Osmanlı Bilim ve Teknolojik Gelişmeleri Nelerdir?

2. BİLİM VE TEKNOLOJİ

Osmanlı Devleti’nde bilimsel çalışmalar Fatih’in tahta çıkışıyla birlikte hızlandı. Bilimle uğraşan ve bilginlerle felsefi tartışmalar yapan Fatih, döneminin en büyük bilim koruyucularından biriydi. İstanbul’u fethettikten sonra bu şehri dünyanın bilim ve kültür merkezi hâline getirmek isteyen Fatih, Müslüman ve Hristiyan bilginleri sarayında topladı. Onları bilim, felsefe ve din konularında serbestçe tartışmaya ve yazmaya teşvik etti. Doğu ve Batı dillerinde yazılmış kitapları tercüme ettirerek bu eserler üzerinde incelemelerde bulundu.

Fatih kendi adına yaptırdığı caminin çevresine sekiz derslikten oluşan Sahn-ı Seman Medresesini inşa ettirdi. Burada din bilimlerinden başka dil bilgisi, edebiyat, matematik, geometri ve astronomi dersleri okutuldu. Fatih zamanında matematik ve astronomi bilimlerinde önemli ilerlemeler sağlandı. Semerkant’ta Uluğ Bey ve Kadızade-i Rumi tarafından yetiştirilen ünlü matematik ve astronomi bilgini Ali Kuşçu, padişahın çağrısı üzerine İstanbul’a geldi.

16. yüzyılda en büyük atılımı yapan bilim dalı coğrafya oldu. Osmanlılarda ilk özgün coğrafya eserleri de yine bu dönemde yazıldı. Ünlü Türk denizcisi Piri Reis, “Kitab-ı Bahriye” adlı eserinde Akdeniz kıyılarını, adaları, limanları ve tehlikeli kayalıkları anlattı. Piri Reis, çizdiği dünya haritasıyla da tarihe geçti.

Deniz coğrafyası alanında eserler veren bir diğer araştırmacı Seydi Ali Reis’tir. Osmanlı amirali olarak Hint Deniz Seferlerine katılan Seydi Ali Reis, bu seferler sırasında gördüğü yerleri “Mir’atü’l-Memalik” (Memleketlerin Aynası) adlı eserinde anlatmıştır. Ayrıca coğrafya ve deniz astronomisine ilişkin “Muhit” adlı başka bir eseri daha bulunmaktadır. Bu yüzyılın ünlü coğrafyacıları arasında Matrakçı Nasuh’u da saymak gerekir. Aynı zamanda ressam olan Matrakçı Nasuh kent, köy, nehir, dağ, yol, köprü ve doğal bitki örtülerini minyatür resim tarzında çizdiği haritalarında göstermiştir. Ayrıca matematik, astronomi, geometri ve tarih alanlarında da eserler vermiştir.

16. yüzyılda İstanbul’da Kanuni tarafından Osmanlı eğitim kurumlarının en büyüğü olan Süleymaniye Medreseleri açıldı. Bu medreselerde matematik ve tıp öğretimi yapan bağımsız birimler vardı. Aynı yüzyılın sonlarına doğru, 1578 yılında, yine İstanbul’da Takiyüddin Mehmet adında bir matematikçi ilk Osmanlı rasathanesini kurdu.

Takiyüddin, rasathanesi için bir yandan klasik gözlem araçlarını temin ederken diğer yandan zengin bir kütüphane kurmak üzere kitaplar topladı. Rasathanesinde klasik İslam rasathanelerinde kullanılan aletlerin yanı sıra kendi icat ettiği aletleri de kullanan Takiyüddin mekanik saatten bir gözlem aracı olarak yararlandı. Batılı meslektaşlarının kullandıkları saatlere göre daha gelişmiş olan bu saatin en önemli özelliği dakika ve saniyeyi verebilmesiydi.

