Osmanlı Eğitim Sistemi

3. OSMANLI EĞİTİM SİSTEMİ

Eğitim, toplumu oluşturan bireylere iyi bir insan ve iyi bir vatandaş olmaları için gereken bilgi, beceri ve değerlerin kazandırılmasıdır. Osmanlı Devleti’nde de eğitimin hedefi kanunlara uyan, sorumluluklarını bilen, meslek sahibi, çevresine yararlı, başkalarına karşı saygılı ve hoşgörülü kişiler yetiştirmektir. Osmanlı Devleti’nde “terbiye”, “tedris” veya “talim” adı verilen eğitim öğretim faaliyetleri çok çeşitli kurumlar aracılığıyla yürütülürdü.

Sıbyan mektepleri ve medreseler sivil eğitim kurumlarıydı. Askerî eğitim, Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağında verilirdi. Saraydaki Enderun ve Harem de aynı zamanda birer eğitim öğretim kurumlarıydı. Ülkede bu örgün eğitim kurumlarının yanı sıra meslek eğitiminin verildiği loncalar ile dinî eğitimin verildiği tekkeler, zaviyeler ve camiler gibi yaygın eğitim kurumları da vardı. Osmanlı Devleti, Müslüman halkın bu kurumlardan faydalanmasını sağlarken gayrimüslim halkı da unutmamış, onların eğitim ve öğretim hakkını korumuştur. Bu konuda tam bir özgürlüğe sahip olan gayrimüslimler kendi ibadethanelerinde ve buralara bağlı olarak açtıkları okullarda eğitim faaliyetlerini serbestçe sürdürmüşlerdir.

a. Sıbyan Mektebi

Osmanlı Devleti’nde örgün eğitimin ilk basamağı, mahallelerde camilerin içinde veya yanında bulunan sıbyan mektepleriydi. Mahalle mektebi de denilen bu okullara 5-6 yaşına gelen çocuklar alınırdı. Sıbyan mekteplerinde bugünkü gibi sınıf, ders saati ve teneffüs uygulaması yoktu. Bu okullarda öğrencilere dinî bilgilerin yanı sıra okuma yazma ve basit hesaplama işlemleri öğretilirdi. Osmanlı eğitim anlayışının temeli çocuğu kötülüklerden uzaklaştırıp iyiliklere yaklaştırmak olduğu için bu okullarda ahlaki terbiyenin verilmesi de amaçlanıyordu. Sıbyan mekteplerinde eğitimlerini tamamlayan öğrenciler ya medreselere devam eder ya da yeteneklerine uygun bir zanaata girerlerdi.

Sahn-ı Seman Medreselerinin bulunduğu Fatih Külliyesinden bir görünüş

b. Medrese Eğitimi

Orhan Bey tarafından 1331’de İznik’te açılan ilk Osmanlı medresesini Bursa ve Edirne’de kurulan medreseler izledi. Osmanlılarda devletin güçlenmesine bağlı olarak gelişen medrese eğitimi İstanbul’da kurulan Fatih (Sahn-ı Seman) ve Süleymaniye Medreseleriyle zirveye ulaştı.

Medrese öğrenimine devam eden orta kademedeki öğrencilere softa, yükseköğrenim düzeyindekilere danişment denirdi.
Medreselerde ders veren hocalar ise müderris unvanıyla anılırdı. Müderrislerin muid denilen yardımcıları vardı. Muidler
müderrisin dersini özetler veya tekrarlardı. Medreselerin ders programı dört grupta toplanıyordu. Birinci grupta Kur’an, tefsir,
fıkıh, kelam, hadis gibi din ve hukuk dersleri vardı. İkinci grupta Arapça, Farsça, hitabet, şiir, gramer gibi dil ve edebiyat dersleri; üçüncü grupta tıp, matematik, geometri, astronomi ve coğrafya gibi temel bilimler bulunuyordu. Dördüncü grubu ise felsefe ve mantık dersleri oluşturuyordu.

