Osmanlıda Güzel Sanatlar

4. GÜZEL SANATLAR

15 ve 16. yüzyıllarda Osmanlılarda gelişen başlıca güzel sanatlar; minyatür, hat, tezhip, ciltçilik, ebru, kakmacılık ve çiniciliktir.

a. Minyatür Sanatı

Osmanlılarda el yazması eserlerin süslenmesinde kullanılan resimlere minyatür, bu resimleri yapanlara da nakkaş denirdi. Fatih, Topkapı Sarayı’nda bir nakkaşhane kurarak burada Seyyid Lokman ve Sinan Bey gibi sanatçılara ilk Osmanlı minyatürlerini yaptırdı. Bu çalışmalar sonucu II. Bayezit Dönemi’nde minyatürlü el yazması kitaplar çoğaldı. Minyatür sanatı, 16. yüzyılda doruğa ulaştı. Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde saraydaki nakkaşhane ya da nigarhane denilen minyatür atölyesinde edebiyat ve tarih kitapları resimlenirken klasik Osmanlı minyatür üslubu da belirginleşti. Bu yüzyılda Matrakçı Nasuh, Nakkaş Nigari ve Nakkaş Osman gibi ünlü nakkaşlar yetişti.

Osmanlı padişahlarının sanata önem vermelerinin nedenleri neler olabilir?

b. Hat Sanatı

Yazı veya çizgi anlamına gelen hat, güzel yazı yazma sanatıdır. Hat sanatı ile uğraşanlara ise hattat adı verilir. Türk kültür hayatına İslamiyet’in kabulünden sonra girmiş olan hat sanatı asıl gelişimini Osmanlı Dönemi’nde göstermiştir. Osmanlı hattatları bu sanata güzellik ve olgunluk kazandırarak hattın halk arasında yayılmasına katkıda bulunmuşlardır. Hat sanatı,
Fatih Dönemi’nde yaşayan ve Osmanlı hattatlarının piri olarak kabul edilen Amasyalı Şeyh Hamdullah ile zirveye çıkmıştır. 16. yüzyılın ünlü hattatı ise Ahmet Karahisari’dir. Karahisari’nin en önemli eseri, Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine yazmış olduğu ve hâlen Topkapı Müzesinde muhafaza edilen büyük ebattaki Kur’an-ı Kerim’dir.

c. Çinicilik

Çinicilik, kil topraktan yapılan levhaların genellikle çiçek resimleriyle bezenip fırında pişirilmesi sanatıdır. Osmanlılar dinî ve askerî yapıları, sarayları, konakları ve türbeleri çinilerle süslediler. Osmanlı çini ustaları da eşsiz güzellikteki eserleriyle bütün dünyada haklı bir şöhrete sahip oldular. Osmanlı çiniciliğinin merkezi Kütahya ve İznik’ti. 16. yüzyılda sadece İznik’te 300 kadar çini imalathanesi vardı.

Osmanlı çinilerinde Türk mavisi, domates kırmızısı, mor, sarı ve yeşil en çok kullanılan renklerdir (Fotoğraf 2.10). Bursa’daki Yeşil Cami ve Yeşil Türbe’nin yanı sıra Topkapı Sarayı’nın ve İstanbul camilerinin çinileri Osmanlı çiniciliğinin en güzel örnekleridir.

ç. Tezhip Sanatı

Tezhip, İslam kültürüne özgü kitap süsleme sanatıdır. Tezhip sanatçılarına müzehhip denir. Osmanlı Dönemi’nde süsleme işi altın kullanılarak yapıldığı için tezhip genellikle çok değerli kitaplara uygulanırdı. Yavuz’un İran Seferi dönüşünde getirdiği sanatçılarla gelişen Osmanlı tezhip sanatı Kanuni Dönemi’nde her bakımdan zirveye çıkmış ve bu alanda çok güzel örnekler verilmiştir.

