Osmanlı Askeri Teşkilat Yapılanması Nasıldır?

2. OSMANLI ASKERİ TEŞKİLATI

Osmanlı ordusu klasik şekline Yükseliş Dönemi’nde ulaşmıştır. Buna göre ordu aşağıdaki şemada görüldüğü gibi kara ve deniz kuvvetleri olarak ikiye ayrılmıştır.

Osmanlı Devleti hangi ihtiyaçlardan dolayı askerî teşkilatında yeni sınıflara yer vermiş olabilir?

Osmanlı kara kuvvetleri kapıkulu askerleri, eyalet askerleri ve yardımcı kuvvetlerden oluşurdu. Kapıkulu askerleri devşirme sistemi ile yetiştirilir ve genel olarak piyadeler ve süvariler şeklinde iki gruba ayrılırlardı.

Kapıkulu piyadeleri Acemi Ocağında eğitim gördükten sonra Yeniçeri Ocağına ve diğer ocaklara geçerlerdi. Yeniçerilere ait silahların temin edilmesi, bakımı ve onarımından Cebeci Ocağı sorumluydu. Özellikle kale kuşatmalarında önemli rol oynayan lağımcı ve humbaracı bölükleri de Cebeci Ocağı içinde teşkilatlanmıştı. Lağımcılar kale surlarının altından tünel kazar ve bu tünellere yerleştirdikleri barutu ateşleyerek kale duvarlarını yıkarlardı. Humbaracılar ise havan toplarını ve humbara denilen el bombalarını yapar ve kullanırlardı. Topçu Ocağı top dökümü, top mermisi yapımı ve bunların kullanımı görevlerini üstlenmişti. Fatih Dönemi’nde kurulan Top Arabacıları Ocağı ise top arabalarını yapar ve büyük topları savaş meydanlarına taşırdı. Kapıkulu piyadeleri içindeki gruplardan biri de bostancılardı. Bostancılar sarayın ve İstanbul sahillerinin güvenliğini sağlarlardı.

16. yüzyıl Osmanlı askeri teşkilatı

Kapıkulu süvarileri genellikle Yeniçeri Ocağından terfi edenler arasından seçilirdi. Başlangıçta sipahiler ve silahtarlar olarak iki bölük hâlinde teşkilatlanan kapıkulu süvarilerine zamanla sağ ulufeciler, sol ulufeciler ve sağ garipler, sol garipler adlarıyla dört bölük daha katıldı. Sipahiler ve silahtarlar padişah çadırını korurken sağ ve sol ulufeciler saltanat sancaklarını, sağ ve sol garipler ise ordunun ağırlıklarını ve hazineyi muhafaza ederlerdi. Atlarının bakımı nedeniyle kapıkulu süvarilerinin bir kısmı başkentin çevresindeki şehirlerde konuşlanmıştı.

Büyük bölümünü tımarlı sipahilerin oluşturduğu Osmanlı eyalet ordusu içinde yayalar, müsellemler, azaplar ve akıncılar denilen askerî birlikler görev yapıyordu. Devletin sınırları genişledikçe ve ordunun ihtiyaçları arttıkça bunlara yörükler, deliler, beşliler ve sakalar adlarını taşıyan yeni birlikler eklendi. Bunlardan yörükler yol açma, siper kazma, kale tamiri ve ordunun ağırlıklarını nakletme gibi hizmetleri yerine getirirlerdi. Deliler, akıncılar gibi hafif süvari olup sınır boylarında görev yapan birliklerdi. Savaş sırasında düşman saflarına korkusuzca daldıkları için bunlara deliler adı verilmişti. Her beş haneden bir kişi alınarak kurulduğu için beşliler adıyla anılan birliklerin görevi ise sınırlardaki palanga ve kaleleri korumak, gerekli hâllerde akınlarda bulunmaktı. Eyalet askerleri içinde hizmet gören bir başka grup ise sakalar idi. Sakalar ordunun su ihtiyacının karşılanması işini üstlenmişlerdi.

