Osmanlı Ticaret ve Ulaşım Sistemi Özellikleri Nelerdir?

Osmanlı Ticaret ve Ulaşım Sistemi Özellikleri Nelerdir?

Anadolu’nun konumu ve yandaki metinden hareketle Osmanlı Devleti’nin hangi nedenlerle ticarete önem verdiğini açıklayınız.

GÜMRÜK GELİRLERİ

Ceneviz kayıtlarına göre, 1475’te İstanbul ve Gelibolu gümrük geliri üç yıllık iltizam karşılığı 120 bin Venedik altınına (yaklaşık 6 milyon akçe) varıyordu. Osmanlı arşiv kayıtlarına göre, birçok limanı içine alan İstanbul gümrük bölgesinin 1481’de bölge gümrük geliri üç yıl için 9.500.000 akçe hesaplanmıştır. Mültezimlerin artırmaları sonucu aynı yıl içinde dört yıllık gelir tahmini (mukataa) 12.500.000’dir. Gümrük gelirindeki artış bu bölgenin, Osmanlı Dönemi’nde Avrupa ve Akdeniz’le başlıca ticaret limanı olarak son derece gelişmiş bir Avrupa limanı olduğunun kanıtıdır.

Prof. Dr. Halil İNALCIK, Doğu Batı, s. 284-285.

Osmanlı Devleti de Türkiye Selçukluları gibi ticarete büyük önem vermişti. Devlet, güvenli bir piyasa ortamının oluşmasını, serbest ticaretin, transit ve dış ticaretin geliştirilmesini bir görev bilmiştir. Bu nedenle ticaretin denetimi ve yol güvenliğinin sağlanması devletin sorumluluğu altındaydı. Ticari faaliyetlerde tekelci eğilimlerin güçlenmesine, üretici ve tüketiciyi zarara uğratacak durumların ortaya çıkmasına izin verilmezdi. Dış ticarette devlet denetimi, dışarıya altın ve gümüş çıkışının yasaklanması ve bunun için yabancı tüccarın yine mal ile ülkesine dönmesinin sağlanması, bazı stratejik malların (pamuk, demir, kurşun, hububat, kalay, çelik, barut vb.) ihracının yasaklanması, para darlığına neden olduğu için ithal edilen altın ve gümüş üzerinden gümrük alınmaması şeklinde bir politika izleniyordu.

Osmanlı toprakları, Doğu ve Batı ekonomilerini birbirine bağlayan İpek ve Baharat Yolları’nın üzerinde bulunuyordu. Bu yollardan elde edilen gümrük gelirleri devlete önemli bir kaynak sağlıyordu. Bu nedenle Osmanlı devlet adamları ticari vergileri artırmak ve mal kıtlığı yaşamamak için kapitülasyonları vermekte tereddüt etmemişlerdi. Kapitülasyonların verilmesinin bir başka nedeni de uluslararası yeni ticaret yollarının keşfi ile XVI. yüzyılda okyanuslara kayma eğilimine giren Avrupa transit ticaretini Akdeniz’de tutma düşüncesiydi.

Çeşitli ülkelerden ve özerk yönetimlerden oluşan Osmanlı Devleti’nin merkezî bir devlet olabilmesi ancak sağlıklı bir haberleşme ve ulaştırma ile sağlanabilirdi. Devletin ulaştırma sistemi su ve kara yolları olarak iki kısımda incelenebilir.

Deniz ve Nehir Ulaşımı

Anadolu’nun coğrafi konumu ve ilk çağlardan beri transit ticaret bölgesi olması deniz ulaşımını gerekli kılıyordu. Selçuklulardan beri Kırım, Avrupa, Mısır ve Suriye limanlarıyla Kuzey ve Güney Anadolu limanları arasında yoğun bir ticaret vardı.