Osmanlı Devleti’nde genel eğitim veren medreselerin dışında belli bir uzmanlık alanında eğitim ve öğretim yapan medreseler de vardı. 16. yüzyılda bu medreseler Darü’l-Kurra, Darü’l-Hadis ve Darü’t-Tıp olmak üzere üç kısma ayrılıyordu. Ayrıca Süleymaniye Medresesi bünyesinde bulunan ve matematik eğitimi verilen Darü’l-Hendese adında bir eğitim kurumu vardı. Bunlara daha sonraki yüzyıllarda kadı yetiştirmek için açılan Medresetü’l-Kudat ve vaiz yetiştirmek üzere açılan Medresetü’l-Vaizin gibi eğitim kurumları eklendi. Medreselerde şeyhülislam ve kazasker gibi Divan üyelerinin yanı sıra müderrisler ve kadılar ile müezzin, imam-hatip ve vaiz gibi din görevlileri yetiştirilirdi. Tıp, matematik, astronomi, tarih, coğrafya ile uğraşan bilim insanları da genellikle medrese eğitimi almış kişiler arasından çıkardı.

Medreseler uzmanlık alanlarına ve müderrislerinin maaşlarına göre derecelere ayrılırdı. Alt derece bir medresede göreve yeni başlayan müderris günlük 20 akçe alırdı. Osmanlı medreselerinin en üst derecesi sayılan Süleymaniye Medresesinin Darülhadis Kürsüsündeki bir müderrisin günlüğü ise 500 akçeye kadar yükselebilirdi.

Medreselerin Osmanlı devlet yönetimindeki yeri ve önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

c. Saray Eğitimi

Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi ve padişahların ikamet ettiği yer olan saray aynı zamanda bir eğitim kurumuydu. Osmanlı sarayındaki eğitim kurumları Enderun, Harem ve Şehzadegan Mektebi idi.

Enderun Mektebi

Fatih tarafından kurulan Enderun Mektebinin amacı, devletin merkez ve taşra bürokrasisi ile orduda görev yapacak kadrolarını yetiştirmekti. Buraya, devşirme yoluyla edinilen acemi oğlanların en zeki ve yetenekli olanları alınırdı. Kanuni Devri’nden itibaren Enderun, Türk ailelerinden gelen çocuklara da açılmıştı. Enderun Mektebinde eğitim; Büyük Oda, Küçük Oda, Doğancılar Odası, Seferli Odası, Kiler Odası, Hazine Odası ve Has Oda adı verilen yedi odada yapılırdı. Odaların ağa denilen başkanları vardı. Koğuş adı da verilen bu odaların her birindeki eğitim süresi 1-2 yıl arasındaydı.

Enderun Mektebinde bütün dersler Türkçe okutulur ve yüksek medreseler düzeyinde eğitim öğretim yapılırdı. Burada öğrencilere Kur’an-ı Kerim, tefsir, hadis, kelam gibi dinî konularla ilgili derslerin yanı sıra şiir, gramer, Arapça, Farsça gibi dil ve edebiyat dersleri ile matematik, tarih, coğrafya, mantık gibi dersler okutulurdu. Tüm dersler için saray dışından değerli müderrisler getirilirdi. Bu hocalardan ders alan ve sarayın zengin kütüphanesinden yararlanan gençler son derece iyi eğitim görürlerdi.

Enderundaki odalar ve bu odalarda verilen hizmetler

Enderun Mektebinde Osmanlı saray geleneği, görgü kuralları ile protokol kaideleri ve bürokratik işler de öğretilirdi. Ayrıca öğrencilere yeteneklerine göre ok ve cirit atma, ata binme, güreş gibi sporlar yaptırılır; musiki, hat, minyatür, tezhip, cilt gibi güzel sanat dalları öğretilirdi.

Enderunda eğitimini tamamlayanların bir kısmı saray ve padişahın hizmetleri için ayrılırdı. Kalanlar ise saray dışında önemli görevlere atanırlardı. Bu atama işlemine taşraya çıkma adı verilirdi. Atamalar her padişah değişikliğinde yapıldığı gibi 5 veya 7 yılda bir de yapılabilirdi. Bu eğitim kurumundan çıkanlar sadrazamlık, kaptan-ı deryalık, yeniçeri ağalığı, beylerbeyliği, sancak beyliği gibi en yüksek görevlere yükselirlerdi. Enderundan şair, edip, ressam, mimar, müzisyen ve tarihçiler ile fen ve matematik bilginleri de yetişirdi.

