Osmanlı Devlet Anlayışı Nedir?

1. Osmanlı Devlet Anlayışı Nedir?

OSMANLI’DA DEVLET ANLAYIŞI

İlk Türk hakanları açık alanlarda halka büyük toy ve şölenler sunmayı kendilerine vazife edinmişlerdi. Böyle toy vermeyen hakanların saygınlığı olmazdı.

Kutadgu Bilig’de hükümdara şu öğütler verilir: “Hâzineni aç ve servetini dağıt. Uyrukların çoğalınca gaza yapar hâzineni doldurursun çünkü halkın aklı fikri hep karnındadır… Yiyip içmeyi esirgeme onlardan.”

Derviş Sarı Saltuk, Osman Gazi’ye şu öğüdü verir: “Adil ol, yan tutma; yoksulun ahım alma, tebaana kötü davranma. Kadı ve valilerini denetle ki iktidarda kalasın ve halk bağlılığını yitirmesin.”

Osmanlı kaynaklarına göre “Osmanlı sarayında ‘Halk gelsin, yesin.’ diye yemekler hazırlanır, bunu duyurmak için de ikindi vakti nevbet çalınırdı.” Fatih Sultan Mehmet’in veziriazamı, “Devlet hâzinesini zenginleştirmeli ancak hükümdar askerden parayı esirgememeli cömert hareket etmelidir.” demiştir.

Yukarıdaki metne göre Osmanlı Devleti, Türk devlet anlayışının hangi esaslarını devam ettirmektedir?

Osmanlılar, devlet teşkilatlanmasında kendinden önceki Türk devletlerinin tecrübelerinden yararlanmakla birlikte Türkiye Selçuklularını ve İlhanlıları da örnek almıştır. Bir süre Selçuklular ve İlhanlılara bağlı bir uc beyliği statüsünde bulunan Osmanlıların devlet kurma aşamasında Türkiye Selçuklu Devleti’nde görev yapmış devlet adamlarını idari alanlarda istihdam etmesi bunda etkili olmuştur.

Osmanlı Klasik Dönem kültür ve medeniyetinin oluşumunda Orta Asya Türk gelenekleri, İslamiyet’in getirdiği kültürel değerler ve hâkim olduğu coğraf­yadaki kültür unsurları etkilidir. Bu üç unsur zamanla imparatorluk özelliklerine göre şekillenmiştir. Ancak bu sentez kültürde, Türk karakteri her zaman hâkim olmuş; devlet yönetimi, ordu, dil, musiki, mimari, edebiyat, folklor vb. alanlarda kendini hissettirmiştir.

İlk Türk devletlerindeki adil yönetim, Türk cihan hâkimiyeti ülküsü ve kanun üstünlüğü anlayışı ile Osmanlı Devleti’nde de devam ettirilmiştir. Bu anlayış “Devlet-i Ebed Müddet”, “Nizam-ı Âlem” ve “Kanun-u Kadim” esasları ile süreklilik kazanmıştır.

“Devlet-i Ebed Müddet” anlayışı ile devletin sonsuza kadar yaşatılması hedeflenmiş, “Nizam-ı Âlem” de bu hedefin bir uzantısı olmuştur. Anlam itibarı ile dünya düzeni olan bu anlayışta asıl amaç Osmanlı ülkesindeki kamu düzenini sağlamaktır. Bunu her şeyin üstünde gören Osmanlı sultanları, Nizam-ı Âlem’in sürekliliğini sağlamak için halkın adaletli yönetilmesini ve memuriyetlerin ehline verilmesini ön şart olarak görmüşlerdir.

İlk Türk devletlerinde olduğu gibi adaletin sağlanmasını devletin kanunlara göre yönetilmesine bağlayan Osmanlılar, örfi kuralları kanunlaştırmıştır. Fatih Kanunnamesi (Kanunname-i Âli Osman) ile Osmanlı devlet hukuku gerçek anlamda düzene konulmuş; devletin işleyişinde memurların statü ve yerleri belirlenmiştir. Böylece devlet-toplum, devlet-fert arasındaki ilişkileri düzenleyen kanunlar meydana getirilmiş ve bütün tebaanın genel olarak kanun önünde eşitliği kabul edilmiştir.

Başlangıçta bir uc beyliği olan Osmanlılar, doğudan göç eden Türk boyları ile beslenip kısa sürede güçlenmiş, İstanbul’un fethinden sonra çeşitli unsurlara hâkim büyük bir cihan devleti hâline gelmiştir. Devleti meydana getiren bütün unsurlar da Türk ahlak ve kültür değerlerini benimsemiş ve zaman içinde kendilerini “Osmanlı” olarak ifade etmişlerdir.

İlk Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti de bünyesinde her türlü inanç sistemine anlayış gösteren bir yapıya sahiptir. Devlet içindeki gayrimüslimler din, mezhep, vicdan  özgürlüğü yanında kendi kültürlerini cemaat sistemleri içinde yaşatma hakkına da sahip olmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet, Rum, Yahudi ve Ermenilerin devletin müdahalesi olmaksızın kendi dinî kuruluşlarını tesis etmelerine müsaade etmiştir. Ancak sahip olunan hak ve ayrıcalıkların, devletin genel yapısına ve işleyişine yansıtılmasına izin verilmemiştir.

Osmanlı Devleti’nde güçlü bir merkezi otorite tesis edilmiştir. Özel mülkiyet sınırlandırılmış, kentler, zanaatlar ve ticaret yakından denetlenmiştir. Ayrıca zaman zaman insan, mal ve servet sayımları yapılmış ve sonuçları “tahrir defteri”ne (yazım defteri) kaydedilmiştir.

MACARLARA GÖRE OSMANLI

Tekirdağ’da yazdığı mektup­larıyla Macar edebiyatında önemli yer edinen Mikes Kelemen, 1725’te şöyle diyordu: “… Başka hiçbir memlekette sığıntıya bu kadar yardım edilmez. Hiçbir yerde buradaki gibi sakin ve rahat olamayız. Tanrı’ya şükür şimdiye kadar aramızda en küçük bir kırgınlık olmadı. Türklere nerede rastlasak bizi hep iyilikle karşıladılar, çünkü Türkler en çok Macarları severler.”

Bir Cevap Yaz.