Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme Dönemi

Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme Dönemi

TANZİMAT DÖNEMİ’NDE OSMANLI EKONOMİSİ

… Memleketin iktisadi durumu gelirlerin azalmasıyla kendini açıkça göstermektedir. Boş yere konulan birçok vergi sadece bunları toplayanları zengin etmektedir. Memuriyet satışı devlet gelirinin en büyük kaynağını teşkil etmektedir. Vilayetler başkentten gönderilen paşaların kendilerini soyacaklarına inanmaktadır… Hediye, bütün Doğu’da olduğu gibi burada da âdettir; memurlar ve subaylar bahşiş alırlar. Paranın ayarının bozulması artık son haddine gelmiştir. Burada toprağa pek az sermaye yatırılmaktadır ve servet çok defa şu ya da bu fertte toplanan paradan ibarettir. Avrupa’daki gibi üretimden doğmamıştır. Ziraatin durumu bundan da kötüdür. Zorunlu ihtiyaç maddelerinin fiyatları birkaç kat artmış, Boğdan, Eflak ve Mısır gibi İstanbul’un büyük zahire ambarları kapanmıştır. Memleketin içinde kimse büyük ölçüde tahıl ziraatıyla uğraşmak istemiyor, çünkü hükümet, satın almalarını, kendi kendine tayin ettiği fiyatlarla yapmaktadır. Böylelikle hükümet, uçsuz bucaksız verimli topraklar ekilmeden dururken buğdayı Odessa’dan satın almak zorunda kalıyor.

Feldmareşal H. Von MOLTKE, Moltke’nin Mektupları, s. 45-48

Metin, görsel ve ön bilgilerinizi kullanarak Osmanlı Devleti, Tanzimat Döneminde ekonomi alanında hangi düzenlemeleri yapmıştır?

XIX. yüzyılda nüfus artışı ve ekonomik şartların iyileşmesi şehirlere olan göçü hızlandırmıştır.

XIX. yüzyılda demografik gelişmeler Osmanlı ekonomik ve toplumsal yapısında da değişime neden olmuştur. Klasik Dönemde durağan seyreden nüfus, XIX. yüzyılda iyileşen yaşam koşulları ve göçler ile artış göstermiştir. Nüfus artışı ve ekonomik yapıdaki değişim kentleşmeyi de hızlandırmıştır. Önemli liman kentleri, demir yollarının geçtiği kentler ve diğer yerleşim alanlarında nüfus artışı yaşanmıştır.

Tüketim

ARABA SEVDASI’NDAN

. Bihruz Bey, kalem dairesine gitmediği günlerde ise saçlarını kestirmek, terziye elbise ısmarlamak, ayakkabıcıya ölçü vermek gibi önemsiz sebeplerle Beyoğlu’nda, vakit geçirir, sokakları arşınlar dururdu… İstanbul’a geldikten sonra üç şeye merak sarmıştı: Birincisi araba kullanmak, ikincisi alafranga beylerin hepsinden daha şık, daha süslü gezmek, üçüncüsü de Beyoğlu’ndaki frengi berberler, ayakkabıcılar, terziler ve gazinodaki garsonlarla başını gözünü yararak, Fransızca konuşmaktı…

Giyimine çok düşkün olan Bihruz Bey; mevsimin modasına göre, bazen koyu, bazen açık renkte, gayet dar elbisesini, bal rengi eldivenlerini, fesini, frenk gömleğini giyerek … arabasıyla geziye çıkardı… Hemen bütün mirasyedilerin düşündüğü gibi Bihruz Bey de babadan kalma serveti yemekle bitmez tükenmez sanıyor, har vurup harman savuruyordu… Böylece önce paralar harcandı sonra en az gelir getiren dükkânlar birer birer satıldı.

Recaizade Mahmut Ekrem, Araba Sevdası, s. 22-28

Metne ve görsele göre Klasik Dönem Osmanlı toplumundaki tüketim anlayışında görülen değişiklikleri belirtiniz.