Selçuklular, Aydınoğulları ve Menteşeoğulları gibi beyliklerden denizciliği devralan Osmanlılar, sınırlar genişledikçe su ve deniz yollarını da ele geçiriyordu. Osmanlı Devleti İstanbul’un fethinden sonra denizciliğe daha çok önem verdi. Karadeniz’de Azak, Kefe, Akkerman gibi Kuzey Karadeniz limanları XV. yüzyıl sonunda fethedildi. Kanuni Sultan Süleyman zamanında donanma Kuzey Afrika’yı fethedecek ve Akdeniz’de hâkimiyet kuracak güce erişti. Sınırlarının en geniş olduğu dönemlerde Karadeniz, Marmara, Kızıldeniz  gibi iç denizlerin yanı sıra Akdeniz ve Basra Körfezi’nde de büyük ölçüde hâkimiyet sağlandı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Azak Denizi’ne açılan Don Nehri’yle Hazar Denizi’ne dökülen Volga Nehri’nin birleştirilmesini amaçlayan kanal projesiyle Karadeniz ile Hazar Denizi arasında irtibat sağlanacağı ve dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin Türkistan’a yönelebileceği düşünülmüştü. İşe başlandıysa da Kırım hanları bölgedeki etkinliklerinin azalacağını düşünerek projenin gerçekleş­mesini engellemiştir.

Ticaret yolları savaş malzemesi naklinde de kullanılıyordu. Karadeniz limanları (örneğin Trabzon) İran’da savaşan ordulara Tuna buğdayının veya Macaristan’da savaşan ordulara Kığı (Bingöl) demiri ve top güllesinin ulaştırılmasında önemli bir araçtı.

Osmanlılarda nehir ulaşımının çok önemli olmadığı söylenebilir. Zira Kuzey Anadolu Bölgesi’nin dik ve hızlı akan dar nehirleri, ulaştırmaya elverişli değillerdi. Fırat ve Dicle üzerlerinde sınırlı bir ulaştırma faaliyetiyle Tuna Nehri’nin ulaştırma ve nakliyata elverişliliği bu konuda istisna oluşturmaktadır.

Kara Yolu Ulaşımı

Osmanlı ulaştırma şebekesi içinde kara ve deniz ulaşımı bütünleşmişti. İstanbul, İzmir, Antalya, Alanya, Sinop ve Trabzon gibi limanlar aynı zamanda kara yollarının bitiminde bulunuyorlardı.

Osmanlılar, Bizans ve Selçuklulardan devraldıkları yol, kervansaray, köprü gibi bayındırlık tesislerini koruyup geliştirmiştir. Ayrıca yeni fethedilen Rumeli’de birçok kervansaray, han, köprü, imaret, misafirhane yaptırılmış ve bunlar da zengin vakıf gelirleriyle finanse edilmiştir. İç ulaşımda da deve ve tekerlekli araçlar yaygın olarak kullanılmıştır. Bu durumda taşıma maliyetleri oldukça yüksekti.

 

Develer kervan ticaretinin en önemli vasıtalarındandı.

Osmanlı Devleti geniş sınırlara sahip olduğundan değişik ticaret yolları ülkeden geçmekte olup işlek bir ulaşım ağı ve şebekesi kurulmuştu (sayfa 145’teki haritayı inceleyiniz). Yol ağı üzerindeki menziller arasında at, katır ve deve kervanlarının seferler yapmalarına imkânlar hazırlanmıştı. Menzil örgütü ile devlet, resmî haberleşmedeki güven ve hızı sağlamak için her menzilin çevresindeki köy ve kasabaları dinlenmiş ulak hayvanı bulundurmak ve habercileri ağırlamakla yükümlü kılmıştı. Ayrıca buralarda esnaf örgütü kuralları içinde taşımacılığı meslek edinmiş Mekkâri taifesi, özel ulaşım ve ticari mal naklini üstlenmişlerdi. Ulaşım güvenliğinin sağlanması için zaviyeler yaptırılmış, yol, geçit ve köprülerde dervişler istihdam edilmiştir. Sonraları bu amaçla derbent teşkilatı oluşturulmuş, Anadolu’da ve Rumeli’de binlerce aile, avarız vergilerinden muaf tutularak bu işle görevlendirilmiştir. Osmanlı ekonomisinde tüccarlar niteliklerine göre üç gruba ayrılmıştı.

Bir Cevap Yaz.