Osmanlı Toplumsal Yaşantı Özellikleri Nelerdir?

Osmanlı Toplumsal Yaşantı Özellikleri Nelerdir?

a. Osmanlı Saray Hayatı

Osmanlı Devleti’nde Fatih Sultan Mehmet zamanından Sultan Abdülmecit’e kadar 380 yıl devletin idare merkezi ve padişahların resmî ikametgâhı olan Topkapı Sarayı harem, birun ve enderun bölümlerinden oluşmaktaydı. Mütevazi bir yaşantının hüküm sürdüğü sarayda günlük hayatı İslam dininin kuralları ve sarayın kendi gelenekleri şekillendirmekteydi.

Padişahın ailesi ile birlikte özel hayatını yaşadığı bölüm haremdi. Padişahın annesi, eşleri, çocukları ve onların hizmetlerini yapacak dadı, sütanne, kalfa ve cariyeler bu bölümde yaşardı. Çocuklar okuma çağına gelince kendisine hoca atanır ve törenle derse başlanırdı. Bu çocuklara Kur’an, okuma yazma, Arapça, Farsça, Türkçe, matematik, tarih, coğrafya dersleri verilirdi.

Haremde padişah ve ailesi dışında beş altı yaşlarında iken buraya alınan cariyeler de yer alır ve eğitilirdi. Disipline dayalı temel değerleri esas alan eğitim veren haremde, cariyelere 6­20 kişilik gruplar hâlinde özel hocalar tarafından okuma yazma ve sarayın görgü kuralları öğretilirdi. Ayrıca kopuz, keman, kanun, ney, def, tambur, çalpare, çöğür, musikar gibi müzik aletlerini kullanma becerisine yönelik çalışmalar da yapılırdı. Dikiş dikmek, dantela ve örgü de günlük işler arasındaydı.

Sarayın bölümlerinden biri olan enderunda, devşirme yöntemiyle alınan çocuklar eğitilirdi. Birun ise sarayın çeşitli hizmetlerini gören görevlilerden oluşmaktaydı. Her iki bölümde de devletin resmî kurallarına uygun bir yaşantı vardı.

PADİŞAHIN KIZININ DÜĞÜNÜ (İstanbul, 5 Mayıs 1836)

p … Sultanın ikinci kızı Mihrimah’ın düğünü şerefine her yanı pencereli ^ ve Beyoğlu’nda denize nazır bir ^ köşkte toplanıldı. Pencerelerin altında ip ve at cambazları, İranlı pandomimacılar ve sayısız seyirciler vardı. Kadınlar geniş feraceleri ve ® beyaz yaşmaklarıyla yüksek bir yamacın ta yukarısına kadar sıra­lanmış oturuyorlardı. Gün batı- mından bir saat önce bizi gayet 0 büyük bir eski Türk çadırına götürdü­ler, burada yüz kişilik bir sofra kurul- p muştu. Bronz tepsiler, gümüş takımlar ve porselenler gerçekten muhteşemdi. 200’den fazla mum, yabancı temsilcilerle padişahın damadı, vezirler ve imparatorluğun üst rütbelilerinden mürekkep heyeti aydınlatıyordu.

Osmanlı Şehir Hayatı

Müslüman halkın gündelik hayatı sabah namazıyla başlar akşam namazı ile sona ererdi. Haftalık dinlenme günü ilk dönemlerde perşembe iken sonraları cuma olarak belirlendi. Bayramlar ile diğer bazı panayır ve şenlikler de yıllık “dinlenme günleri” olarak değerlendirilirdi.

Görsele göre Türklerin yemek yeme kültürü hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Osmanlı toplumunda gündelik işlerden sayılan yemek, az masraflı ve çabuk hazırlanan türdendi. Sofrada bir iki çeşit yemek olduğunda bununla yetinilirdi. Pirinç, koyun eti, sebze çok tüketilirdi. Süt mamulleri, özellikle yoğurt önemli gıdalardandı. İçecek olarak en çok boza, müselles, pekmez, bal suyu gibi şerbetler tüketilirdi. Yemekler bir sini üzerine konan kalaylı tas ve sahanlarda, porselen ya da pişmiş topraktan çanaklarda yenirdi. İstanbul’da Eyüp semtinde bulunan ünlü kaymakçı dükkânları önemli sohbet yerleriydi. İlk defa İstanbul’da 1554’te açılan kahvehane, kısa zamanda birçok şehirde moda olmuş, sohbet yerleri hâline gelmiştir.

Şehrin belli yerlerinde bulunan iş yerlerine yaya gidilirdi. Dükkânlar hem imalathane hem de satış yeriydi. Ticaret kervanlarıyla gelen mallar önce büyük hanlarda depolanır, esnafa dağıtımı buradan yapılırdı. Osmanlı şehirlerinde akşam olunca iş yerlerinin bulunduğu mahalleler gece bekçilerine terk edilerek gün batmadan eve dönülüyordu. Akşam yemeği ve yatsı namazından sonra hayat duruyor ve dinlenme saati başlıyordu.