Ekonomik koşullardaki değişim özellikle dış borçlanma, tüketim alışkanlıkları ve giyim kuşamdaki değişimi de hızlandırdı. Artık ithal edilen yabancı kaynaklı ürünler zenginler arasında olduğu kadar halk arasında da yer almaya, bu yeni yaşam tarzı ve tüketim eğilimleri giderek kendini hemen her alanda göstermeye başlamıştır. Artık yeni tüketim mekânları, farklı eğlence biçimleri yeni hitap tarzları, giyim ve modada Avrupai bir stil vb. formlar özellikle başkentte Osmanlı tebaası arasında yayılma göstermiştir. Bu dönemde basın ve reklamın da Osmanlı gündelik hayatında yer alması ile birlikte bütün bu saydığımız yeni formlar halk arasında daha kolay yayılır olmuştur. Anadolu’ya uzak olan bu kültür artık Anadolu’da sınırlı bir kesimle de olsa yayılmaya, en azından tanınmaya başlamıştır. Bu dönüşüm sürecinde Batılı tüketim adına yaşanan en önemli gelişme­lerden birisi de kuşkusuz geleneksel tüketim mekânlarına (bedesten, arasta, pazaryeri gibi) karşılık Batılı ve çok çeşitli ürünleri içinde barındıran alışveriş merkezlerinin ortaya çıkmasıdır. Bu durum tüketim sürecine yeni bir boyut ve şekil kazandırmıştır. Artık geleneksel mekânların dışında yeni mekânlarda, yeni alışkanlıklarla yeni insan tipleri görülmeye başlamıştır. Gerek bürokratlar gerek tacir ve bankerlerden oluşan bu sınıf, Batı tarzı yaşam biçiminin Osmanlı Devleti’ndeki temsilcileri olmuşlardır.

Osmanlı toplumunda tüketim anlayışında görülen değişimi ifade eden giyim mağazasına ait bir gazete ilanı hazırlayınız.

Ticaret

Aşağıdaki fotoğrafları ve Osmanlı Devleti’nde lonca üretimini dikkate ala­rak Sanayi Inkılabı’nın Osmanlı ticari hayatı üzerindeki etkilerini tartışınız.

XX. yüzyılın başında Osmanlı esnafı

Osmanlı ülkesinin canlı bir ticari merkez olmasında önemli rol oynayan kapitülasyonların erken dönemlerde iç üretim üzerinde olumsuz etkileri görülmemişti. Kapitülasyonlara rağmen iç imalat ve üretim yabancı mallara karşı uzun süre başarıyla rekabet etmiş; ithalat, sadece yünlü kumaş, madenler ve kâğıt gibi bir kaç kalemi olumsuz etkilemişti. Yıkıcı rekabetin etkisi ancak Sanayi İnkılabı ortaya çıktıktan sonra XIX. yüzyılın ortalarına doğru görülmeye başlamıştır. Sanayi İnkılabı’yla Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin önemli bir pazarı ve sanayileri için de gerekli ham madde kaynağı olan bir ülke hâline geldi. Devlet hem serbest dış ticaret antlaşmaları hem de yabancı sermaye yatırımları ve dış borçlanma ile Avrupa devletlerinin denetim ve nüfuzu altına girdi. Bu bağlamda 1838’de İngiltere ile yapılan Balta Limanı Ticaret Antlaşması Osmanlı ekonomisinde önemli değişimlere neden oldu.

Sanayi İnkılabı sonucunda fabrikaların kurulmasıyla seri üretime geçilmiştir.

Aşağıdaki metne ve tabloya göre Balta Limanı Serbest Ticaret Antlaşması’nın Osmanlı ekonomisine etkileri neler olabilir?

Balta Limanı Ticaret Antlaşması’ndan (1838)

1. İngiliz tüccarına ait her cins mal hangi yol ve vasıta ile gelirse gelsin Osmanlı hudutları dâhilinde bütün yerlerde kabul olunarak kıymet¬leri üzerinden % 3 gümrük resmi alınacaktır.

2. İngiliz tüccarları % 3 ihraç vergisi dışında şimdiye kadar çeşitli adlarla alınmakta olan dahili vergilerin hepsinin yerine geçmek üzere ihracatta % 9, ithalatta ise % 2 ödeyecektir. Böylece ihraç mallarında ödenecek vergi toplam % 12, ithal mallarında ise toplam % 5 olarak tespit edilmiştir.

3. İngiliz tüccarına ait gemiler boğazlardan geçerken yükleme veya boşaltma yapsalar dahi vergi ödemeyecektir.

