Osmanlı Ekonomisi Özellikleri Nelerdir?

Osmanlı Ekonomisi Özellikleri Nelerdir?

Bir ülkenin iktisadi sistemi, o ülke toplumunun hayat tarzı ve toplumsal değerleriyle yakından ilişkilidir. Osmanlı iktisadi anlayışının oluşmasında örfler, ilkesi gereği halkın İslamiyet ve devletin hâkim olduğu coğrafyadaki kültürler vb. unsurlar etkili ihtiyacına yönelik her olmuştur. Osmanlı Devletinin kurumlarının oluşmasında özellikle geçmişteki Türk ve İslam devletlerinin büyük bir önemi vardır. Osmanlı Devleti tımar, lonca, ihtisap vb. kurumları bu devletlerden miras olarak devralmış ve geliştirmiştir. Tarihi süreç içinde Osmanlı ekonomisinde Klasik Dönem’de üç ana ilke etkili olmuştur. Bunlar; iaşecilik, fiskalizm ve gelenekçilikdir.

İaşecilik: Reayanın refahını sürekli kılmayı amaçlamıştı. Bunun için öncelikle piyasalarda istenilen kalitede, uygun fiyata yeterli miktarda mal bulunması sağlanmaya çalışıldı. Bu nedenle Osmanlı ekonomisinde üretime büyük önem verilerek küçük işletmelere dayalı yüksek bir üretim potansiyeline erişildi. İthalat serbestti. Ahiliğin günlük hayattaki hizmet anlayışı, dayanışmacı bir toplum oluşturmayı hedef almıştı. Hayır amaçlı harcamayı (infak) benimseyen bir toplum modeli hedeflenmişti. Toplum ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik bütün bu uygulamalar arz yönlü bir ekonomiyi ortaya çıkardı.

Gelenekçilik: Bu ilke sosyal ve iktisadi ilişkilerde mevcut dengeleri korumayı ve varolan düzeni bozacak değişme eğilimlerini engellemeyi ifade etmektedir. Üretimde küçük bir düşüş veya tüketimde küçük bir artış, mevcut ulaşım imkânlarının yetersizliği kolayca kıtlığa dönüşebilirdi. Bu yüzden tüketimi artıracak nitelikteki değişme eğilimleri kontrol altında tutulurdu. Bu anlayış, israf ve lüks tüketime yönelik yasaklamaların temelini oluşturdu. Dengenin korunmasında yalnız tüketimin değil üretimin de kontrol altında tutulması gerekiyordu. Bu sebeple devlet, ihtiyaç duyulan miktarda ithalata müsaade ediyordu.

Fiskalizm: Hazineye ait gelirleri mümkün olduğu kadar yüksek düzeye çıkarmak ve ulaştığı düzeyin altına inmesini engellemeyi amaçlıyordu.

İktisadi kararlar alınırken devletin bir yandan gelirleri yükseltmesi, diğer yandan harcamaları kısması olarak özetlenebilen fiskalizm, Osmanlı ekonomi anlayışını diğer iki ilke ile birlikte şekillendirmişti.

“Saban giren yer, mülk olmaz.”sözünden hareketle Osmanlı ekonomisinin tabii kaynakları hakkında çıkarımlarda bulununuz.

İlk dönemlerden itibaren ülke topraklarının hanedana ait ve tarımın Osmanlı ekonomisinde en önemli faaliyetlerden biri olması devletin toprağı, miri arazi olarak kendi egemenliğinde tutmasında etkili olmuştur. Bu toprakların işletme hakkı ise reayaya bırakılmıştır. Devlet, nüfusun ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak her köylü ailesinin geçimini sağlayacak büyüklükte toprağı kullanmasına özen göstermiştir. Tarımsal teşkilatlanmayı da tımar sistemiyle gerçekleştirmiştir.

Diğer taraftan insan faktörü tarımla beraber sanayi, ticaret vb. tüm sektörlerde ekonominin önemli kaynağını oluşturmaktadır. Kuruluş Dönemi’nden XVII. yüzyılın sonlarına kadar nüfusun giderek çoğalması beraberinde ekonomik canlanmayı da getirmiştir.

Osmanlı Klasik Dönem Ekonomik Yapısı

Klasik Dönem’de Osmanlı Devleti’nin mali teşkilatı; merkez maliyesi, tımar ve vakıf sis­temleri olmak üzere üç kısımda ele alınabilir.