Harem

Sarayda padişahın eşleri, çocukları ve cariyelerin yaşadığı bölüm olan Harem aynı zamanda bir eğitim kurumuydu. Hareme alınan ve Osmanlı hanedanının devamı için büyük önem taşıyan cariyeler burada kalfa denilen kadın hocalar tarafından eğitilirlerdi. Haremde cariyelere Kur’an okumanın yanı sıra çeşitli dinî bilgiler ve saray âdetleri öğretilirdi. Ayrıca yeteneklerine göre resim, müzik, edebiyat ve çeşitli el sanatları alanlarında yetişmelerine önem verilirdi.

Haremde cariyelikten ustalığa kadar uzanan bir terfi sistemi vardı. Bu sistem içinde yeteneklerine göre yükselme imkânı bulan cariyeler kalfa ve usta olurlardı. Bunların bir kısmı sancak beyi ve beylerbeyi gibi Osmanlı Devleti’nin taşra teşkilatındaki görevlileriyle evlendirilirken bazıları ise padişaha eş olarak hanedana katılırdı. Haremde padişahın erkek çocukları olan şehzadeler için de ayrı bir okul vardı. Şehzadeler burada ileri gelen devlet adamlarının katıldığı bir törenle eğitimlerine başlarlardı. Şehzadegan Mektebinde ilk dersi şeyhülislam verir, daha sonraki dersler için özel hocalar görevlendirilirdi. Programı sıbyan mekteplerine benzeyen bu okulda şehzadelere Kur’an okutulur, namaz sureleri ezberletilir ve yazı öğretilirdi.

ç. Askeri Eğitim

Osmanlı Devleti’nde askerî eğitim genel olarak Kapıkulu Ocağında verilirdi. Bu ocakların en alt kademesi olan Acemi Ocağına devşirme yoluyla elde edilen ve köylerdeki Türk çiftçi ailelerinin yanında en az üç, en fazla sekiz yıl kalan gençler alınırdı. Acemi Ocağı kışlasında yedi sekiz sene eğitim ve talim gören; ayrıca cami, mescit, medrese, köprü, hastane inşaatlarında ve gemilerde çalışan bu gençler bilgi ve vücut bakımından yetişirlerdi. Daha sonra da çıkma veya kapuya çıkma denilen yöntemle Yeniçeri Ocağına kabul edilirlerdi.

Kışlalarda kalan yeniçerilerin askerî talim ve terbiyesine çok önem verilirdi. Askerî talimler genellikle iyi kılıç kullanma, isabetli ok atma ve kol gücünü en yüksek seviyeye çıkarma amaçlarına yönelik olurdu. Yağlı mermerleri tokatlamak, koşmak, engel aşmak ve güreş yeniçerilerin kuvvetlenmek için yaptıkları diğer talimlerdi. Bu talimlere ateşli silahların gelişmesiyle birlikte tüfek kullanmak da eklendi.

Kapıkulu ordusunda Yeniçeri Ocağı dışında uzmanlık eğitimi gerektiren işler için başka ocaklar da kurulmuştu. Her ocak bir yandan kendi alanına giren hizmetleri yerine getirirken diğer yandan uzmanlık alanında uygulamalı eğitim verirdi. Bunlardan Cebeci Ocağı, çeşitli savaş araç gereçlerinin tedariki, yapımı ve tamiri için gerekli insan kaynağını yetiştirirdi. Tüfekhanede tüfeklerin, Kılıçhanede ise kılıç ve benzeri silahların yapımı ve bakımına yönelik eğitim verilirdi.

Topların dökümü, kullanımı ve naklinden sorumlu olan Tophane ile havan topları ve el bombalarının yapımından sorumlu Humbarahane de birer askerî sanayi okulu durumundaydı. Osmanlı ordusunun sembolik unsurlarından olan mehter takımındaki görevliler ise Mehterhanede yetiştirilirdi.

