Osmanlı Ekonomisinde Meydana Gelen Değişmeler Nelerdir?

Osmanlı Ekonomisinde Meydana Gelen Değişmeler Nelerdir?

TIMAR VE ZEAMET ERBABININ DÜZELTİLMESİ İÇİN DÜŞÜNÜLEN YOLDUR Kİ…

Zeamet ve tımar topraklarını daha fazla genişletmek şu şekilde mümkündür ki padişaha ait has topraklardaki köyler her sene bölük halkına (askerlere) hizmet olarak verilmekte olup aralarında açık arttırma ile satılmaktadır. Topyekün padişah parası adı ile ancak yüz yük akçe hazineye girmektedir. O da askerin aylığına sarf olunur. O taifeye, ulufe vermektense o topraklar zeamet ve tımar olarak verilip ulufeleri hazineye kalsa hem bunca asker meydana gelmiş olur hem o taifenin yükü hafifletilmiş olurdu. Devlet hazinesine de büyük fayda hâsıl olurdu. Padişahımıza bildirile ki hukuka aykırı bazı vakıflar vardır. Bunlar hayır amaçlı görünse de hazineyi zarara uğratmaktadırlar. Çünkü İslam memleketlerinde olan köy ve tarlalar … düşmanla dövüşenlerin hakkıdır. Hukuken belirli yeri vardır. O toprakların vakıf yapılması ne kadar doğru olur?

Zuhuri DANIŞMAN, Koçi Bey Risalesi, s. 40-41

Not: 1 yük, 200 keseyi, 1 kese ise 10 altını ifade etmektedir.

Metne göre tımar sisteminin bozulmasının nedeni ve sonuçları neler olabilir?

XVII. ve XVIII. yüzyıllar Osmanlı ekonomisi için bunalımlı dönemler olmuştur. Bunun nedenleri arasında içeride ve dışarıda özellikle Avrupa’daki gelişmeler önemli rol oynamıştır.

Sultan I. Ahmet Dönemi’nde (1603-1617) bastırılan paralardan örnekler

Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyılın sonlarından itibaren yapmış olduğu yoğun savaşlar, Celali isyanlarıyla Anadolu’da üretimin düşmesi ve taşrada devletin etkinliğini kaybetmesi sonucu toplanan vergilerin azalması gibi nedenlerden dolayı ortaya çıkan bütçe açıkları tağşişlere neden olmuş ve hızlı enflasyon görülmüştü. 1580’deki ilk büyük devalüasyonun ardından 1600’de ikinci devalüasyon yapılmış bu durum aralıklarla 1648’e kadar sürmüştü. Devlet ek gelir oluşturmak için padişaha ait olan iç hazineden merkezî hazineye para aktarmak, müsadere sistemini işletmek, tağşişler yapmak zorunda kalmıştı.

Osmanlı Devleti’nin mali bunalım yaşamasının en önemli iç nedenlerinden biri askerî, idari ve mali düzenin temelini oluşturan tımar sisteminin XVI. yüzyılın sonlarına doğru çeşitli sebeplerle bozulmaya başlamasıdır. Nüfuzlu kişilerin kanunlara aykırı olarak tımar ve zeametleri kendi çevrelerine vermeleri, fetihlerin durması, aşırı nüfus artışı ve toprak yetersizliği, tımarların dağıtımındaki usulsüzlükler, tımarların zamanla vakıf veya özel mülkiyete geçmesi bu sistemin bozulmasına neden olmuştur. Ayrıca Avrupa’da kurulan ateşli silahlara sahip merkezî ordular karşısında, eyalet (tımar) askerlerinin yetersiz kalmaları, devletin merkezî ordu kurmak istemesine neden olmuştur. Devletin gelirlerini merkezde toplamak amacıyla tımarları yüksek bedeller karşılığında iltizama vermesi tımar sisteminin çözülüşünü hızlandırmıştır.

Önceki bilgilerinizi kullanarak tımar sisteminin bozulmasının ekonomik  sonuçlarını açıklayınız.

