Osmanlı Hukuk Alanındaki Gelişmeler Nelerdir?

OSMANLI DEVLETİ’NDE HUKUK, BİLİM, TEKNOLOJİ VE SANAT ALANINDAKİ GELİŞMELER

• Hukuk kurallarının yazılı hâle getirilmesine neden ihtiyaç duyulmuş olabilir?
• Piri Reis’in 1513’te çizdiği dünya haritası ile ilgili bir araştırma yapınız.
• Siyasi, ekonomik ve askerî güç ile bilim, kültür ve sanat faaliyetleri arasında bir ilişki var mıdır? Neden?

1. HUKUK ALANINDAKİ GELİŞMELER

Osmanlı Devleti, İslam dininin esasları ve Türk devlet geleneğinin gereği olarak adalete büyük önem vermiştir. Çünkü Osmanlı yönetim anlayışına göre adalet devletin temelidir ve devletin ayakta kalabilmesi için adaletin mutlaka sağlanması gerekmektedir. Aynı anlayışla hareket eden Osmanlı padişahları, halkı Allah’ın kendilerine emaneti olarak görmüş ve devletin bu emanete hizmet amacıyla kurulduğunu düşünmüşlerdi. Onlara göre, yönetim adalete dayanırsa halk huzurlu ve mutlu olur, ülkede üretim ve bolluk meydana gelirdi. Bunun sonucunda da halk zenginleşir ve devlete vergi öderdi. Vergiler ise hükümdarın güçlü ordular oluşturmasını, dünyaya hükmetmesini ve halka hizmet etmesini sağlardı. Osmanlı padişahları hakkaniyet çemberi denilen bu süreci gerçekleştirme iddiasında olan kişilerdi. Böyle olduğu için de devletlerinin kıyamete kadar yaşayacağına inanır ve onu devletiebedmüddet olarak tanımlarlardı.

Hakkaniyet çemberi adı verilen yukarıdaki şemaya bakarak Osmanlı Devleti için adaletin önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Osmanlı padişahları divanda halkın şikâyetlerini dinler, teftişler yoluyla zulüm ve haksızlıkları tespit ettirirlerdi. Ayrıca kanunnameler ve adaletnameler hazırlatarak ülkede adaleti tesis etmeye önem verirlerdi. Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında her bölgenin şartlarına uygun olarak sancak kanunları hazırlanır ve tahrir defterine kaydedilirdi. Bu kanunların ortak esasları ise padişahlar tarafından genel hükümler hâlinde bir araya getirilir ve kanunnameler adıyla ilan edilirdi.

İlk Osmanlı kanunnamesi, Kanunname-i Ali Osman adıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından hazırlandı. Böylece şeri ve örfi kanunlardan meydana gelen Osmanlı hukuku, sistemli bir şekilde ilk defa yazılı hâle getirilerek resmîleştirilmiş oldu. II. Bayezit, Yavuz ve Kanuni de mevcut kanunlardaki hukuk ilkelerini çıkardıkları kanunnamelerde topladılar. Böylece ülkede yazılı hukuk anlayışını yerleştirerek adaletin uygulanmasında birliği sağlamaya çalıştılar.

Osmanlı padişahları ülkede adaletin sağlanabilmesi için merkezî otoriteyi güçlü tutmaya önem vermişlerdir. Bu nedenle diğer Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi ülke topraklarını hanedan üyeleri arasında paylaştırmamışlar, “Ülke, padişah ve oğullarınındır.” anlayışını hâkim kılmışlardır. Bu anlayış 15. yüzyılda da devam etmiştir. Fatih Kanunnamesi’nde, tahta çıkan padişaha, merkezî otoritenin tek elde toplanmasını sağlamak adına diğer şehzadeleri öldürme yetkisi verilmiştir.

Fatih’ten sonra Osmanlı hukuk sistemindeki en köklü düzenlemeler Kanuni tarafından yapıldı. Bu dönemde çok çeşitli alanlarda kanunnameler çıkarılarak kanun düzenlemeleri sistemli bir hâle getirildi. Kanuni Kanunnamesi’nde Divan-ı Hümayunun işleyişi yeniden düzenlendi. Ayrıca eyaletlerdeki tımarlı sipahilerin hak ve sorumluluklarından, pazarların düzenine ve kılık kıyafet zorunluluklarına kadar çeşitli alanlarda düzenlemeler yapıldı.

