Osmanlı Sosyal Yardımlaşma

Osmanlı Sosyal Yardımlaşma

AHİ TEŞKİLATI

Antalya’ya geleli henüz iki gün olmuştu ki ahilerin biri gelerek yanımızdaki şeyh ile konuştu. Ne konuşulduğunu şeyhe sorduğumda: “Seni ve arkadaşlarını yemeğe davet ediyor.” dedi. Hayrete düştüm ama o an için teklifi de kabul etmek zorunda kaldım. Ahi çıkıp gittikten sonra şeyhe, “Görünen o ki bu adam fakirdir. Bizi ağırlamaya gücü yetmez. Kendisini rahatsız etmek istemeyiz.” dedim. Bunun üzerine şeyh tebessüm etti ve “Bu konuda tereddüt etmene hiç gerek yok. Seni davet eden kişi ahilerin reislerinden biridir. Kendisi kunduracıdır ve cömertliğiyle tanınmıştır. Yöredeki sanat sahiplerinden aşağı yukarı iki yüz arkadaşı vardır. Bunlar onu reis seçtiler ve bir zaviye inşa ettiler. Şimdi gündüz kazandıklarını geceleri sarf etmektedirler.”

İbn-i Batuta, Büyük Dünya Seyahatnamesi, s. 204-205 (Düzenlenmiştir.).

Metinde Ahi Teşkilatının hangi özelliklerinden bahsedilmektedir?

Osmanlı Devleti’nin kurulduğu yıllarda Anadolu’da Ahi birlikleri toplumsal yardımlaşma ve dayanışmada önemli rol oynamışlardır. Ahiler; şehir ve kasabalarda faaliyet gösteren teşkilat olup sosyal yardımlaşmanın dışında, topluma zarar veren kişi ve kuruluşları da ıslah etmiştir.

VAKFİYE

Doğanşah oğlu Şemsüddin Ahi Ahmet Hakkın rızasına uyup sevabını isteyerek Kur’an-ı Kerim’in emirlerine gönül bağlayarak Niksar şehrine bağlı Fidi Köyü’nün tamamını vakıf ve sadaka etti.

Fidi Köyü’nün hasılatının üçte biri Fidi Köyü’ne, üçte biri Niksar’daki zaviyeye, geri kalan üçte biri de mütevelliye verilecektir. Hayatta kaldığı müddetçe kendisi, kendisi öldükten sonra nesilleri devam ettikçe evlatları bu vakfın mütevellileri olacaklardır. Vakfedilen topraklar hiç bir sebep ve bahane ile satılamaz, bağışlanamaz, rehin edilemez, üç seneden fazla icara verilemez ve mülk olamaz. Dünya, varislerin hayırlısı olan Allah’a kalıncaya kadar kimseye miras kalamaz. Mütevelli, fakih, vali, hâkim, kadı ve sultandan Allah’a ve Ahiret gününe iman eden bir kimse bu hükmü bozamaz.

Bu vakfiye 690 yılı şevval ayının ortasında yazıldı. Vakfiyenin sonunda onun doğruluğuna şahitlik edenler:

Alioğlu Ahmed, İmamoğlu Hüseyin, Muhtesip Ahmet oğlu Mehmet, Hafız Mahmut oğlu Murat, Yusuf oğlu Ahmet, Ahmet oğlu İsa oğlu Mehmet, Kazvinli Ömer oğlu Ebulfazıl, İsmailoğlu Ali, Hüseyin oğlu Yusuf.

Metinden vakıflar hakkında hangi çıkarımlara ulaşabilirsiniz?

Osmanlılar Döneminde en önemli sosyal yardım kuruluşu vakıflardır. Uygurlar zamanında başlayan vakıf geleneği Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra dinî bir özellik kazanarak devam etti. Vakıf; bir malı, menfaati kamuya bırakılmak üzere özel mülkiyetten çıkartmaktır.

Vakıflar; hayır yapmak, topluma faydalı olmak, dinî ihtiyaçları gidermek; sağlık, kültür ve bayındırlık alanlarında toplumun ihtiyaçlarını karşılamak, toplumun kültür ve sanat düzeyini yükseltmek amacıyla kurulmuştu. Bunlardan başka Türk kültürünün yeni fethedilen topraklarda yerleşmesi ve yayılması, sınırlar dışında yaşayan Türklerin Anadolu’ya gelişlerinde kolaylık sağlanması amaçlarına yönelik vakıflar da kurulmuştur.

Vakfın kurucusu, kuruluşun şartlarını belirleyen vakfiyeyi belde kadısı ve şahitlerin huzurunda düzenlerdi. Mütevelli adı verilen yönetici tarafından idare edilen vakfın kuruluş sebepleri ortadan kalkmadıkça varlığı devam ederdi.

Vakıflar yoluyla cami, mescit, mektep, kütüphane, çeşme, yol, köprü, imaret, hastaneler inşa edilerek işletilmişti.

Böylece vakıflar aracılığı ile eğitim, din, sosyal ve bayındırlık hizmetleri görülmüştü. Osmanlı Devleti’nde vakıfların bir diğer türü de “avarız” vakıflarıydı. Bu vakıflar avarız vergilerini ödeyen, mahalle, köy ve esnaf teşekkül­lerinin ihtiyaçlarını karşılayan, yerleşim birimlerinde bulunan cami, mescit, su yolları gibi yapıların bakım ve onarımını gerçekleştiren vakıf binalarında çalışan görevlilerin ücret ve maaşlarını ödeyen yardımlaşma kurumlarıydı.

Vakıf müessesi Osmanlı toplum hayatında; iskân, istikrar, şehircilik, eğitim, kültür, sosyal hizmet ve ekonomik açılardan önemli rol oynamıştır. Bu sistem sayesinde ülke zenginlikleri paylaşılmış ve adil devlet yönetimi tesis edilmiştir.

Toplumda kadın, çocuk ve yaşlıların korunması ve özürlülerin bakımı vakıflar aracılığı ile gerçekleşmekteydi. Özellikle “avarız vakıfları”, mahalle veya köylerde hastalananların tedavisi, hastalık nedeniyle çalışamayanların bakımları ile kimsesizlerin ve yetimlerin korunmasını amaç edinmişti.

Bir Cevap Yaz.