Osmanlı Toplumunda Günlük Yaşamları Nasıldır?

3. OSMANLI TOPLUMUNDA GÜNLÜK YAŞAM

a. Kentlerde Günlük Yaşam

Osmanlı kentleri genellikle camiler etrafında inşa edilen medrese, imaret, darü’ş-şifa, han, hamam, tekke, zaviye, mektep gibi kültürel ve sosyal amaçlı yapılardan oluşurdu. Kent halkı bu yapılar topluluğunun etrafında kurulan mahallelerde otururdu. Müslüman ve gayrımüslim halkın bir arada yaşadığı kentlerde her dinî grubun ayrı mahallesi vardı. Kentin Müslüman halkının günlük yaşamı sabah ezanı ile başlar, yatsı namazına kadar devam ederdi. Evlerde aile üyeleri erkenden kalkar, erkekler iş yerlerine giderken kadınlar ev işleri ve çocukların bakımıyla ilgilenirlerdi. Kentlerin en canlı yerleri camiler, külliyeler ve bedesten adı verilen çarşılardı. Bedestenin etrafındaki sokaklarda çeşitli meslek erbabına ait dükkânlar sıralanırdı. Zanaat sahipleri bu dükkânlarda hem üretim yapar hem de ürettiklerini satarlardı. Çalışanlar öğle yemeklerini genellikle iş yerlerinde yerlerdi. Öğle ve ikindi vakitlerinde ise ibadet eder ve dinlenirlerdi.

Kent halkı temel gıda maddelerini genellikle toptan satın alırdı. Un, yağ ve şeker başlıca yiyecek maddeleriydi. Bunun yanında sebze ve meyveler, pirinç, kuru baklagiller ve koyun eti beslenmede önemli yer tutardı. Fırıncılar kent halkının ekmek ihtiyacını karşılardı. Bozacılar, şıracılar, muhallebiciler, şekerciler ve turşucular da alışverişin yoğun olduğu iş yerleriydi.

Camiler ibadet mekânı olmanın yanında devlet emirlerinin halka duyurulduğu ve davaların görüldüğü yerlerdi. Külliyelerin de kent yaşamında önemli yeri vardı. Külliyedeki medresede çeşitli yerlerden gelen öğrenciler eğitim görürdü. İmarethanelerde öğrencilere, yoksullara, kimsesizlere ve yolculara ücretsiz yemek verilirdi. Darü’ş-şifalarda ise din ve ırk farkı gözetmeksizin her kesimden insanlar tedavi edilirdi. Kentlerde günlük yaşam düzenli ve sakindi. Subaşı ve asesbaşıya bağlı kolluk güçleri sokaklarda dolaşarak güvenliği sağlardı. Geceleri bu görevi gece bekçileri üstlenirdi. Çarşı ve pazarların düzeninden muhtesip sorumluydu. Kent insanları arasında yardımlaşma ve dayanışma duyguları güçlüydü. Her mahalle kendi içindeki yoksul ve kimsesizlerin ihtiyaçlarını giderir, onları açıkta bırakmazdı.

Cuma günleri Müslümanlar için haftalık tatil günleriydi. Musevilerin tatil günü cumartesi, Hristiyanlarınki ise pazardı. Bayram ve kandil günleri, padişahların tahta geçmesi, şehzadelerin sünnet törenleri, düğünler, baharın gelişi, ordunun sefere çıkışı ve zafer kazanması halk tarafından şenlikler ve ziyafetlerle kutlanırdı. Kentlerde hareketliliğin arttığı zamanlardan biri de panayır günleriydi. Panayırlarda alışveriş yapılır, cambazlar ve hokkabazlar gösterileriyle insanları eğlendirirlerdi.

Ramazan ayı boyunca kurulan iftar sofraları aile üyelerini birbirine yakınlaştırır, aralarındaki sevgi, saygı bağlarını kuvvetlendirirdi. İnsanlar fitrelerini bu ayda verir, yoksullara yardım ederlerdi. Ramazan gecelerinde camiler aydınlatılır, kentin çeşitli yerlerinde halka açık eğlenceler düzenlenirdi. Bu eğlenceler çoğu zaman sahur vaktine kadar sürerdi.

Kentlerdeki günlük yaşamın Osmanlı toplumuna sağladığı katkılar nelerdir?

b. Köylerde Günlük Yaşam

Osmanlı köylerinde geniş aile tipi yaygındı. Köylü ailesinde kadın ve erkek bütün aile üyeleri üretim faaliyetlerine katılırlardı. Kadınlar günlük ev işlerinin yanı sıra yün eğirir, halı ve kilim dokur, yoğurt ve peynir yaparlardı. Ayrıca bağ bahçe ve tarla işlerinde çalışırlardı. Erkekler toprağı ekip biçer, hayvanları otlatır, tarım araç gereçlerini yaparlardı. Deri işleme ve keçe yapımı gibi güç gerektiren işleri de erkekler görürdü.

Köylerde yoğun çalışma mevsimleri olan ilkbahar, yaz ve sonbaharda insanlar kışlık ihtiyaçlarını hazırlarlardı. Kış gecelerinde ise kadınlar ve çocuklar evde vakit geçirirken erkekler köy odalarında toplanırlardı. Burada günlük işlerden ve köyün sorunlarından konuşulur; masallar, halk hikayeleri ve destanlar anlatılır, eğlenceli oyunlar oynanırdı. Halk ozanları da çalıp söyledikleriyle köy yaşamını renklendirirlerdi. Köylerde dinî bayramlar sevinçle karşılanırdı. Evlenme ve sünnet törenlerinde şenlikler düzenlenir, Nevruz Bayramı da köylüler arasında coşkuyla kutlanırdı.