Devletin XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra ekonomide nakit ihtiyacının artmasıyla vergi gelirlerini merkezî hazinede toplama çabaları ilk dönemlerden itibaren tımar sistemiyle beraber merkezden uzak eyaletlerde uygulanan iltizam sisteminin yaygınlaşmasına neden oldu. Daha sonra malikâne sistemi geliştirilerek 1695 yılında bir ferman ile yürürlüğe konuldu.

MUKATAA SİSTEMİNDE

Devlete ait mukataa denilen işletmeler (maden, orman, tuzla vb. işletme) üç yıllığına mültezime kira­lanıyordu.

Devlet süre dolmadan mukataayı ihalede gerçekleşen miktardan daha yüksek bir meblağa almak isteyen başka bir girişimciye de devredebi­lirdi.

Mukataalar ihaleye çıkarıldığında devlet, girişimciden kendisine daha önceden saptanmış bir miktarın ödenmesini istiyor, bunun karşılığın­da da mültezimi toplayacağı vergi konusunda serbest bırakıyordu.

Sistem, gelir toplama konusunda oldukça yavaştı.

MALİKANE SİSTEMİNDE

Bu sistemde mukataa malikâneciye ömrü boyunca kiralanmıştır. Buna karşılık girişimci devlete iki ayrı ödeme yapıyordu: İlk ödeme bir kereye mahsus ve oldukça yüksek meblağlara varabilen muaccele, ikincisi ise daha az bir meblağ olup her yıl yapılan mal idi.

Muaccele meblağları, iltizamda olduğu gibi açık artırmalarda oluşuyor, mal meblağları ise devlet tarafından belirleni­yordu. Girişimci öldüğünde malikâne miras­çılarına devredilemiyordu. Bu durumda devlet malikâneyi yeniden açık artırma yöntemiyle satıyordu.

Malikâneci hayatta iken malikânesini üçüncü şahıslara satma hakkına sahipti. Bu satış işleminden devlet, orijinal muaccele miktarının % 10’unu vergi olarak almak­taydı.

  • Tımar sisteminden mukataa sistemine geçmek devlete hangi avantajları sağlamıştır?
  • Mukataa ve malikâne sisteminin üretici ve girişimci açısından yarar ve zararları neler olabilir?
  • Malikâne sistemine geçmek devlete hangi avantajları sağlamıştır?

Devlete ait mukataa denilen işletmeler (maden, orman, tuzla vb. işletme) üç yıllığına mültezime kiralanıyordu. Mültezim açık arttırma ile bu işletmelerin vergi gelirlerini toplama hakkını elde ediyor, devlette bu sistemle peşin olarak vergi tahsil etmiş oluyordu. Ancak mültezimin vergi kaynağını ne kadar bir süre ile kontrolü altında tutabileceği belirgin değildi. Çünkü devlet mukataayı süresi dolmadan daha yüksek bir bedel karşılığında başka bir girişimciye devretme hakkına sahipti. Bu işleyiş, mukataanın mültezim tarafından aşırı ölçüde sömürülmesine yol açmıştı. Çünkü mültezim, en kısa zamanda yatırımının karşılığını vergi kaynağından karşılamaya çalışıyordu.

Mukataa gelirlerinin ömür boyu kiralandığı malikâne sistemine geçiş ile hem devletin acil para ihtiyacı hem de yıllık giderlerinin finanse edilmesi amaçlanmıştı. XVII. yüzyılın sonlarında yürürlüğe giren bu sistem sayesinde devletin toplam gelirleri on dört kat artmıştı. Bu büyük artışın nedeni, vergi kaynaklarının çok gelir getiren bir yatırım aracı olmasıydı. Bu
sisteme en çok yatırım yapanlar devletin ileri gelenleriydi. Çünkü mülkiyet hakları çok sınırlı olan askerî sınıfa mensup bu zümre, yaşam süresiyle sınırlı da olsa rahatça mülkiyet edinmiş oluyordu. Malikâne sistemi XVIII. yüzyıl boyunca devam etti. Ancak 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nın getirdiği ağır yük nedeniyle 1775’te esham adı verilen senetler piyasaya sürülerek iç borçlanma süreci başladı. Bu mukataaların yıllık kârlarının paylara ayrılarak bu payların satılması işlemiydi. Malikâne
sistemi zamanla âyanlığın güçlenmesinde ve daha sonra büyük toprak sahiplerinin ortaya çıkışında etkili oldu.