Takiyüddin’in rasathanesi, aynı yıllarda Danimarka’nın Hven (Hiven) Adası’nda gözlemlerini sürdüren ünlü astronom Tycho Brahe’nin (Tiyko Brahe) Uranienborg (Uranyenborg) Rasathanesiyle kıyaslanabilecek durumdaydı. Benzer kaynaklardan yararlanmaları nedeniyle bu iki astronomun kullandıkları aletler de birbirine çok benziyordu. Her iki astronom da ilk defa mekanik saati astronomi gözlemlerinde kullanmışlardı. Ancak Takiyüddin’in gözlemlerinde kullandığı saat Brahe’ninkine göre daha dakik idi. Aletlerin sayısı bakımından ise Brahe’nin rasathanesi daha zengindi. Brahe, uzun gözlemleri sonucunda 777 adet yıldızın yerlerini belirlemiş ve ileride Kepler’in elips yörüngelerini tespit ederken kullanacağı hesaplamaları yapmıştı. Takiyüddin ise yedi sene kadar gözlem yapabilmiş ancak çalışmalarını tamamlayıp sonuçlarını alma imkânı bulamamıştır. Çünkü rasathane karşıtı çevreler, o günlerde başlayan veba salgınının rasathanedeki gözlemler yüzünden çıktığı söylentisini yaymışlar ve buna padişahı da inandırarak 1580 yılında rasathaneyi yıktırmışlardır.

Trigonometri alanında çalışan Takiyüddin sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantı tanımlamış, bunların ispatlarını vermiş ve cetvellerini hazırlamıştır. Takiyüddin, yerin ekliptik ekseni ile Ekvator arasındaki 23° 27’ lık açıyı, 1 dakika 40 saniye farkla 23° 28’ 40” şeklinde bularak bu değeri o güne kadar gerçeğe en yakın hesaplayan bilim insanı olmuştur. Üç gözlem noktası yöntemi uygulayarak Güneş parametrelerini hesaplayan Takiyüddin, Tycho Brahe ve Kopernik ile birlikte dünyada bu yöntemi kullanan üçüncü kişi olmuştur. Benzer sonuçlara ulaşmalarına rağmen, bu konuda Takiyüddin’in yaptığı hesaplamalar 16. yüzyıldaki en doğru hesaplamalar olarak tarihe geçmiştir.

Takiyüddin Mehmet, matematik ve astronominin yanı sıra diğer bilim dallarında da önemli çalışmalar yapmıştır. Onun otomatik makineler konusundaki eseri Osmanlılarda bu konuda yazılan ilk ve tek eser olarak bilinmektedir.

Takiyüddin Mehmet’in Türk ve dünya bilim tarihindeki yeri ile ilgili olarak hangi değerlendirmelerde bulunabilirsiniz?

15 ve 16. yüzyıllarda tıp alanında da önemli çalışmalar yapıldı. Amasya Darü’ş-şifası Başhekimi Sabuncuoğlu Şerafettin “Cerrahname” adlı eserinde hastalıkların tedavi yöntemleri ve ilaçlar hakkında bilgiler verdi. Fatih zamanında tıp bilimine katkıda bulunan diğer önemli hekimler ise Altuncuzade ve Akşemsettin oldu.

Fatih’in çabalarıyla başlayan Osmanlı bilim hayatındaki ilerleme 16. yüzyılda da devam etti. Bu yüzyılda ünlü matematikçi Ali Kuşçu’nun torunu Mirim Çelebi astronomi ve matematik alanındaki çalışmalarıyla tanındı. Ahi Çelebi ise böbrek taşlarının tedavisini anlatan eseriyle tıp alanında öne çıkan isim oldu. Sultan II. Bayezit, Edirne’de kendi adıyla anılan külliye içinde bir darü’ş-şifa yaptırdı. Edirne’de ayrıca bir cüzzam hastanesi vardı. Kanuni Dönemi’nde de İstanbul’da üç ayrı darü’ş-şifa hizmete girdi. Kanuni’nin annesi Hafsa Sultan tarafından Manisa’da yaptırılan darü’ş-şifada ise akıl hastaları tedavi ediliyordu.

