Osmanlı Devlet Yönetiminde Değişim Nasıl Gerçekleşti?

18. YÜZYILDA DEĞİŞİM VE ISLAHATLAR

• 18. yüzyılda Batılı devletlerle kurduğu ilişkiler Osmanlı Devletinin eğitim sisteminde ne gibi değişiklikleri ortaya çıkarmış olabilir?

1. OSMANLI DEVLET YÖNETİMİNDE DEĞİŞİM

a. Merkez Teşkilatı

Osmanlı devlet yönetiminde 17. yüzyıl başlarından itibaren önemli değişiklikler meydana geldi. Padişahların devlet işlerinden uzaklaşması onların gözetimi altında çalışan Divan-ı Hümayunu da etkiledi. Kuruluş ve Yükselme Dönemlerindeki bu önemli yönetim organının devlet içindeki ağırlığı 17. yüzyılın ortalarından itibaren azalmaya başladı. Haftanın her günü yapılan Divan toplantıları 18. yüzyılda önce haftada ikiye, ardından da bire indirildi. 1731’den itibaren yeni kubbealtı vezirlerinin tayin edilmemesiyle de Divan-ı Hümayunun önemi iyice azaldı. Böylece Divan-ı Hümayun, elçilerin kabul edildiği ve yeniçerilere ulufelerinin verildiği günlerde toplanan bir tören heyetine dönüştü.

18. yüzyılda veziriazamlar sadrazam unvanını kullanmaya başladılar. Divan-ı Hümayun toplantılarını da genellikle oturdukları konaklarda yaptılar. Böylece sadrazam konağının devlet idaresindeki önemi arttı. Bu önemi nedeniyle de buraya “Paşa Sarayı, Paşa Kapısı, Vezir Kapısı, Sadrazam Kapısı” gibi isimler verildi. 18. yüzyılın sonlarına doğru ise buraya Bab-ı Ali (Yüksek Kapı) denilmeye başlandı.

18. yüzyılda Divan-ı Hümayunda elçi kabulü (Jean-Baptiste Vanmour-Jan Babtist Vanmor, 18. yüzyılın ilk yarısı)

Divan-ı Hümayun önemini kaybedip de Bab-ı Ali devletin en etkili yönetim organı hâline gelince daha önce defterdar ve nişancıya bağlı olarak Divanda görev yapan kâtiplerin çoğu Bab-ı Aliye nakledildi. Bunlar, sadrazamın maiyetinde bulunan sedaret kethüdası ve mektupçu ile birlikte “Hademe-i Bab-ı Ali”yi (Bab-ı Ali çalışanları) meydana getirdiler. Devlet işlerinin Divan-ı Hümayundan Bab-ı Aliye geçişi Osmanlı Devleti’nde kabine sisteminin başlangıcı oldu. Devletin iç işleri sadaret kethüdalığına, dış işleri ise reisü’l-küttaplığa bağlandı. Ayrıca diplomatik ilişkilerin yoğunlaşması ve devletin bürokratik işlemlerinin çoğalması nedeniyle bu dönemde idari kadrolara seyfiye sınıfı yerine genellikle kalemiye sınıfından insanlar getirildi.

Bab-ı Alide sadrazamın başkanlığında yapılan Divan toplantılarında şeyhülislam, defterdarlar, kazaskerler ve nişancı hazır bulunurdu. Ayrıca görüşülecek konuların içeriğine göre yeniçeri ağası, reisü’l-küttap, İstanbul kadısı ve kaptan-ı derya da toplantılara katılabilirdi. II. Mahmut Dönemi’nde Divan pazartesi ve perşembe günlerinde olmak üzere haftada iki defa toplanırdı. Bu toplantılardan biri Bab-ı Alide, diğeri şeyhülislam konağında yapılırdı.

b. Taşra Teşkilatı

18. yüzyılda merkez teşkilatında olduğu gibi taşra teşkilatında da değişiklikler yaşandı. Bu değişikliklerin temel nedeni taşra idaresini yakından ilgilendiren tımar sisteminin bozulmasıydı. Yeni dönemde bazı dirlikler, göreve atanmayı bekleyen beylerbeyi ve sancak beyi gibi yüksek dereceli devlet görevlilerine “arpalık” adıyla gelir kaynağı olarak verilmeye başlandı. Bazı sancaklar ise sancaklıktan çıkarılıp toprakları beylerbeyinin haslarına katıldı. Böyle durumlarda beylerbeyi kendisine bırakılan arpalıkların veya hasların yönetimi ve gelirlerinin toplanmasıyla doğrudan ilgilenmedi. Çoğu zaman bu gibi işleri yürütmesi için “mütesellim” denilen vekilini görevlendirdi. Beylerbeylerinin tayin ettikleri mütesellimler genellikle yörenin eşraf veya âyan denilen etkili kişileri arasından seçiliyordu. Bunlar olağanüstü savaş vergilerinin toplanması, seferlerin gerektirdiği asker ve araç gereçlerin sağlanması gibi merkezî yönetimin görevlerini de yerine getiriyorlardı. Bunun sonucunda da âyanlar padişah tarafından atanmış resmî görevliler olmamalarına karşın bulundukları yörenin en önemli kişileri durumuna yükseliyorlardı. Âyanlar iltizam usulünün yaygınlaşmasıyla birlikte konumlarını sağlamlaştırdılar. Devlet, iltizam olarak adlandırılan vergi gelirlerini toplama hak ve görevini genellikle âyanlara verdi. Başlangıçta üç yıllığına verilen iltizamın zamanla malikâne adı altında ömür boyu kiralanmaya başlanması ise âyanların daha da kökleşmesi sonucunu doğurdu.