Osmanlı ekonomisinin bozulmasında dış gelişmeler de etkili olmuştur. Coğrafi Keşifler sonunda sömürgelerden gelen kıymetli madenler (özellikle gümüş) Avrupa’dan sonra Osmanlı topraklarında da hızla yayıldı. Avrupalı tüccarlar aldıkları mala karşılık merkantilist anlayışla altın yerine gümüşle hatta mal ile ödeme yapıyorlardı. Bu durumda ülkede gereğinden fazla gümüşün bol, ucuz ve kolay bulunur olması madenlerin işletilmesini ekonomik olmaktan çıkardı. Bu nedenle Rumeli’de pek çok maden ocağı kapandı ve bu madenlerin çevresindeki darphaneler de aynı şekilde kapanmak zorunda kaldı. Ekonomik dengelerin bozulmasıyla güç durumda kalan devlet daha hafif akçe basmak suretiyle 1584’te zorunda kaldı. Bundan sonraki süreçte akçenin değerini sabit tutmak mümkün olmadı. XVI. yüzyılda Avrupa’da fiyatların artması üzerine ham madde ihtiyacı daha ucuz bir şekilde Osmanlı’dan temin edildi. Bu durumda Osmanlı Devleti’nde enflasyonun ve fiyatların artmasına, para değerinin de düşmesine yol açtı.

Uluslararası ticaret açısından Doğu ticaret yolları hemen önemini kaybetmemiştir. Osmanlıların Basra Körfezi ve Hint Denizi’nde Portekizlilerle mücadelesi, bu eski ticaret yolunun tamamen önemini kaybetmesini önlemiştir. Baharat Yolu bir yüzyıl daha Lizbon’la rekabet etmiştir. XVI. yüzyılın ilk yarısında Akdeniz üzerinden Avrupa’ya Doğu’nun ticari malları
gelmeye devam ediyordu. Kızıldeniz ve Basra Körfezi yoluyla gelen bu kıymetli mallar Halep, şam, Trablus ve Kahire pazarlarında Avrupalı tüccarlar tarafından satın alınmaktaydı.

MERKANTALİZM

Merkantalizm, XVI. yüzyılın ortasından XVII. yüzyılın sonlarına kadar Batı Avrupa’da etkili olmuş bir ekonomik anlayıştır. Bu anlayışa göre bir ülkenin zenginliği sahip olduğu altın, gümüş gibi değerli madenlerin miktarıyla ölçülebilir. Merkantalizme göre, yönetim ekonomide korumacı bir rol üstlenmeli, dış satımı desteklemeli ve dış alımı sınırlandırmalıdır.

DOĞU TİCARET YOLLARI

1554’te sadece Venedikliler, ıskenderiye’den 6000 kental baharat aldılar. 1560- 1564 arasında Orta Doğu’da yıllık 12 bin kental baharat alımı, Vasco de Gama’nın Hint yolunu keşfinden önceki miktar kadardır. 1564’te bir Portekiz casusu, ıskenderiye’ye 30 bin kental baharat geldiğini hükûmetine bildirmekteydi. ıngiliz kayıtlarına göre1583’te, her ay Basra Limanı’na yanaşan Hürmüz gemilerinin Hint eşyası, baharat, ecza, indigo boyası ve Kaliküt kumaşları getirdiklerini yazar. Bu kayıtlar XVI. yüzyıl sonlarına kadar Kızıldeniz yolunun Hint ticaretine kapanmadığını göstermekle kalmıyor, ticaretten elde edilen gümrük vergilerinin ne kadar önemli olduğunu da gösteriyordu.

Bir Cevap Yaz.