Osmanlı ordusunda bağlı beyliklerin ve devletlerin gönderdikleri kuvvetler de görev yapardı. Başta Kırım Hanlığı olmak üzere Eflâk, Boğdan Beylikleri ve diğer bağlı beylikler Osmanlı Devleti’ne vergi ödemenin yanı sıra padişahın istemesi durumunda asker gönderirlerdi.

Osmanlı ordusunun Kuruluş ve Yükseliş Dönemleri’nde girdiği pek çok savaştan zaferle ayrılmasında rakiplerine göre ileri bir savaş teknolojisine sahip olmasının önemli payı vardı. Örneğin Osmanlılar, II. Murat zamanında Edirne’de bir tophane kurmuşlardı. II. Mehmet İstanbul’un kuşatılmasından önce bu tophanede o güne kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürmüştü. Çalışmaları yakından izleyen padişah, bazı topların ebatlarını bizzat kendisi belirlemişti. En büyüklerine şahi adı verilen bu silahlar kuşatmanın fetihle sonuçlanmasında önemli rol oynamıştı.

Osmanlının Mucit Topçu Padişahları

Havan topunu İstanbul’un fethedilmesi esnasında ilk defa döken ve kullanan Fatih olmuştur. Fatih surları dövüp yıkan o büyük topların (şahi gibi) balistik hesaplarının yapımını ve dökümünü ise Türk ustalarla beraber üstlenmiştir. Bunları ilk kez Macar topçu Urban’ın döktüğü eksik bir bilgidir. Doğrusu, Osmanlı tophanesinde iş bulan Urban’ın bir top döktüğü ve ilk atışta parçalanması neticesinde kendisinin de can verdiğidir. Dolayısıyla Fetih sırasında kullanılan toplar öz be öz Türk ustalarının (Musluhiddin Efendi, Sarıca Sekban ve tabii ki Fatih) yapımıdır. Diğer taraftan tarihte içi yivli ilk topu 1868’de Almanlar değil, bundan asırlar önce Sultan II. Bayezit icat etmiştir. Oğlu Yavuz, giriştiği fetihlerin çoğunu babasının döktürdüğü toplar sayesinde kazanmıştır.

Osmanlılar seferler sırasında seyyar top dökümhaneleri de kurmuşlar ve taşıyamadıkları topları parçalayıp eriterek bu tophanelerde yeniden dökmüşlerdir. Ayrıca taşınmasını kolaylaştırmak için büyük topları birbirine eklenebilen parçalardan yapmışlardır. Avrupa’da görülmeyen bu iki parçalı Osmanlı topları genellikle tunçtan yapılmış ve başka orduların kullandığı demir toplara göre daha dayanıklı ve etkili olmuştur.

Osmanlı Devleti tophanelerin yanı sıra baruthane, demirhane gibi imalathaneler de kurmuştur. Ayrıca ateşli silahları kullanacak askerî grupları süratle teşkilatlandırmış ve böylece gelişmiş bir savaş teknolojisine sahip olmuştur. Orhan Bey Dönemi’nde kurulan Osmanlı donanması Fatih Dönemi’yle birlikte hızlı bir gelişim sürecine girmiş ve kısa sürede gücünün zirvesine ulaşmıştı. Osmanlı donanması Haliç ve Gelibolu dışında Akdeniz, Karadeniz ve Marmara Denizi kıyılarındaki tersanelerde yapılan gemilerden oluşurdu. Kürekle hareket ettiği için genel olarak çektiri denilen bu gemilere kadırga, fırkate, karamürsel, kütük, kalite, mavna ve baştarde gibi isimler verilirdi. Donanma komutanı olan kaptan-ı derya, donanmasını baştardeden yönetirdi. Çeşitli yönlere hareket edebilen, uzun menzilli toplarla donanmış Osmanlı gemilerinde leventler, azaplar ve kürekçiler görev yapardı.

Osmanlı Devleti’nin sınırlarını genişletip siyasi ve ekonomik yönden güçlenmesinde ordu teşkilatının ve sahip olduğu silah teknolojisinin rolü hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Bir Cevap Yaz.