4. Gerek iç, gerek dış ticaret amacıyla İngiliz tüccarları, ortakları ve adamları memleketin her tarafında, her çeşit malı istisnasız alıp satabi¬leceklerdir.

5. İngiliz tüccarları, ortakları ve adamları, iç ticarette en imtiyazlı yerli tüccardan fazla vergi ödemeyecektir.

Prof. Dr. Bilal ERYILMAZ, Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, s. 84

Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile Osmanlı ülkesin¬deki gümrük vergileri, ithalatta düşürülürken ihracatta daha yüksek tutulmuştur. Ayrıca yerli tüccarlar Osmanlı ülkesinde iç gümrük vergisi öderken İngiliz tüccarlara vergi muafiyeti uygulanarak İngiliz mallarına serbest dolaşım hakkı verilmiştir. Bu gelişme Osmanlıda atölye ve işletmelerin kapanmasına ve ekonominin dışa bağımlı hâle gelmesine sebep olmuştur. Mevcut durumda yabancılarla rekabet edemeyen yerli tüccarlar ve üreticiler zarar görürken devletin dış ticaret gelirleri azalmıştır. İngiltere’ye verilen bu hakların, zamanla diğer Avrupalı devletlere de tanınması Osmanlı ülkesini yarı sömürge durumuna getirmiştir.

Sanayi

1910 tarihli bir gazete yazısı

“Vatandaşlar,

Ecnebilerin süslü, yaldızlı fantazi eşyalarını, kumaşlarını, hile ve terkipleri sağlık ve sıhhati ihlal eden ve memleketlerinde satılamayıp gönderilen malları almamayı taahhüt edelim.

Biz onların süslü fakat hileli eşyalarına aldanarak kendi mallarımıza rağbet etmiyoruz. Bu sebepten eskiden epeyce gelişmiş olan sanat ve ticaretimiz mahvolmak üzeredir. Bizim paralarımızla ecnebiler mesut yaşıyorlar. Hâlbuki köylülerimiz odun yerine tezek yakıp ağaç kökü yiyor, arpa bulmaya çalışıyor. Fakir sanatkârımız karın tokluğuna çalışıyor. Vatandaşlarımızı unutmayalım… Elbisemizi Hereke, Karamürsel ve Anadolu’nun güzel ve dayanıklı, yünlü kumaşlarından yapalım. Bursa’nın Halep’in vesair Osmanlı ülkesinin ipekli kumaşları Avru- pa’nınkinden kat kat üstündür. Ayakkabıları Osmanlı malzemesi ile Osmanlı işçilerine sipariş edelim. Feslerimiz yerli malı olsun… İktisat edelim ve paralarımızı belli müesseselerimize, Emniyet Sandığına, Ziraat Bankasına verelim ve evimizi öz sigorta kumpanyalarına sigorta ettirelim…”

Prof. Dr. Önder KÜÇÜKERMAN, Feshane, s. 205.

Yukarıdaki metni inceleyerek neden böyle bir yazı yazılmış olabileceğini belirtiniz. Mevcut duruma karşı devlet hangi tedbirleri almalıdır?

XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı toplumunda artan ekonomik talepler, yaşanan göç vb. sosyal hareketlilikler, şehirlerdeki esnaf teşkilatlarında değişime neden olmuş, teşkilat dışından insanlar da artık bu sınıfta yer almaya başlamıştır.

Osmanlı sanayisini etkileyen diğer olumsuz gelişme Sanayi İnkılabı’dır.

Avrupa’daki bu gelişme sonrası rekabet gücünü kaybeden Osmanlı, tarımsal ve sanayi işletmeleri, bilgi, teknoloji ve sermaye birikiminin yetersizliği gibi olumsuz koşullar nedeniyle çöküş sürecine girmiştir.

