Osmanlı Dağılmayı Önlemeye Yönelik Fikir Akımları Nelerdir?

ç. Dağılmayı Önlemeye Yönelik Fikir Akımları

Osmanlıcılık

Osmanlı Devleti 19. yüzyıl başlarında çıkan Sırp ve Yunan isyanlarıyla birlikte dağılma sürecine girdi. Bunun üzerine Osmanlı aydınları dağılmayı önlemeye yönelik düşünceler üretmeye ve çözüm yolları bulmaya çalıştılar. Bu aydınlardan bazıları 1860’lı yıllarda Genç Osmanlılar adıyla bir araya geldiler. Aralarında Namık Kemal, Şinasi ve Ziya Paşa gibi şair ve yazarların da bulunduğu Genç Osmanlılar Osmanlıcılık düşüncesini savunuyorlardı.

Namık Kemal

Osmanlıcılığa göre devleti parçalanmaktan kurtarmak için bir Osmanlı milleti oluşturmak gerekiyordu. Bunun yolu da her türlü ayrımı ortadan kaldırarak bütün Osmanlı vatandaşlarını haklar ve yükümlülükler bakımından eşit hâle getirmekten geçiyordu. Böylece vatandaşlar arasında duygu ve düşünce birliği sağlanarak ayrılıkçı hareketlerin önüne geçilebilecekti.

Osmanlıcılık düşüncesi, Kanun-ı Esasi’nin yürürlüğe girmesiyle uygulama alanı buldu. Kanun-ı Esasi ile hak ve özgürlükler güvence altına alındı. Bütün Osmanlı vatandaşlarının devlet yönetimine katılması sağlandı. Ancak çok geçmeden başlayan Osmanlı-Rus Savaşı Osmanlıcılık fikrini hayata geçirmenin zorluğunu ortaya koydu. Bu savaş sırasında Balkanlar ve Doğu Anadolu’daki Hristiyan unsurlar Rusya’dan da aldıkları destekle bağımsızlık girişimlerine hız verdiler. Böylece Osmanlıcılığın gerçekçi bir çözüm olmadığını gösterdiler. Buna rağmen Osmanlıcılık İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra yeniden gündeme geldi. Ancak Balkan ve Birinci Dünya Savaşları’nın ardından etkisini kaybetti.

İslamcılık

İslamcılık, Birinci Meşrutiyet’in başarısızlıkla sonuçlanması üzerine gelişmeye başlayan bir düşünce akımıdır. Bu akımın başta gelen temsilcisi Padişah II. Abdülhamit’tir. II. Abdülhamit (Fotoğraf 5.12), Osmanlı yönetimindeki Müslümanlarla Hristiyanlar arasındaki ilişkilerin gerginleşmesi ve İslam ülkelerinin Batılı devletlerce işgal edilmeye başlanması karşısında “İslam Birliği” düşüncesini benimseyerek bu düşünceyi iç ve dış politikasının temel ilkesi hâline getirdi.

İslamcılık düşüncesini savunanlara göre Osmanlı Devleti’nin gerilemesi İslamiyet’ten uzaklaşılmasının bir sonucuydu. Bu nedenle devletin çöküşten kurtulabilmesi siyasi ve sosyal hayatın İslam’a uygun hâle getirilmesiyle mümkündü. Bilim ve teknoloji alanında Batı’da ortaya çıkan gelişmeler takip edilmeliydi. Ancak Batı uygarlığının örnek alınması ve yabancı
değerlerin benimsenmesi büyük bir hata idi.

II. Abdülhamit, İslamcılık düşüncesini hayata geçirmek amacıyla bütün dünyadaki Müslümanları Osmanlı yönetimi altında toplamaya çalıştı. Panislamizm olarak adlandırılan bu siyasetini gerçekleştirmek için de genellikle hâlife unvanını kullandı. Ayrıca Batılı devletlerin sömürgeleştirdikleri ülkelerdeki Müslümanları yanına çekmeye çalıştı. Böylece hem Osmanlı Devleti’ni güçlendirmeyi hem de Avrupa devletlerini zayıf düşürmeyi planladı. Ancak bu düşünce de Osmanlıcılık gibi devletin yıkılış sürecini durdurmaya yetmedi. Önce Balkan Savaşları sırasında Müslüman Arnavutlar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ardından da Birinci Dünya Savaşı sırasında Araplar İngilizlerle iş birliği yaparak Osmanlı Devleti’nin karşısında yer aldılar.

