İnsan Doğa ve Göçlerin Ortaya Çıkışı

DOĞA, İNSAN VE GÖÇ

“Yeryüzü insanoğlunu beslemiş, ona görevler vermiş, onun düşüncelerini yönlendirmiş, onu güçlendirecek kemale erdirecek zorluklarla baş başa bırakmış, onun zekâsını keskinletmiş ve karşılaştığı sorunların çözümünü kulağına fısıldamıştır.”
Ellen Churchill Semple

Bu bakıştan hareketle insan-tabiat ilişkisi hakkında neler söylenebilir?

Görsel 2.41: Tabiatta insan

İlk Çağ tarihinin yaşandığı sınırlar batıda İngiltere’den; doğuda Hindistan’a kadar uzanan coğrafya kabul edilmektedir. İlk Çağ’da bu coğrafyadaki insan toplumlarının tabiat ile olan ilişkileri farklılık göstermekle birlikte bu dönemde henüz insanoğlu tabiata hükmeder bir konumda değildir (Görsel 2.41). Örneğin MÖ VI ve V. bin yıllarda Mezopotamya, iklim şartları dikkate alındığında, ilk yerleşmeler için son derece elverişliydi. Buna karşın aynı dönemde Buzul Çağı etkilerinin görüldüğü Avrupa ise Mezopotamya’dakine benzer bir kültüre ancak MÖ I. binyılda erişebildi. Mezopotamya’da insanlar henüz düzlük alanlara yerleşmeyi uygun görmedikleri için ilk olarak bölgenin dağlık kuzey kısmına yerleşmiştir (Harita 2.3). Çünkü taştan başka silahları olmayan bu insanlar, düz alanlara yerleşmeye cesaret edememiştir. Sonraki dönemde maden işlemeyi öğrenen buradaki topluluklar, Mezopotamya’nın düzlük alanlarında yerleşik yaşama geçmiştir. Dolayısıyla yerleşik yaşamın ortaya çıkmasında kışları ılık ve yazları uzun süren Güney Mezopotamya’nın iklim yapısı etkili olmuştur.

Harita 2.3: Mezopotamya

Geçmişten günümüze insanoğlunun birikimi

Yaklaşık 5300 yıl önce kentler ve devletler yoktu. O zamanlarda insanlar, yazıyı bilmiyordu. Yaklaşık 7 bin yıl önce insanların yaşamında madenden yapılmış bir alet de yoktu. 13 bin yıl öncesinde ise hayat insanlar için çok zordu. İnsanlar açık alanlarda yerleşen topluluklar değildi. Ev yapmasını bilmiyor ve avcı-toplayıcı küçük topluluklar hâlinde mağaralarda yaşıyordu. Tüm bunlardan kolayca anlaşılmalıdır ki insanların bugün sahip olduğu günlük yaşam ihtiyaçları, bilim ve teknoloji, insanlık tarihinin takriben son 11 bin yıllık deneyim ve birikiminin ürünüdür (Kaya, 2015, s.2’den düzenlenmiştir).

Geçmişten günümüze insanın günlük yaşamını kolaylaştıran gelişmelere örnek veriniz.

İnsanlığın yeryüzündeki serüveninde toplumların sosyal ve ekonomik aşamaları; avcılık-toplayıcılık-balıkçılık, çobanlık, tarım ve uygarlık şeklinde sıralayabiliriz. Bu aşamalarda tarımın öğrenilmesiyle başlayan süreç insanlık için önemlidir. Güneş, su ve ekilebilir araziler açısından elverişli bölgelerde yaşayan bu dönem toplumları, doğal çevrelerinden daha fazla yararlanabilecekleri bilgi ve tecrübeye ulaşmıştır. Bu birikime ulaşan insanları yeni kaynak arayışına yönlendiren nedenlerden
birisi de nüfus artışıdır. Doğal çevresini keşfedemeyen ve sınırlı bir alanda yaşayan insanlar, artan nüfusun beslenme ihtiyacını karşılamak için yeni arayışlara girdiler. Bunun sonucunda toprağı işlemeyi keşfettiler ve hayvanları evcilleştirdiler.

Görsel 2.42: Konar-göçer çadırı

İnsanlar, yerleşik hayata geçtikten sonra beslenmek için av hayvanlarını izlemeyi ve yer değiştirmeyi bıraktı. Bu süreçte konar-göçer yaşamı (Görsel 2.42) devam ettiren toplumlar olsa da yerleşik toplumlar karşısında giderek sayıları azalmaya başladı.

Göçebeler ve Yerleşikler

En eski çağlardan, yani insanoğlu besinini sağlamak için toprağa bağlandığından beri göçebe ve yerleşikler hep karşı karşıya gelmiştir. Her şey onları ayırır ve birbirlerini küçümsemelerine neden olur. Çiftçiler için önemli olan küçük bir kasaba, bacası
tüten bir kulübe, tohum atarken sabanın ardında bıraktığı iz, bir verdiğinizde beş ya da on katıyla size geri dönen mucizevi tohumdur. Göçebelerse uçsuz bucaksız diyarları, özgürlüğü ve onlara hayat veren sürüleri yeğlerlerdi. Göçebeler yağmacıdır, kaçacak yeri ve yolu olmayan çiftçilere bir anda sel gibi baskın yapar ve ganimetleri topladıktan sonra geldikleri gibi hızla çekip giderler. Hiç olmazsa yalnızca kendilerine yakın yerlerde bulunanlara saldırmakla yetinseler ama hayır tam aksine yerleşim yerlerine yakın yerleşik kavimlere saldırmayıp onları gözetip korurlar; belki iyi tanıdıklarından, belki de ihtiyaçları olduğundan, bilemiyoruz. Onlar uzaklara gitmeyi, Çin ya da İran’da iyi örgütlenmiş büyük imparatorluklara saldırmayı yeğlerlerdi (Roux, 2006, s.37-38’den düzenlenmiştir).

Yukarıdaki metinden yola çıkarak konar-göçer ile yerleşik toplumların karşılıklı ilişkileri hakkında başka neler söylenebilir?

Bir Cevap Yaz.