Osmanlıda Sosyal Hareketlilik

Osmanlıda Sosyal Hareketlilik

BUSBECQ’E (BUSBEK) GÖRE OSMANLI TOPLUMU

Biz huzurda iken büyük bir kalabalık vardı.

Bütün hassa alayı, süvariler, sipahiler, gurebalar, ulufeciler, yeniçeriler burada idiler. Bu koca mecliste bulunan herkes haiz olduğu mevkii ve rütbeyi kendi liyakati ile almıştı. Hiç kimse filanın neslinden, falanın soyundan gelmiş olmak dolayısıyla diğerlerinden yüksek bir mevkie çıkamaz.

Herkesin vazife ve memuriyeti ne ise ona göre itibar edilir. Bundan dolayı Türkler arasında merasimlerde üstünlük kavgası yoktur. Herkesin ifa ettiği vazifeye göre tayin edilmiş bir mevkii vardır. Herkese sultan bizzat memuriyet ve vazifesini tevcih eder. Bunu yaparken ne zenginliğe ne anadan doğma, babadan gelme asalete bakar ne istirhamlara ne tavsiyelere… Bir namzedin sahip olabileceği nüfuz ve şöhreti hiç nazarı itibara almaz. Yalnız liyakatla dirayete bakar, seciye arar, fikrî kabiliyet ve istidadı düşünür. Türkiye’de herkes kendi mevki ve istikbalinin banisidir. En yüksek mevkilere çıkmış olanlar çoğu zaman çobanlıktan yetişmişlerdir.

Busbecq’in anlatımına göre Osmanlı toplum yapısının özellikleri nelerdir?

Osmanlı toplumunda ayrı fonksiyonlara sahip zümrelerin bulundukları görevlerden ayrılmamaları arzu edilmekle birlikte, sınıflar arasında geçişler için bir engel yoktu. Yönetenler sınıfına geçebilmek için devlete ve İslam dinine hizmet ile görevinde başarılı olmak gereki­yordu.

Enderunda alınan eğitimden sonra askerî sınıfa girilebilir ve genellikle seyfiye içinde en yüksek mevkilere ulaşılabilirdi. Ayrıca medrese öğrenimi görmüş, kabiliyetli ve liyakat sahibi kişiler de adalet, eğitim, din ve sivil bürokraside en üst makamlara gelebilirlerdi. Yönetici sınıfa geçebilmenin en önemli şartı Islahat Fermanı’na kadar “Müslüman olmak”tı. Osmanlı Devleti’nde sınıflar arası geçişe imkân sağlayan bu sisteme dikey hareketlilik denilmekteydi.

Köyden şehre veya bir bölgeden başka bir bölgeye göçerek yerleşme; bulunduğu bölgenin sosyoekonomik yapısını bozmamak şartıyla serbestti. Toplumda yatay  yerleştikleri bölgeyi imar etmişlerdi. Askerî hareketlerle birlikte buralara gelen oymaklar ve topraksız köylülerin de bu zaviyeler çevre­sine binalar yapması ve yerleşmesi sonucunda köyler ortaya çıkmıştı.

OSMANLI SADRAZAMLARI

1453-1566 yılları arasında görev yapan yirmi dört veziriazamdan, ulema kökenli olan dördü hariç diğer yirmisi devşirmeden yetişmişlerdi, yani bunlar Hristiyan reaya çocukları iken devşirilerek belli bir eğitim ve öğretimden geçirilmiş ve devletin en yüksek mevkine getirilmişlerdi.

XVI. yüzyılda, Osmanlıların en yüksek eğitim kurumlarından biri olan Fatih Medresesi Müderrisliğine yükselenlerin sosyal tabanına baktığımızda, % 47’sinin reaya kökenli olduğunu görüyoruz. Geriye kalanların % 39’u ulema ailelerinden, % 14’ü de diğer askerî zümrelerden geliyordu.

ISKAN SİYASETİ

Murat, 1443’te Edirne yakınlarında Ergene Irmağı üzerine 392 m uzunluğunda bir köprü, köprünün girişine yolcuların misafir edilebileceği han, imaret, cami ve medreseden oluşan bir külliye inşa ettirmiş; topluma karşılıksız hizmet sunan bu sosyal kuruluşlara bir gelir kaynağı olarak da hamam ve dükkânlar yaptırmıştı. Vergiden muaf tuttuğu bir göçebe grubunu köprünün bakımı ve korunması için buraya yer­leştirmişti. Daha sonra ülkenin diğer yerlerinden her zümreye mensup insanlar gelerek Ergene’ye yerleşmişler ve burası köprünün yapılışından sadece 13 sene sonra, 1456’da 431 ailenin yaşadığı Uzunköprü kasabası hâline gelmişti.

Bir Cevap Yaz.