Türkçülük

Türkçülük düşüncesi, 19. yüzyılın ikinci yarısında Rusya’daki Müslüman Türkler arasında belirmeye başladı. Panslavizm siyasetine tepki olarak ortaya çıkan bu düşünce akımının amacı, Rusya’da yaşayan Türkler arasındaki din ve dil birliğini korumaktı. Türkçülük, Rus baskısı nedeniyle Anadolu’ya göç eden Türklerin etkisiyle Osmanlı topraklarında da yayıldı. Türkçülerin amacı, Osmanlı sınırları içinde yaşayan Türklere millet olma bilincini aşılamaktı. Milletleşmenin doğal ve kaçınılmaz bir süreç olduğunu düşünen bu insanlar çalışmalarını dil ve tarih konuları üzerinde yoğunlaştırdılar. Ayrıca Türkçenin yabancı dillerin etkisinden kurtarılmasını ve Türk tarihinin Osmanlı Devleti’nden önceki dönemlerinin de araştırılmasını savundular. Böylece Türk kültürünün zenginliklerinin ortaya çıkacağını, bunun da Türkler arasındaki duygu ve düşünce birliğini güçlendireceğini ileri sürdüler.

Türkçülere göre Osmanlı Devleti’nin gerçek sahibi Türklerdi. Devletin çöküşten kurtulabilmesi her şeyden önce Türklerin güçlü bir ulus hâline gelmesine bağlıydı. Bunun için Türklerin kültürel alanda olduğu kadar ekonomik alanda da ilerlemeleri gerekiyordu. Türkçüler, ekonomik gelişmenin sağlanması amacıyla Batı’nın bilim ve teknolojisinden yararlanılmasında bir sakınca görmüyorlardı. Ancak Batı uygarlığına ait kültür değerlerinin taklit edilmesine karşı çıkıyorlardı.

Kültürel bir hareket olarak başlayan Türkçülük akımı İkinci Meşrutiyet’in ardından siyasi nitelik kazandı. Bu dönemin önde gelen Türkçülerinden Yusuf Akçura İstanbul’da Türk Derneğini kurdu. Bir süre sonra ona Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, Fuat
Köprülü ve Halide Edip gibi aydınlar da katıldılar. Bu fikir insanları düşüncelerini Türkçülüğün yayın organı durumundaki
Türk Yurdu dergisinde anlatmaya başladılar. Bu görüşün iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası tarafından da benimsemesiyle Türkçülük bir devlet politikası hâline geldi. Türkçülük akımı, Atatürk ilkelerinden milliyetçiliğin de temelini oluşturdu.

Batıcılık

Batıcılık, Avrupa uygarlığını üstün tutan ve onun benimsenmesi gerektiğini savunan bir düşünce akımıdır. Osmanlı tarihinde Batıcılık düşüncesinin ortaya çıkışı Lale Devri’ne rastlar. Bu dönemde padişah ve devlet adamları Avrupa ülkelerinin bilim ve teknolojide ileri gittiklerini kabul ettiler. Gerilemenin durdurulması için Batı uygarlığından yararlanılması gerektiğini söyleyerek Avrupa tarzında yenilikler yapmaya başladılar. Batıcılık düşüncesinin etkisiyle III. Selim ve II. Mahmut gibi ıslahatçı padişahlar modern eğitim kurumlarının açılmasını sağladılar. Haberleşme, sağlık ve kıyafet konularında yeni uygulamalar başlattılar. Diğer yandan Tanzimat Fermanı ve Kanun-ı Esasi’nin ilanıyla birlikte Batılılaşma düşüncesi devlet yapısını da etkilemeye başladı. Osmanlı Devleti hukukun üstünlüğü prensibine dayalı anayasal bir yönetime kavuştu. Ülkemizde de Batı ülkelerindeki gibi parlamento kurularak halkın yönetime katılması sağlandı.

Batıcılık İkinci Meşrutiyet’ten sonra sistemli bir düşünce akımı hâline geldi. Aralarında Tevfik Fikret (Fotoğraf 5.15) ve Celal Nuri gibi aydınların bulunduğu Batıcılar Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu Batılılaşmada görüyor ve bu konudaki düşüncelerini “Ya Batılılaşırız ya mahvoluruz.” sözüyle dile getiriyorlardı.

Batılılaşma yanlıları tek kadınla evliliği, çağdaş kıyafeti, medreselerin kaldırılarak modern okulların açılmasını, kanunların yenilenmesini, tekke ve zaviyelerin kapatılmasını istiyorlardı. Latin harflerinin kabulü, laik mahkemelerin kurulması, miladi takvime geçilmesi ve yerli malı kullanılması da yine onların savunduğu uygulamalardandı. Bu fikirler ileride Atatürk’ün yaptığı inkılaplarla hayata geçirilmiştir.

Dönemin şartları dikkate alındığında size göre yukarıdaki fikir akımlarından hangisi daha gerçekçi ve geçerlidir? Neden?

Bir Cevap Yaz.