Osmanlı Devleti bu süreçte tedbir olarak ithal ürünlerden aldığı vergiyi artırdı. Kapi­tülasyonlar nedeniyle bu tedbirden istenilen sonuç alınamamıştır. Ayrıca askerî giderlerden tasarruf sağlanması ve paranın yurt dışına çıkışının önlenmesi için büyük sanayi kuruluş­ları oluşturulmuştur. Sanayinin yetişmiş eleman ihtiyacını karşılamak için eğitime büyük önem verilmiştir. Avrupa’dan getirilen ustalarla, mo­dern teknolojinin yerli usta ve işçilere öğretil­mesine çalışılmış, yurt dışına öğrenci gönde­rilmeye başlanmıştır. Bu dönemde açılan fabrikalara Feshane, İzmit Çuha Fabrikası, Veliefendi Basma Fabrikası, Hereke Kumaş Fabrikası, Bursa İpek Fabrikası, Zeytinburnu Demir Fabrikası örnek gösterilebilir. Bu fabrikalar kârlı birer kuruluş olarak devlete büyük gelir sağlamışlardır. Bu faaliyetlerden başka 1860’lı yılların ortasında kurulan Islah-ı Sanayi Komisyonu 1873’e kadar faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu komisyonun teşviki ve birçok kişinin sermaye katmasıyla sanayi şirketleri kurulmuştur. Özel sermayeye destek verilerek 1897’de çıkarılan teşvik kanunu ile yeni kurulacak fabrikalar on yıl vergiden muaf tutulmuştur.

 

Meşrutiyetle birlikte sanayide yerli atılımlar gerçekleştirilmek istendiyse de oldukça sınırlı sanayi girişimleri yabancı ve azınlık sermayecilerinin yatırım­larından ibaretti. Yatırımların çoğu Avrupa sanayileri için gerekli tarım ve madenî ürünleri limanlara taşıyabilmek için altyapı tesislerine harcandı. En büyük yatırım demir yolu inşasına yapıldı. Sanayi kesiminde ağırlık, gıda ve dokuma sanayilerindeydi.

Tarım

Tanzimat Dönemi’nde uygulanan politikalar ve dışarıdan kaynaklanan ham madde talebi zirai alanda değişimlere neden olmuştur. Tarım üretimini arttırma, ürünleri çeşitlendirme, dış talebi olan tarımsal ürünlerin üretiminin teşviki, yerli sanayi ham maddelerinin içerde üretilmesi ve ziraatın modernleştirilmesi için Ziraat ve Sanayi Meclisi, Ziraat Meclisi ve Nafia Hazinesi kuruldu. 1858 yılında çıkarılan Arazi Kanunnamesi ile toprak mülkiyeti pekiştirildi. Zirai eğitim ve uygulama kurumları oluşturuldu. Gerekli yolların yapılması ve nehirlerin ulaşıma elverişli hâle getirilmesi, kredi dağıtılması, vergi yükünün hafifletilerek bölgeler ve kişiler arasında dağılımın adilleştirilmesi için programlar hazırlandı. Üretim alanlarını genişletmeye, ticari değeri yüksek ürün üretmeye, modern­leşmeye yönelik teşvik tedbirleri uygulanarak geçici vergi ve gümrük muafiyetleri sağlandı. Zirai ürün ticareti serbestleştirildi. Devlet tekelleri büyük ölçüde tasfiye edildi. Uygulanan bu ziraat politikaları ve Osmanlı ülkesinde ham maddenin ucuz olması nedeniyle Avrupa’dan zirai ürünlere gelen talep tarımda genişlemeye yol açmıştır. Böylece Osmanlı ülkesinde yapılan tarım özellikle Avrupa devletlerinin ham madde ihtiyacını karşılayacak üretime dönüştü.

Yabancı Yatırımlar

  • Yandaki tabloya göre yabancı yatırımlar genel olarak hangi alanda yoğunlaşmıştır? Bunun nedenleri neler olabilir?
  • Ülkemizde yabancı yatırımlar günümüzde en fazla hangi alanlarda yoğunlaşmıştır?

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde yabancı sermaye yatırımları artış gösterdi. Bu yatırımlar daha çok demir yolları, limanlar, fenerler, su, havagazı, tramvay, elektrik hizmetleri ve madencilik gibi Batılı yatırımcıların Osmanlı Devleti’ndeki ekonomik çıkarları ile ilgili altyapı alanlarında yoğunlaştı.

Ulaşımda İstanbul başta olmak üzere İzmir, Selanik, Şam ve Beyrut gibi büyük şehirlerde toplu taşıma işletmeleri faaliyete geçti. Taşıma konusunda aynı zamanda ilk Osmanlı anonim şirketleri kurulmaya başlandı.