Köylerde insanların çoğu birbiriyle akrabaydı. Köylüler arasında yardımlaşma ve dayanışma duyguları oldukça gelişmişti. Ev yapımı ve ekip biçme gibi işlerde birbirlerine yardım ederlerdi. Köprü, yol, köy odası ve cami yapımında da imece yöntemi uygulanırdı. Kentlerde olduğu gibi köylerde de camilerin önemli yeri vardı. Caminin bulunduğu yer köyün merkeziydi. Köylüler namaz öncesi ve sonrası cami avlusunda toplanır, sohbet ederlerdi. Sadece Müslümanların veya gayrimüslimlerin yaşadığı köyler olduğu gibi farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı köyler de vardı. Bu tür köylerde herkes birbirinin inancına saygı gösterir, yardımlaşma ve dayanışma içinde olurlardı.

c. Konargöçerlerde Günlük Yaşam

Konargöçerler yurt veya ev denilen çadırlarda yaşarlardı. İlkbaharda hayvanlarını otlatmak için yaylalara çıkan göçebelerde erkekler hayvanların bakımı ve otlatılmasıyla uğraşırlardı. Ekmek, peynir, yoğurt, yağ yapımı ile halı ve kilim dokumacılığı gibi işler ise kadınlara aitti. Göçebeler genellikle hayvansal gıdalarla beslenirlerdi. Çadırlarını ve giysilerini de yün, deri, tiftik gibi hayvansal ürünlerden yaparlar ve günlük yaşamlarını hayvanlarıyla ilgilenerek geçirirlerdi. Konargöçerler kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte hayvan sürülerini toplar, çadırlarını söker ve kışlaklarına dönerlerdi. Göçebelerin canlı bir kültür hayatı vardı. Aşık adı verilen kişiler, göçebe topluluklar arasında dolaşarak saz çalar, türkü söylerlerdi. Yaşlılar ise masalları, efsaneleri; türkü, mani ve deyişleri sözlü olarak genç nesillere aktarırlardı.

Kentlerde ve köylerdeki günlük yaşam ile konargöçerlerin günlük yaşamı arasındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir?

Batılı Bir Seyyahın Gözünden Türkler

“…Büyük bir refah içinde bulunan Türk köylüleri, Hristiyan köylülerin çoğunun aksine hiçbir zaman yalın ayak gezmezler. Dizlerine kadar çıkan çizme giyerler. Türkler erken kalkar ve işlerine erken giderler. Sessizlik ve büyük bir gayretle iş görürler. Rumlar, Sırplar ve Bulgarların aksine Türkler, evlerinde evcil hayvan beslemezler. Hiçbir Türk, temizce yıkanmadan evinden çıkmaz. Bir hayvanın yediği yemeği bir Türk yemez. Bir tavuk kesmek istediği takdirde bile onu bir müddet temiz yiyeceklerle besler…”

“…Gerek şehirde gerek köyde Türkler kuvvetli savaşçı, kanaatkâr işçi, namuslu tüccar, sadık arkadaş ve himaye edici efendilerdir. Kısaca, doğru ve samimi kimselerdir…”

Osmanlı Medeniyetinin Sırları

Sultanın karargâhı çok kalabalıktı. Hizmetkârlar ve yüksek mevki sahibi kimselerle doluydu. Bu muazzam kalabalığın içinde tek kişi yoktu ki itibarını kendi kişi sel cesaretinden ve meziyetlerinden başka bir şeye borçlu olsun. Doğduğu aileden dolayı diğerlerinden farklı kılınsın.

Sultan, vazifeleri ve görülecek hizmetleri bizzat kendisi dağıtır. Bunu yaparken o kim senin servetini ve rütbesini önemsemez, aday olanın şöhretini ve nüfuzunu düşünmez. Sadece meziyetlerini göz önüne alır. Ka biliyetini, karakterini ve mizacını inceler. İşte böylece herkes layık olduğunun karşılığını görür ve makamlar da işlerin üstesin den gelebilecek kimselerle dolar. Türkiye’de her insanın, içine doğduğu şartları değiştirme ve kaderini tayin etme imkânı vardır. Sultanın altındaki en yüksek mevkilere sahip kimseler genellikle sı ğırtmaçların oğullarıdır. Böyle doğmuş olmaktan utanç duymak şöyle dursun, bununla övünürler. Meziyetlerin doğum veya miras yoluyla soydan geçtiğini kabul etmezler.

Türkler arasında itibar, hizmet ve idari mevkiler kabiliyet ve faziletin ödülü oluyor. Kişi tembel ve sahtekâr ise hiçbir zaman yükselemi yor, küçümsenip hakir görülüyor. İşte, Türkler bu nedenle, neye teşebbüs etseler başarılı oluyorlar ve hükmeden bir ırk olarak hâ kimiyetlerinin sınırlarını her gün genişletiyorlar. Bizim usulleri miz ise çok farklı. Bizde meziyete yer yoktur. Her şey doğuma da yanır ve yüksek mevkilerin yolunu açan sadece soylu olmaktır.

Yukarıdaki metinlerden birincisi 1433 yılında Osmanlıların Rumeli’deki topraklarını gezen Fransız seyyah Bertran dondela Broquiere’e (Bertran do döla Brokiye) ait tir. İkinci metin ise Kanuni Dönemi’nde Osmanlı ülkesine gelen ve padişahın huzuruna çıkan Avusturya Elçisi Busbecq’in (Busbek) “Türk Mektupları” adlı eserinden alınmıştır. Anlatılanlardan hareketle 15 ve 16. yüzyıllarda Osmanlı toplumunun yapısı hakkında çıkarımlarda bulunarak Osmanlı toplumu ile Avrupa toplumlarını karşılaştıran bir metin yazınız.

Bir Cevap Yaz.