d. Ciltçilik

Deri anlamına gelen cilt, el yazması kitap sayfalarını bir arada tutabilmek için yapılan koruyucu kapaktır. Bu kapakların yapımına ciltçilik, cilt ustalarına da mücellit denirdi. Osmanlılar Dönemi’nde diğer pek çok sanat dalında olduğu gibi cilt sanatında da zirveye ulaşılmıştır. Osmanlı Dönemi’nin ilk cilt örnekleri Fatih Sultan Mehmet zamanına aittir. 16. yüzyılda ise Osmanlı cilt sanatında muhteşem güzellikte eserler verilmiştir.

e. Kakmacılık

Ağaç, taş veya madenlerin oyularak bu oyuklara değerli taşlar ve metaller ile sedef, fildişi gibi malzemelerin yerleştirilmesi sanatına kakmacılık denir. Sedef kakmacılığı Osmanlılarda kullanılan en yaygın kakma biçimidir. Kakmacılık sanatı en fazla kitap kapakları, aynalar, silahlar ve ayakkabılar ile fincan zarflarının süslenmesinde, mimari eserlerde ve mobilyacılıkta uygulanmıştır.

f. Ebru Sanatı

Ebru, özel olarak hazırlanmış suyun yüzeyine boyaları serpiştirerek; oluşan deseni bir yüzeye aktarma sanatıdır. Tarihi tespit edilmiş en eski ebru örneği 1447 yılına ait olup Topkapı Sarayı’nda bulunmaktadır. Ebruzen denilen sanatçıların yaptığı ebrulu kâğıtlar genellikle cilt levhalarını süslemede ve devlet belgelerinde kullanılmıştır.

Osmanlı Padişahları ve Sanat

Osmanlı Padişahları sanatla yakından ilgilenmiş ve sarayda ehlihiref adı verilen bir sanatçı topluluğu oluşturmuşlardı. Sarayın her türlü sanat ve zanaat işlerini gören ve devletten maaş alan bu sanatçı grubu 16. yüzyılda oldukça kalabalık bir kadroya sahipti.

I. Selim 1514’te Safevilerden Tebriz’i aldığı sırada Tebriz Nakkaşhanesi İslam dünyasının ünlü sanatçılarıyla doluydu. Padişah bu sanatçıların önde gelenlerini İstanbul’a gönderdi. Böylece sarayda eğitilmiş ve İstanbul’daki sanatçılar arasından seçilmiş Osmanlı nakkaşlarına Horasanlı, Tebrizli nakkaşlar da katılmış oldu. Değişik üsluplara sahip nakkaşların bu şekilde bir araya gelmesiyle de kendine özgü bir Osmanlı tarzı ortaya çıktı. Osmanlı saray nakkaşları üslup ve konu bakımından doğu nakkaşlarından farklıydılar. Doğunun masalsı dünyası, abartılı süslemeleri Osmanlı ressamının ilgisini çekmiyordu. Onlar doğaya veya seçtikleri konuya daha gerçekçi gözlerle bakıyorlardı. Bu dönem Osmanlı nakkaşları genellikle padişahların ve paşaların katıldıkları savaşları, misafir kabullerini, düğün ve sünnet şenliklerini; padişahların avlanma, cirit ve ok atmadaki hünerlerini, ordu alaylarını ve padişah portrelerini resimlemişlerdi. Bu tasvirlerde ciddi ve ağırbaşlı ortamın varlığı ile devletin gücü ve düzeni dikkat çekiyordu.

Osmanlı sarayının nakkaşhanesindeki çalışmalar padişahların koruyuculuğunda ve denetiminde devam etti. Bu sayede 16. yüzyılın ikinci yarısında özellikle de III.Murat Dönemi’nde Türk minyatür sanatı doruğa ulaşarak en verimli çağını yaşadı. İlk on iki Osmanlı padişahının yüz ve vücut şekillerinin, giysilerinin anlatıldığı ve içinde Sultan Orhan’dan III. Murat’a kadar olan sultan portrelerinin yer aldığı Şemailname bu dönemde hazırlandı. Nakkaş Osman’ın bu eseri çağdaşı ve sonraki Türk ressamlarına da model oluşturdu. Nakkaş Osman, Surname adlı ölümsüz eserinde ise III. Murat’ın oğlu Şehzade Mehmet’in sünnet düğünü şenliklerini resimledi.

Bir Cevap Yaz.