesi Müslümanlar, askerlik yükümlülüğü ise gayrimüslimler tarafından hiçbir şekilde benimsenmedi. Bu yüzden Balkanlar ve Orta Doğu¬nun çeşitli yerlerinde (1861) ayaklanmalar baş gösterdi.

a. Tanzimat Dönemi Merkez Yönetimi

II. Mahmut Dönemi’nde yapılan ıslahatlar Tanzimat Dönemi reformlarının temelini oluşturmuştu. Yine bu dönemde ortaya çıkan sivil bürokrasinin Tanzimat Dönemi’nde önemli bir güç hâline gelerek yönetim alanında yapılacak yeniliklerde belirleyici rol oynadı.

II. Mahmut Dönemi’nde merkez teşkilatında yapılan düzenlemeler Tanzimat’la birlikte geliştirilerek bazı değişiklikler yapıldı. Başvekâlete çevrilen sadrazamlık eski durumuna getirildi. Şeyhülislamlık kurumunun siyasi danışmanlık niteliği azaltılarak sürdürüldü. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına yönelik bu çalışmalar laik bir sisteme geçiş için önemli bir adım oldu.

Tanzimat Dönemi’nde yüksek mahkeme işlerini gören ve yönetmelik hazır­layan meclisler kuruldu. Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye, yeniden düzenlenerek yönetimde etkin duruma getirildi. Kanun ve yönetmelik hazırlamanın yanı sıra yüksek bir mahkeme gibi görev yaptı. Ancak bu meclis kanun ve yönetmelik hazırlama görevini 1854’te kurulan Meclis-i Âli-i Tanzimat (Tanzimat Yüksek Meclisi)’a devretti ve sadece yüksek mahkeme olarak kaldı. 1861’de bu iki meclis birleşti.

1868’de ise bugünkü Danıştay’ın görevlerini üstlenen Şurayı Devlet ve Yargıtay’ın görevlerini üstlenen Divan-ı Ahkâm-ı Adliye kuruldu. Böylece yürütme ve yargı birbirinden ayrılmış, yargının bağımsızlığı tanınmış oldu.

b. Tanzimat Dönemi Taşra Yönetimi

Tanzimat Fermanı’nın getirdiği prensiplerin hayata geçirilmesi, eyalet yöne­timinde düzenlemeler yapılmasını zorunlu kıldı. Fermanın herkesten eşit miktarda vergi alınması kararı uyarınca II. Mahmut Dönemi’nde uygulanan iltizam usulü kaldırıldı. Merkezden gönderilen memurlarla vergilerin toplanması kararlaştırıldı. Ancak usulsüzlüklerin yaşanması üzerine iltizam usulüne geri dönüldü ve taşra yönetimini yeniden şekillendirecek bir dizi mali ve idari düzenlemeler yapıldı. Buralarda merkezî teşkilata benzeyen kademeli bir idare ve meclis hiyerarşisinin yer aldığı yeni bir yapı oluşturuldu.

Taşra teşkilatını düzenlemek amacıyla 1840’ta bir nizamname çıkarıldı. Bu nizamnameye göre en büyük birim eyaletti. Eyaletler sancaklara, sancaklar da (sancağın bir birimi olarak ilk kez kurulan) kazalara, kazalar da köylere ayrıldı. Eyalet yönetiminde eskiden olduğu gibi merkezden gönderilen vali (müşir) etkili oldu. Sancaklara kaymakam atanırken kazalarda halkın tercihine göre seçilen kaza müdürü, köylerde ise muhtar idareci oldu.

Eyalet sisteminde yeni bir yapılanmaya gidilerek valinin ve taşradaki diğer görevlilerin (defterdar, zaptiye müdürü, kaymakam ve kaza müdürü) görev ve yetkileri belirlendi. 1842’de devlet görevlileri yanında halkın seçtiği Müslüman ve gayrimüslim tebaayı temsilen üyelerin yer aldığı eyaletlerde “büyük meclis” (1849’dan sonra adı eyalet meclisleri), sancaklarda ise “küçük meclis” (1849’dan sonra adı, sancak meclisleri) kuruldu. Bu meclisler, mülki yöneticiye bölge sorunlarının çözülmesinde yardımcı olmak ve merkezden gönderilen emirleri uygulamak, bölge yönetimiyle ilgili her türlü icraatı yerine getirmek gibi görevleri üstlendi.

Taşra teşkilatında yöneticilerin yetki ve sorumlulukları, diğer görevli memur ve meclislere paylaştırılarak geniş yetkileri sınırlandırılırken daha merkezî bir idari yapı oluşturulmak istendi. Taşradaki meclislere gayrimüslimler de dâhil olmak üzere halktan belirli bir kontenjan ayrılarak halkın yönetime katılması sağlanmaya çalışıldı.

Islahat Fermanı’nın yayınlanmasından sonra ülke içinde ortaya çıkan bazı tepkisel hareketleri önlemek ve daha merkezî bir yönetim kurmak için taşra yönetiminde yeni düzenlemelere gidildi. Hazırlanan vilayet nizamnamesi 1864’te önce Tuna vilayetinde, 1867’de bütün ülkede uygulandı. Eyaletler “vilayet” adını aldı. Her vilayet sancak (liva), kaza ve köylere ayrıldı. Vilayetin başında vali, livada liva kaymakamı, kazada müdür, köylerde ise seçimle gelen muhtarlar görevlendirildi. Bunlara yardımcı olmak üzere halktan temsilcilerin de yer aldığı “vilayet idare meclisi”, “liva idare meclisi” ve köylerde “ihtiyar heyeti” oluşturuldu. Ayrıca vilayetlerde her yıl belirli zamanlarda toplanmak üzere “vilayet umum meclisleri” kuruldu. Livadan seçilen yerel temsilciler bu mecliste halkın isteklerini merkeze iletme şansına sahip oluyorlardı. Bu şekilde Osmanlı Devleti’nde halkın da yönetime katılımıyla oluşturulan bir dizi danışma meclisi ile merkezden taşraya uzanan merkezî bir idari yapı tesis ediliyordu.

1871’de yayımlanan Vilayet Nizamnamesi 1913’e kadar yürürlükte kaldı. Bu nizamname ile merkezin denetim ve kontrolü artırıldı. Taşradaki her idari birimin yönetimi ayrıntılı bir biçimde düzenlendi. Mülki amirlerin görev ve sorumlulukları belirlendi. Livada mutasarrıf, kazada kaymakam ve ilk kez oluşturulan nahiyede nahiye müdürü, köylerde ise seçimle gelen muhtarlar yönetici oldu. Liva, kaza, nahiye ve köylerde bölge halkını temsilen Müslüman ve gayrimüslim üyelerin katılmasıyla teşekkül edilen meclisler köylerden başlayarak kademeli bir şekilde vilayet umûmi meclislerini oluşturdu. Böylece halk meselelerini yönetime ulaştırarak çözüme ortak oldu. 1871 nizamnamesi ile vali ve mutasarrıfın bulunduğu her merkezde bir belediye örgütünün yer alması kararlaştırıldı. Buna göre kurulan belediye idare meclislerinin memurlar arasından seçilen bir meclis reisi vasıtasıyla kentin belediye işlerini yönetmesi sağlandı.

I. Meşrutiyet Dönemi’nde Osmanlı Meclis-i Mebusanının ilk işlerinden biri Osmanlı’nın yerel yönetim ve belediye hizmetlerini yeni baştan ele almak oldu. 1877’de çıkarılan belediye yasası 1 Eylül 1930 tarihine kadar yürürlükte kaldı.

Bir Cevap Yaz.