1843’te “Fevaid-i Osmaniye Vapur Kumpanyası” kuruldu. Bundan sonra Ali, Fuad ve Cevdet paşaların Şirket-i Hayriye’yi kurmalarıyla (1851-1945) İstanbul ve civarında vapur işletmeci­liğine geçildi. Bu gibi şirketleşmeler Midhat Paşa’nın Tuna ve Bağdat valilikleri sırasında da gerçekleş­tirilerek buralarda nehir taşımacılığı ve tramvay işletmeciliği yapıldı. Kara ulaşımında 1872’de İstanbul Tramvay Şirketi kurularak İstanbul’da atlı tramvaylar ile raylı ulaşım için ilk adımlaratılmaya başlandı.

Osmanlı ülkesinde demir yolları 1860’lardan itibaren hizmete girdi. Osmanlı Devleti’ndeki gerekli teknoloji ve finansman yetersizliği nedeniyle demir yolları Avrupalı devletler tarafından inşa edildi. Osmanlı yöneticilerinin demir yolu yatırımlarından bekledikleri yararların başında, iç güvenliğin sağlanması, idarenin gücünün ülkenin uzak bölgelerine kadar ulaştırılması, savaş dönem­lerinde cepheye asker ve malzeme sevk edilebilmesi ve tarımsal vergilerin az kayıpla tahsil edilebilmesi geliyordu.

Yine demir yolları ulaştırma maliyetlerini düşürerek yeni alanların zirai üretime ve piyasaya açılmasını sağlayabilirdi. Devlet bu nedenlerle yabancı sermaye şirketlerine demir yolu imtiyazı veriyor ve onlara her yıl kilometre garantisi adı altında ek ödeme yapmayı taahhüt ediyordu. Bu garanti, demir yolu geçen vilayetlerin aşar gelirleri idi. Avrupalı devletler alacakları adına bu yerlerin aşar gelirlerini topluyordu. Bu nedenle demir yolları devlete umduğu mali yararları sağlayamamıştır.

Yabancıların demir yolu yatırımlarına önem vermelerinin nedenleri neler olabilir?

Bu işe giren İngiliz, Fransız, Avusturyalı, Belçikalı ve Alman sermayedarlar açısından ise demir yolları kârlı bir yatırımdı. Demir yollarının inşası ve işletmesi esnasında yabancı şirketlere devletçe kilometre garantisi veriliyor aksi takdirde zarar devletçe karşılanıyordu. Güzergâhların geçeceği araziler üzerindeki taş ve maden ocakları bedelsiz olarak şirketlere devrediliyordu. Bu nedenle yabancılar yer altı ve yer üstü kaynaklarından daha fazla faydalanmak için gerekmediği hâlde “S” şeklinde güzergâhlar çizmişlerdi. Ayrıca bu yatırım yabancılara nüfuz bölgesi edinme imkânı sağlıyordu. Öyle ki ülkenin herhangi bir bölgesinde demir yollarının yapımıyla birlikte bir yandan özellikle dış pazarlara yönelik zirai üretim genişliyor, öte yandan yabancı mamullerin pazarlanma imkânları artıyordu. 1850’lerin sonu ve 1860’ların başında İzmir- Aydın, daha sonra İzmir-Turgutlu-Manisa hattının yapımı Batı Anadolu’da İngiliz sermayesini güçlendirmiş, bölgenin İngiltere ile ticareti hızla büyümüş, İngiliz sermayedarlar madencilik, sanayi ve belediye hizmetleri alanlarında yatırımlara yönelmişlerdir.

Para ve Bankacılık

XIX. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin Avrupa ülkeleri ile kurduğu siyasi, ticari vb. ilişkiler iç ve dış ticaret hacmini aynı yüzyılın başlarına göre neredeyse on katına çıkarttı. Ticaretin artmasıyla piyasada paraya olan ihtiyaç arttı. Reformları finanse etmek, bütçe açıklarını kapatmak ve piyasanın para ihtiyacını karşılamak için 1840’ta bastırılan ve “Kaime-i Mutebere-i Nakdiye” adını taşıyan ilk kâğıt para 1863’e kadar kullanıldı.