Merkez Maliyesi

Gelir ve gider hesaplarının tutulduğu bu teşkilatın başında sadrazama karşı sorumlu olan baş defterdar bulunurdu. Baş defterdar olan Rumeli Defterdarı mali yargının ve hazine işlemlerinin en üst makamıydı. Yönetiminde hazinenin çeşitli gelir ve gider hesaplarının tutulduğu ve koordinasyonun sağlandığı bürolar vardı. Rumeli ve Anadolu eyaletlerinin dışında kalan diğer eyaletlerde baş defterdara bağlı taşra defterdarlıkları kurulmuştu.

Merkezdeki maliye dairelerinde çalışan memurlar hazineden maaş almayıp geçim­lerini kayıtlar ve tescillerden tahsil ettikleri vergi ve harçlarla sağlarlardı.

Bütün devletlerde olduğu gibi Osmanlı maliyesinin en önemli gelir kaynağı reayadan alınan vergilerdi. Osmanlı Devleti’nde önceki Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi İslam hukukunun uygulanmasından dolayı bir taraftan şeri vergiler (öşür, zekat, harç, cizye vb.) toplanırken diğer taraftan geleneklere dayanılarak konmuş olan örfi vergiler (avarız, derbent resmi vergisi vb.) toplanmaya devam etmiştir.

Aşağıdaki tabloda tanımı verilmeyen vergilerin karşılarına tanımlarını yazınız.

Osmanlı Devleti’nin Farklı Dönemlerinde Tahsil Edilen Bazı Vergiler
Verginin adı Verginin mükellefi, konusu
Ağıl, ağnam vergisi Ağıl, sipahinin arazisine yaptığı ağıl için, ağnam ise koyun ve keçi üzerinden alınırdı.
Geçit vergisi İstanbul dışındaki yerlerde sürülerin geçitlerden geçişi veya İstanbul’a sevki nedeniyle sürü sahibinden, hayvan başına alınırdı. Miktarı bölgeye göre değişirdi.
Otlak, yaylak vergileri Dışarıdan gelip dirlik topraklarında koyun ve diğer hayvanların otlatılması üzerine alınırdı.
Öşür vergisi
Dönüm vergisi Reayadan sipahilere tahsis edilmiş olan topraklarda bulunanlardan, ekip biçtikleri yerlerin dönümüne göre yıllık olarak alınan vergilerdi.
Çift hane vergisi Müslüman reayadan, bir çift öküzün işleyebileceği büyüklükteki çiftlik karşılığında alınıyordu.
Çift bozan vergisi
Tapu vergisi Üzerine bina, harman vb. yapılan mirî arazinin ziraattan alıkoyulması nedeniyle alınırdı.
İhtisâb vergisi Şehir ve kasabaların pazar ve panayır yerlerinde alınırdı.
Cizye vergisi
İltizam vergisi Devlete ait bazı gelirleri tahsil etme yetkisinin verilmesi karşılığında alınan bedeldi.
Maden, gümrük vergileri
Harac vergisi
İmdadiye-i Seferiye vergisi Hane reislerinden savaş harcamalarını karşılamak için tahsil edilirdi.
İmdadiye-i Hazariye vergisi Hane reislerinden savaş olmayan zamanlarda ihtiyaç doğması hâlinde personel ücretleri vb. için alınırdı.
İâne-i Cihâdiye vergisi Hane reislerinden savaşa yardım için alınırdı.
Derbend resmi vergisi Tüccarlardan geçtiği kapılarda, geçitlerde vb. yerlerde bulundurulan bekçilerin ücretleriyle, han ve köprülerin yaptırılması, korunması masraflarına karşılık alınırdı.
Kürekçi bedeli vergisi Hane reislerinden gemilerde kürek çeken ve yelken açıp toplayanların ücretlerinin ödenmesi için tahsil edilirdi.
İzn-i Sefine vergisi Yabancı tüccarlardan Karadeniz ve Akdeniz boğazlarından geçen tüccar gemilerine verilen izinlere karşılık alınırdı.
Avarız vergisi İlk önce savaş daha sonra sel, yangın gibi devletin paraya ihtiyaç duyduğu durumlarda sıkça toplandı.
Prof. Dr. Can AKTAN vd., “Osmanlı Vergi Sistemi ve Anayasal İktisat Perspektifinden Bir Değerlendirme” adlı makalesinden, s. 13-18 (Özetlenmiştir.).

 

Bir Cevap Yaz.