15 ve 16. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde tarih bilimi de önemli gelişme göstermiştir. Özellikle Fatih Dönemi’yle birlikte Osmanlı tarih yazıcılığında yeni bir aşamaya geçilmiş, ilk kapsamlı dünya ve Osmanlı tarihi yazma denemeleri bu dönemde yapılmıştır. Aynı dönemde Fatih tarafından şehnamecilik müessesesi kurulmuş ve şehnameci adıyla bilinen tarihçiler önemli olayları, edebî ve övücü bir üslupla anlatmışlardır. Bu tür tarih yazıcılığının başlıca temsilcileri; Kemal Paşazade, İdris-i Bitlisi, Oruç Bey, Neşri, Gelibolulu Mustafa Ali, Selâniki, Peçevi ve Hoca Sadeddin Efendi’dir.

Ali Kuşçu (1403-1474)

İstanbul’a gelen Ali Kuşçu, Fatih tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı (Resim 2.19) ve Ayasofya Medresesine müderris olarak atandı. Osmanlı medreselerinde matematik öğretimini başlatan Ali Kuşçu; Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli bilim insanlarını yetiştirdi.

Ali Kuşçu’nun Fatih’e sunduğu Risaletü’l-Fethiye adlı eseri 19. yüzyılda, günümüzdeki İstanbul Teknik Üniversitesinin temelini oluşturan İstanbul Mühendishanesinde ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök cisimlerinin Dünya’ya olan uzaklıkları verilmiştir. Bir de dünya haritasının bulunduğu eserde yerkürenin eksen eğikliği 23° 30’ 17’’ olarak tespit edilmiştir. Ali Kuşçu, Ay’ın haritasını çıkaran ilk bilim insanı olarak tarihe geçmiştir. Bu nedenle NASA (Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Araştırmaları Merkezi) tarafından Ay’daki bir bölgeye onun adı verilmiştir.

Sabuncuoğlu Şerafettin (1385-1470)

Amasya’da doğan Sabuncuoğlu Şerafettin, Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) Dönemi’nin ünlü cerrahlarından biridir. Sabuncuoğlu Şerafettin, cerrahlık ile ilgili çalışmalarının yer aldığı “Cerrahname” adlı eserinde, yaptığı ameliyatları resimlerle anlatmıştır (Resim 2.22). Ayrıca diş tedavi yöntemleri hakkında bilgiler vermiş, dişçilik aletlerinin nasıl kullanılacağını tarif etmiştir. Tıpta deneye önem veren bir hekim olan Sabuncuoğlu Şerafettin, hayvanlar üzerinde yaptığı deneylerle tıp biliminin gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Sabuncuoğlu, deneylerini “Mücerrebname” (Deney Kitabı) adlı eserinde anlatmıştır. Ünlü hekim bu kitabında, yılan zehrine karşı panzehir olarak geliştirdiği bir ilacı kendisinde denediğini söylemektedir. Buna göre Sabuncuoğlu Şerafettin, önce yaptığı panzehiri içmiş, ardından da sol elinin orta parmağını çok zehirli bir yılana ısırtmıştır. Daha sonra yine bu ilaçtan yaptığı bir merhemi yaraya sürmüştür. Kendi ifadesine göre ne parmağı şişmiş ne de vücudunda bir zehirlenme belirtisi olmuştur.

Sabuncuoğlu, ilacından emin olmak için aynı deneyi yılana ısırttığı bir horoz üzerinde tekrarlamıştır. Anlattığına göre horoza, hazırladığı panzehiri içirmiş ve hayvanı gözetim altına almıştır. Isırılan yerde yeşilimsi bir yara oluştuğunu görünce horoza yeniden ilaç vermiştir. Ertesi gün bu yara kaybolmuş ve horoz tamamen iyileşmiştir. Eserlerini Türkçe olarak yazan Sabuncuoğlu Şerafettin tıp tarihine, deneysel farmakolojiye öncülük yapmış bir hekim olarak geçmiştir.

Bir Cevap Yaz.