Bankacılık alanında devletin iç borç aldığı Galata bankerlerine banka kurma iznini verilmesiyle 1847’de Bank-ı Dersaadet adıyla ilk banka kurulmuşsa da bu banka Kırım Savaşı’ndan önce iflas etti. Daha sonra 1863’te Osmanlı Bankası,1888’de Ziraat Bankası kuruldu.

İç ve Dış Borçlar

OSMANLI’DA DIŞ BORÇLANMA

… Osmanlı hükümetinin paraya ihtiyaç duyduğunu bilen ve Bağdat Demir Yolu imtiyazını almak isteyen Almanya, ön sözleşme imzalanmadan Osmanlı Devleti’ne % 7 faizle 200.000 sterlin borç vermeyi kabul etmişti. Yine Osmanlı Devleti 1910’da mali krize girdiğinde Fransa ve İngiltere’den borç para almak istediyse de başarılı olamadı. Bunun üzerine Almanya ile yine % 4 faizli 11 milyon altınlık borç anlaşması imzalandı. Bunun karşılığı olarak Osmanlı Devleti 11 Mart 1911’de Bağdat Demir Yolu için ek bir sözleşme imzalamak zorunda kaldı.

Yrd. Doç. Dr. İsmail YILDIRIM, “Osmanlı Demiryolu Politikasına Bir Bakış”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi

Galata XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin finans merkeziydi.

 

Yukarıdaki metinden hareketle ekonomide dışa bağımlılığın siyasi ilişkilere etkisiyle ilgili çıkarımlarda bulununuz.

XVIII. yüzyıldan itibaren açık veren Osmanlı maliyesi bu açıklarını padişaha ait iç hazineden aldığı borçlarla ve olağanüstü vergilerle kapatmaya çalışıyordu. XIX. yüzyıldan itibaren artan para ihtiyacından dolayı devlet kâğıt para bastırarak ve Galata bankerlerinden para alarak iç borçlanmaya gitti.

24 Ağustos 1854’te iç kaynakların tükenme noktasına varması nedeniyle Kırım Savaşı’nın finansmanı için ilk dış borç alındı. Bu tarihten sonra tahvil karşılığı borçlanmalar sürekli yükselme gösterdi. 1863’te kurulan Osmanlı Bankası aracılığıyla devlete yeni borçlanma kaynakları sağlandı. 1874 yılı sonlarında devlet, borçları ödenemeyecek bir düzeye ulaştı. 1875’te borç ödemeleri durduruldu ve “moratoryum” ilan edildi. 1881’de Muharrem Kararnamesi adı verilen bir yönetmelikle, Osmanlı Devleti’nin borçlarının tahsili için Duyun-u Umumiye İdaresi kuruldu ve Osmanlı Devleti’nin mali kaynaklarına yabancılar tarafından el konuldu. Devlet tekel­lerinden ve gümrük vergilerinden gelen paralar bu teşkilatın yönetimine verildiyse de bir süre sonra bu kaynaklar da dış borçları ödemekte yetersiz kaldı. XlX. yüzyıl Osmanlı ekonomisi âdeta bir yarı sömürge ekonomisi durumuna geldi. Birçok işletme, yabancılar tarafından işletilmeye başlandı.

Bütün olumsuzluklara rağmen XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bütün dünyada olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de bir kalkınma hamlesi görülmüştür. Tanzimat’tan itibaren Osmanlı devlet adamları ekonominin ve özellikle sanayinin çöküşünü önlemek, onu geliştirmek amacı ile bir gayret içine girmişlerdir. Ancak iç çekişmeler, isyanlar ve savaşlar gibi sebeplerin yanında kapitülasyonlar ve bazı ticaret anlaşmalarının olumsuz etkisiyle, bu kalkınma çabalarından istenilen sonuç alınamamıştır. Bu süreçte devletin önemli gelir kaynaklarının Avrupalı alacaklıların denetimine verilmesi, olumsuz mali şartlar, büyük miktarlarda dış borçlanma girişimleri iktisadi bağımlılığın yanında dış politikada dışa bağımlılığı da beraberinde getirmiştir.

XIX. yüzyılda Osmanlı ekonomisinin dışa bağımlılığı hangi sonuçları doğurmuştur? Bu sonuçları yandaki kavram haritasına yerleştiriniz.

Bir Cevap Yaz.