Mültezimlik görevini üstlenen âyanlar zaman içinde, vergi toplama yetkisi dışında, sorumlu oldukları yerin yönetimiyle ilgili bazı yetkileri de kullanma imkânı elde ettiler. Ayrıca levent adı verilen ücretli askerler besleyerek bulundukları bölgelerde askerî birer güç hâline geldiler. Bu durumun birkaç kuşak devam etmesiyle de âyan aileleri yerel hanedanlara dönüştüler. Yozgat civarında Çapanoğulları, Samsun ve çevresinde Caniklizadeler ve Manisa yöresinde Karaosmanoğulları bu tür ailelerin başlıcaları oldular. Bütün bu gelişmeler sonucunda âyanlar Osmanlı merkezî yönetiminden bağımsız olarak devlet içinde devlet gibi hareket etmeye başladılar. Hatta bunlardan bazıları yerel güçlerine güvenerek devlete başkaldıracak noktaya bile geldiler.
İltizam ve malikâne sistemleri Osmanlı Devleti’nin artan nakit ihtiyacını karşılamak ve bütçe açıklarını kapatmak amacıyla geliştirdiği uygulamalardı. Ancak bu uygulamalar para darlığı sorununun çözümünde yetersiz kaldı. Bunun üzerine devlet 18. yüzyılın ikinci yarısında esham uygulamasına geçti. Esham sistemiyle devlet para ihtiyacını piyasaya borçlanma senetleri sürerek karşılamaya çalıştı. Belli bir vadesi ve garanti yıllık getirisi olan bu iç borçlanma senetlerine genel olarak esham adı verildi. Esham kelimesi, pay ya da hisse anlamındaki “sehim” kelimesinin çoğuludur.

Osmanlı Devleti esham düzenine geçerek iç borçlanmayı büyük sermaye sahibi âyanların tekelinden kurtarıp sayıları daha fazla olan orta ve küçük sermayedarlara doğru yaymayı amaçladı. Ancak bazı yıllarda zarar edince esham sahiplerine garanti ettiği ödemeleri yapmakta zorlandı. Böylece esham uygulaması da Osmanlı kamu maliyesinin sorunlarına köklü bir çözüm getiremedi. Bununla birlikte Osmanlı Devleti esham sistemini başlatmakla bugünkü anlamda hazine bonosu, devlet tahvili ve kâğıt para kullanımına geçiş yolunda ilk adımı atmış oldu.

Osmanlı Devletinin mali sorunlarını gidermek için bulduğu çözümler konusundaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Toprak sistemin bozulmasının 18. yüzyılda Osmanlı taşra yönetiminde ortaya çıkardığı önemli değişikliklerden biri de askerlik alanında oldu. Bu dönemde daha önceleri tımarlı sipahiler tarafından yerine getirilen işler sekban veya levent denilen askerlerce görülmeye başlandı. Bunlar yerel yöneticilerin halk arasından ücret karşılığında elde ettikleri askerlerdi. Leventler ve sekbanlar sefere çıkılmadığı zamanlarda kanunsuz hareketleriyle asayişi tehdit ediyor ve merkezî yönetimin taşradaki otoritesini sarsıyorlardı. Bunun üzerine devlet, yerel silahlı birliklerin gücünü dengelemek amacıyla yeniçerilerden yararlanmak zorunda kaldı. Böylece o güne kadar yalnızca başkentte tuttuğu yeniçerilerin bir bölümünü eyaletlere gönderdi. Ancak bu uygulama taşrada bozulan devlet düzenini yeniden kurmaya yetmediği gibi merkez ile taşra arasındaki siyasal güç çatışmasının da büsbütün derinleşmesine yol açtı. Devlet yönetiminde ortaya çıkan aksaklıkları gidermek için de 18. yüzyıl boyunca çeşitli alanlarda bir dizi ıslahatlar yapıldı.

Bir Cevap Yaz.