Osmanlı Devletinde Hukuki Yapı Özellikleri Nelerdir?

Osmanlı Devletinde Hukuki Yapı Özellikleri Nelerdir?

YABANCI GEZGİNLERİN OSMANLI HUKUKUYLA İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ

Osmanlı Devleti’nin hukuki yapısı, gezginlerin ilgisini çekmiştir. XVI. yüzyılda Anadolu’yu gezmiş olan G. Postel, Türkiye’de Avrupa’da olduğu gibi davaların sonuçlanmasının uzun zaman almadığını ve hükmün hemen verildiğini belirtmiştir. Kadıların herkesin hakkını koruduğunu; davacı ve davalının dini, uyruğu, sosyal sınıfı ne olursa olsun aynı dikkatle dinlendiğini ifade etmiştir.

Yukarıdaki metne göre Osmanlı hukuk sisteminin işleyişi hakkında neler söylenebilir?

Osmanlı Devleti’nde, devletin ve toplumun var olabilmesi “adalet” kavramıyla eş değer tutulmuştur. Adalete büyük önem veren Osmanlı Devleti bunu gerçekleştirmek için ilk dönemden itibaren adli teşkilatını kurmuştur. Osman Bey’in ilk tayin ettiği iki memurdan birisi kadıdır. Kadıları yetiştirecek bir kurum henüz mevcut olmadığından, ilk Osmanlı kadıları, İran, Suriye, Mısır ve Anadolu Beyliklerinden getirilmiştir. Sonradan fethedilen her idare merkezine bir kadı tayin edilmiştir. Örfi davalara bakacak özel görevli mahkemeler mevcut olmadığı için şeri ve örfi bütün davalar, şeri mahkemelerde çözüme kavuşturulmuştur.

Osmanlı Devleti’nde, mahkemelerde hâkimlik yapan, aynı zamanda idari bazı görevleri de yürüten kişi kadı idi. Medrese eğitimi alan kadılar derecelerine göre atanırlardı. Anadolu’daki kazalarda görev yapan kadıları Anadolu Kadıaskeri, Rumeli tarafında görev yapanları ise Rumeli Kadıaskeri tayin ederdi.

OSMANLI’DA KADI

Kadılar, yetki açısından bir­birlerine eşit olsalar da unvan bakımından aralarında derece sıralaması vardı. Derecelerine göre maaş alırlardı. Buna göre kadılığın en yüksek derecesi “taht kadı­larındı. Bursa, Edirne ve İstanbul gibi Osmanlı Devleti’nin kendisine merkez kabul ettiği yerlerin kadılık­ları bunlardandı. Taht kadılarından bir derece aşağısı “mevleviyet kadıları”ydı. Kaza kadılıklarının en yüksek dereceli olanları sancaklara tayin edilirdi. Bir kadılığa birkaç kişi talip çıkarsa aralarında imtihan yoluna gidilirdi.

SİLİSTRE KANUNNAMESİ

Osmanlı hukuku, âdet ve misale büyük önem verirdi. Fermanların sık sık yalnızca “uygulanagelmiş âdete göre” davranmalarını buyurduğu kadılara geniş, kişisel karar yetkisi vermiştir.

Kanuni Sultan Süleyman Döneminin Silistre Kanunnamesi der ki: “Kanunnamenin açık, yazılı bir buyruğunun olmadığı bir durumda, kadı konuyu resmen başkente danışmalıdır. Gelen buyruğa göre hareket ederek sorunu çözen bir karar vermelidir. Bunu karar defterine kaydetmeli ve benzer durumlarda ona göre hüküm vermelidir.”

Yukarıdaki metinleri inceleyerek soruları cevaplandırınız.

  • Osmanlı’daki kadıları ve günümüz mahkemelerindeki hâkimleri atanma usulleri, görev ve yetkileri vb. açısından karşılaştırınız.
  • Osmanlı kadıları karar verirken nelere dikkat etmek zorundadırlar?