Şehirlerde yaşayanlar çeşitli nedenlerle eğlenceler düzenlerlerdi. Padişahların tahta çıkmaları, dinî bayramlar, Ramazan ayı, şehzade sünnet­leri, sünnet düğünleri ve hıdırellez bu eğlenceler için birer fırsat olarak değerlendirilirdi. Müslüman olmayan halk da kendi geleneklerine göre eğlenirdi. Büyük yerleşim yerlerinde halkın gezmesi ve eğlenmesi için ayrılmış; içinde çayırlar, akarsu ve ağaçlıklar bulunan mesire yerleri mevcuttu.

Osmanlı toplumunda kadın aile içi düzenin sağlanması ve çocukların eğitiminden sorumluydu. Bu dönemde ekonomik faaliyetlere pek katılmayan kadın toplumda anne olarak saygı görürdü.

Bir Osmanlı mesire yeri olan Kâğıthane

Osmanlı Köy Hayatı

Osmanlı ülkesinde dağınık olan köylerin birçoğu beş altı haneden oluşuyordu. Dört, beş yüz hanelik yerler kasaba sayılıyor ama buralarda da köy hayatı yaşanıyordu. Birbirinden ayrı Müslüman ve Hristiyan köyler olduğu gibi karışık olanlar da vardı. Bu köylerde halk, cami bazen zaviye ya da kilisenin etrafında karşılıklı hoşgörü içinde yaşıyorlardı.

Köylerde yaşayanların temel uğraşısı tarımdı. Yörenin coğrafi ve iklim özelliklerine göre; buğday, arpa, yulaf, mısır, pirinç, meyve ve sebze gibi çeşitli ürünler yetiştirilirdi. Tarımı destekleyen en önemli unsur hayvancılık olduğu için öküz ve manda gibi hayvanlar beslenirdi. Bunların yanı sıra at, eşek, inek, tavuk ve keçi de beslenirdi.

Köy halkı gıdasını beslediği hayvanlarından ve ziraatttan temin ederdi. Beslenmede süt, yoğurt, çeşitli peynir, hububat, yaş veya kuru meyveler, koyun eti, bal, ceviz vb. besinler en önemli yer tutardı.

Bölgesine göre değişik malzemelerden inşa edilen evlerin döşemesi üzerine kilimler, halılar veya keçeler serilirdi. Ahır genellikle, evlerin altında veya yanındaydı. Isınmak için mutfağın ocağında odun veya tezek yakılırdı. Mobilya bulunmayan evlerde elbiseler için deri çanta veya ağaç sandıklar kullanılırdı. Hububat, et ve kuru meyveler gibi gıda maddeleri ise ambarlarda veya küplerde korunurdu. Köylüler kendi gereksinimi dışında kalan bahçe ve tarla ürünlerini satarak veya takas ederek aile bütçelerine katkı sağlardı.

Cuma günlerinde olduğu gibi Ramazan ve Kurban bayramlarında da camisi olan merkezî köylerde şenlikler yapılırdı. Bütün ülkede baharın gelişi de bayram havası içinde karşılanırdı. Her bölge kendi mahalli örf ve âdetlerine göre oyunlar oynar ve şarkılar söylerdi.

Osmanlı Göçebeler (Konargöçerler)

Göçebeler hayatlarını yaylak ve kışlak arasında sürdürüyorlardı. Bunlar at, koyun, keçi, katır ve deve besliyorlardı. Bir yere yerleşecekleri zaman çadırlarını yazın genellikle köy, harabe veya eski iskân mahalleri yakınına, kışın ise kasaba çevrelerine kurarlardı. İlk Türk toplumlarında kullanılan çadır (yurt) göçebeler tarafından da kullanılmaktaydı. Bu çadırlar çok çabuk kurulup kaldırılabilir nitelikteydi.

Göçebelerin hareketli bir hayat sürmelerinden dolayı at ve deve gibi o günün ulaşım ve taşıma vasıtaları günlük yaşamlarında önemli bir rol oynuyordu. Kışlakla yaylak arasında gidip gelmekle bir yılını geçiren halk, bakımıyla meşgul olduğu hayvanlarının kılından çadırlar dokur, yününden de elbise yapar ve dikerlerdi. Bunun dışında halı, çuval, heybe, çul ve kilim de dokurlardı.

Bazı yiyecekler besledikleri hayvanların etinden ve sütünden üretilirdi. Göçebeler mevsimlik uzun yolculukları sırasında konakladıkları yerlere yakın pazarlarda hayvancılığa dayalı yoğurt, yağ, peynir, yapağı gibi ürünlerini satıyor veya takas ediyorlardı.

Bir Cevap Yaz.