Osmanlı askerî eğitiminin verildiği yerlerden biri de savaş gemilerinin yapıldığı tersanelerdi. Birer gemicilik okulu olan tersanelerde genellikle Osmanlı eyalet ordusunun bir parçası olan azaplar çalışırdı. Azaplar, her biri beş altı kişiden oluşan küçük birlikler hâlinde teşkilatlanır ve başlarındaki komutanların emrinde tersane nöbeti beklemek, subayların filikalarını çalıştırmak, kalafatçılık yapmak ve kereste taşımak gibi görevleri yerine getirirlerdi. Azapların bir bölümü de top ve humbara atışı gibi askerî eğitimlerden geçerek savaşçılar sınıfına girerdi.

Azaplar gibi leventler de uygulamalı eğitimden geçerek donanmanın bir parçası olurlardı. Deniz savaşlarında tüfekçi erleri olan leventler kara savaşlarında ise süvari olarak görev yaparlardı.

d. Mesleki Eğitim

Osmanlı Devleti’nde mesleki eğitimin temeli, Türkiye Selçukluları Dönemi’nde Anadolu’da yaygın olarak görülen Ahi birliklerine dayanıyordu. Dinî niteliği de bulunan Ahi birlikleri Anadolu’nun Türkleşmesinde ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol oynamışlardı. Ahiliğin başlıca ilkeleri; kahramanlık, alçak gönüllülük, cömertlik ve haramdan kaçınmaktı. Ahiler dünya görüşü olarak “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.” prensibini benimsemişlerdi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında varlığını sürdüren Ahilik zamanla şehirlerdeki esnaf ve zanaatkârların oluşturduğu lonca adı verilen meslek teşkilatlarına dönüştü.

Osmanlı esnaf ve zanaatkârları kendi iş kollarıyla ilgili loncalara bağlı olarak faaliyet gösterirlerdi. Loncalarda çıraklık, kalfalık ve ustalık sıralamasına önem verilirdi. Her usta çırağını kendisi seçer ve ona sanatını öğretirdi. Bu süreçte genç zanaatkar adayı mesleki bilgi ve becerilerin yanı sıra dinî, ahlaki ve kültürel değerleri de edinirdi. Çıraklar kalfalığa, kalfalar da ustalığa yükselebilmek için lonca üyelerinden oluşan bir heyet önünde sınavdan geçerlerdi. “İcazet” adı verilen ustalık belgesini alanlar “gedik” denilen ve yine lonca tarafından verilen bir izinle kendi dükkânlarını açabilirlerdi. Bu özellikleriyle loncalar ve onlara bağlı iş yerleri birer meslek okulu gibi faaliyet gösterirdi.

Ahiliğin ve onun kurumları olan lonca teşkilatlarının Osmanlı ekonomisi içindeki yeri ve önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

e. Dinî Kurumlardaki Eğitim

Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de halkın din eğitimi aldığı yerler genellikle camilerdi. Özellikle Osmanlı köylerinde ve şehirlerin sıbyan mektebi olmayan mahallelerinde çocukların eğitimi için camilerden yararlanılması oldukça yaygındı. Camilerde kız ve erkek çocuklara Kur’an okuma yazma ve dört işlem öğretilirdi. Ayrıca namaz vakitleri arasında isteyenlere tefsir, fıkıh ve hadis dersleri ile hat ve tezhip gibi sanat dallarında eğitim verilirdi. Camiler yalnız halk için
değil, medrese öğrencileri için de birer eğitim mekânıydı. Medrese öğrencileri Kur’an ezberleme ve okuma derslerine ilişkin uygulamalarını camilerde yaparlardı.

Osmanlı Dönemi’nde halkın din eğitimi aldığı kurumlar arasında tekke ve zaviyeler de önemli yer tutardı. Buralarda dinî bilgilerin öğretimi yanında musiki ile de ilgilenilir; şiirler, ilahiler okunur ve sema törenleri düzenlenirdi. Ayrıca tekke ve zaviyelerde okçuluk, güreş gibi alanlarda spor eğitimi de verilirdi.

Camiler, tekkeler ve zaviyelerin yanı sıra dinî bilgilerin öğrenildiği başka ortamlar da vardı. Kütüphaneler, loncalar, sahaflar, kıraathaneler, rasathaneler ve ulemadan kişilere ait konaklar bu türden yerlerdi. Âlimlerin, öğrencilerin ve kitap meraklılarının bir arada bulunduğu bu yerlerde zaman zaman dersler anlatılır, sohbetler ve tartışmalar yapılırdı.

Bir Cevap Yaz.