Osmanlı hukuku örfi ve şeri olmak üzere iki bölümden oluşuyordu. Şeri hukuk kaynağını İslamiyet’in esaslarından alırdı. Örfi hukukun temeli ise İslamiyet’e uygun olmak şartıyla eski Türk geleneklerine ve fethedilen ülkelerin yürürlükteki kanunlarına dayanırdı. Örfi hukukun uygulanmasından sadrazam sorumluydu. Devletin bütün iş ve işlemlerinin şeri hukuka uygunluğu ise şeyhülislam tarafından denetlenirdi. Padişah şeri hukuk ile ilgili yargılama yetkisini kazaskere bırakmıştı. Adalet işlerinin başında bulunan kazasker bu yetkisini kadılar aracılığıyla kullanırdı. Sancak ve kazalardaki mahkemelere gelen davalara bakan kadılar dinî ve örfi kanunlara göre yargılama yaparlardı. Mahkemeler halka açık olarak yapılır; verilen karara, padişah dâhil, kimse karışamazdı. Mahkeme kararlarını beğenmeyenler bir üst mahkeme olan Divan-ı Hümayuna başvurabilirlerdi.

Kadılar görevlerini yerine getirirken bulundukları yerin idari görevlilerinden yardım isteyebilirlerdi. Ayrıca kâtipler ve bilirkişiler mahkemelerde kadılara yardımcı olurlardı. Kazadan daha küçük yerleşim merkezlerinde davalar kadı adına görev yapan naipler tarafından görülürdü. Vakıfların denetlenmesi ve vergilerin düzenli bir şekilde toplanıp hazineye aktarılması işi de kadıların görevleri arasındaydı. Kadılar ölen bir kimsenin mallarını mirasçılarına paylaştırır, günümüzdeki noterler gibi vekâletname düzenler, sözleşmelere ve alım satım işlerine nezaret ederlerdi.

Osmanlı Hukuku

Osmanlı Devleti’nde şeri ve örfi hukukun birbirleriyle çatışma veya rekabet içinde değil, şeri hukukun üstünlüğü gözetildiği müddetçe belli bir uyum içinde bulundukları söylenebilir. Her şeyden önce örfi hukuk, şeri hukukun birtakım hükümlerini ortadan kaldırmak veya değiştirmek iddiasıyla ortaya çıkmış değildir. Osmanlı hukuk sisteminde örfi hukukun rolü, şeri hukukun tanıdığı yetki dâhilinde bu hukukun düzenlememiş olduğu alanlarda hüküm koymaktır. Bu nedenle Osmanlı hükümdarları, şeri hukukun ayrıntılı olarak düzenlemede bulunmuş olduğu alanlarda kanun koymamaya, diğer alanlarda kanunlar yaparken de şeri hukukun ilkelerine ters düşmemeye dikkat etmişlerdir. Esasen Osmanlı Devleti’nde her iki hukukun aynı yargı makamı tarafından uygulanması, yani örfi hukuk için ayrı mahkemeler kurulmayıp şeriye mahkemelerince uygulanması, bu iki hukukun belli bir bütünlük dâhilinde yürütülmesini sağlamıştır. Şeri ve örfi hukukun bu bütünlüğü 16. yüzyıla ait kanunnameler ile ferman ve hükümlerde de görülmektedir. 17. yüzyıla ait teşkilat kanunlarında da şeri ve örfi hukuk birlikte dile getirilmektedir.

Bu devirlerde şeri ve örfi hukukun uygulama alanları kesin sınırlarla birbirinden ayrılmamıştır. Osmanlı hukuku içinde hemen her alanda şeri ve örfi hukuk esasları yan yana bulunur. Ancak her iki hukukun belirli alanlarda yoğunluk kazandıkları da açıktır. Şahıs, aile,miras, eşya, borçlar ve ticaret hukuku gibi özel hukuk alanlarında şeri hukuk esasları hâkim olmuştur. Devlet teşkilatı, idare, ceza ve vergi hukuku gibi kamu hukuku alanlarında ise şeri ve örfi hukukun yan yana bulunması söz konusudur.

Yukarıdaki metne göre Osmanlı hukuk sisteminin temel prensipleri nelerdir?

Bir Cevap Yaz.