Davalar, şikâyetçilerin mahkemeye müracaatı ile açılırdı. Şikâyetin kabul edilmesi ile naib tarafından ilk soruşturma yapılır ve sonuç kadıya bildirilirdi. Yargılama; davacı, davalı ve bunların şahitlerinin bulunduğu ortamda açık yapılırdı. Kadı tarafından verilen karar, gerekçesiyle birlikte davacı ve davalıya yazılı olarak bildirilip mahkeme kararının bir nüshası şeriye sicili denilen mahkeme siciline kaydedilirdi. Dava ile ilgili yeni bir delil gösterildiği takdirde daha önce verilen karar değiştirilebilirdi.

Osmanlı Mahkemesini gösteren temsili resim

Divan-ı Hümayun Osmanlı Devleti’nin en yüksek yargı organıydı. Ülkedeki tüm yargı örgütünü denetleme yetkisi vardı. Divan bu yetkisini halktan gelen şikâyetler ya da kendi gönderdiği mehayif (gezici) müfettişleri aracılığı ile doğrudan kullanmaktaydı. Valiler, askeri görevliler, kadılar ve vakıf yöneticilerinin uygulamalarından şikâyetçi olanlar, mahalli kadı tarafından hakkında yanlış hüküm verildiğine inananlar dil, din, ırk ve sınıf farkı gözetil­meksizin doğrudan divana baş­vurabilirlerdi. Şikâyetler yazılı ya da sözlü olarak yapılabilirdi. Bununla birlikte genellikle mahkeme kararına itiraz edenlerin Divan-ı Hümayuna başvurduğu tespit edilmiştir.

Divan-ı Mezalim

Memluk Sultanı Baybars’a, Mu- hammed Bin Ebî Mansur adında bir vatandaş, Sultan Aybek zamanında bahçesinin elinden alınıp ikta olarak verildiğini şikâyet etti. Konu araştırıldı ve Dîvânu’l-Ceyş’teki (askerî divan) kayıtlardan bu bahçenin devlet malı olmadığı anlaşıldı. Aybek’in kararı iptal edilerek bahçe, dava sonunda sahi­bine iade edildi.

Divan-ı Hümayun

1661’de Denizli’de bir grup, yöre eş­rafından birinin zulmünden şikâyet için İstanbul’a bir temsilci heyeti göndermişti. Ancak, sanığın etkisinde kalan “Divan-ı Hü­mayun” üyeleri suçlamaları önemsememiş, bunun üzerine davacılar “Adaleti burada da bulamazsak nereye gidelim?” diye serzenişte bulunmuşlardır. Perde arkasından davayı dinleyen Sultan IV. Mehmet, ertesi gün Divan­ı Hümayun’un özel olarak toplanmasını emretmiş, davacılar haklı bulunarak sanık derhâl cezalandırılmıştır.

Yukarıdaki tabloda verilen metinleri dikkate aldığınızda bu iki kurumun adaleti sağlaması hakkında neler söylenebilir?

Divan-ı Hümayun’da çalışmalar tam bir uyum içinde yürütülürdü. Uzmanlık gerektiren durumlarda, yetkili kişinin düşüncelerine saygı gösterilir, davaların sağlıklı neticelenmesi için veziriazam da dahil olmak üzere karara karışılmazdı.

Yapılan ititrazlarda örfi ve şeri hukuk davaları farklı divan üyeleri tarafından karara bağlanırdı. Örfi hukuku ilgilendiren şikâyetlere nişancının bilgisinden yararlanan veziriazam; şeri hukuk alanına girenleri ise kadıasker denetlerdi. Yargı kararında haksızlık yoksa hüküm hemen yerine getirilirdi. Hukuka uygun olmayan durumlarda kadının yargı kararı iptal edilirdi. Mahkeme kararının bozulmasından sonra kadıasker yeni bir hüküm verir ya da kadının davaya yeniden bakmasını isterdi. Kadının verdiği kararlarda haksızlık çok büyük ise görevinden alınır ve başka bir kişi görevlendirilirdi.

Divan-ı Hümayun’da verilen kararlar “arz” yoluyla padişaha bilgi verildikten sonra kesinleşirdi. Padişahlar da adaletin sağlanması için yargı kararlarına müdahale etmezlerdi.

Bir Cevap Yaz.