İlk Türk Devletlerinden Hangi Sanat Eserleri Günümüze Kalmıştır?

Türklerde Sanat

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

  1. Kurgan, balbal, stupa, grifon, aplike, revak, portal, eyvan, kemer, Türk üçgeni, fresko, minyatür terimlerinin anlamlarını araştırınız.
  2. Sanatın oluşması ve gelişmesinde yaşanan doğal çevre, toplumların kültürel yapıları, dinî inançları ve ekonomik etkinliklerinin rolü nelerdir?
  3. İslamiyet’i kabul eden Türklerin sanat anlayışında ne gibi değişiklikler olmuştur?
  4. Beylikler, Türkiye Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerine ait çevrenizde hangi mimari eserlerin bulunduğunu araştırınız.
  5. Osmanlı Devleti’nde XIV, XVI ve XIX. yüzyıllarda mimari alanda meydana gelen değişimleri araştırarak örnekler veriniz.
  6. Türk el sanatlarının türlerini araştırınız. Bunlardan bugüne kadar korunan ve yaşatılanlar hangileridir?
  7. Cumhuriyet Dönemi’nde Ankara’da yapılan mimari eserlerle ilgili bir araştırma yapınız.
  8. Atatürk’ün sanat hakkındaki görüşlerini araştırınız.

İlk Türk Devletlerinden Hangi Sanat Eserleri Günümüze Kalmıştır? Bu eserlerin özellikleri Nelerdir?

Bozkırlının nazarında sabit olan şeyin faydası yoktur. O, her an harekete hazır olmalı, kolayca yer değiştirebilmelidir. Bu yüzden eski Türkler mesken olarak süratle kurulup toplanan ve nakledilebilen çadırı seçmiştir. Bu seyyar evini Gök Tanrı’nın gölgesinde arzu ettiği yere diker. Pek sevdiği atını, onun eyer takımlarını altın ve gümüşle süsler. Şahsi ziynet eşyasının da yükte hafif, pahada ağır olmasına özen gösterir. Bu nedenle, Türk sanatının ilk devresinin ürünleri büyük binalar ve eserler değil, altın işlemeli kılıçlar, altın ve gümüş kemer tokaları, küpeler, ok mahfazaları, altın-tunç heykelcikler ve diğer mücevherat vb.dir.
Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU, Türkler ve Medeniyet, s, 39-40 (Düzenlenmiştir.).

Metni ve görselleri dikkate alarak Türk sanatının hangi alanlarda geliştiğini ve bunların nedenlerini söyleyiniz.

Tarihin en köklü milletlerinden biri olan Türklerin yaşadığı Orta Asya, MÖ 4500’lere kadar uzanan çeşitli kültürleri de bünyesinde barındırmıştır. Anav, Andronova, Karasuk ve Tagar kültürleri ile MÖ 3000’lere kadar uzanan ve en eski Türk kültürü kabul edilen Afanesyova da burada yer almaktadır. Bu kültür bölgelerinde tuğladan evlere, topraktan ve çeşitli madenlerden yapılmış süs ve ev eşyalarına, dokumalara rastlanılması gelişmiş bir kültürün varlığını ortaya koymuştur.
Orta Asya Türk sanatının temeli ilk Türk devletlerinde görülen atlı göçebe kültürüne dayanmaktadır. Konargöçer bir yaşam tarzını benimseyen Hunlarda ve Kök Türklerde taşınabilir sanat eserleri öne çıkarken yerleşik hayata geçen Uygurlarda farklı eser tipleri görülmüştür.

Orta Asya’da yerleşik kültürlerle yanyana yaşayan Türkler sabit ev kültüründen haberdar olmalarına rağmen konargöçer yaşam tarzından dolayı çadırda yaşamayı tercih etmişler, bu da çadır sanatının gelişmesine neden olmuştur. Yurt adı verilen ve keçeden yapılan çadırlar alçak kubbeli olup iç çatısı ağaç iskeletlidir. Tepelerinde havalandırmayı sağlayan bir delik bulunmaktadır.

Çadır geleneği değişik yönlerden Türk kültürü üzerinde günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Bu etkilerden biri de dinî mimari eserlerinde kendisini göstermiştir. Türkler ölüyü çadıra koyup yas töreni düzenler; daha sonra ölünün mezarı üzerine kerpiçten, taş ve ağaçtan kulübe yaparlardı. Bu düşünceler doğrultusunda gelişen ve en eski mezar tipi olan kurganlar bir tümülüsü andırmış, sonraki dönemlerde de anıt mezar mimarisini etkilemiştir.

Çadır geleneği, mimarinin yanında süsleme sa¬natını da etkilemiştir. Orta Asya’da Türklerin kullandıkları özellikle kağan çadırlarının süsleme bakımından daha zengin ve daha büyük olduğu bilinmektedir. Otağlar renk renk kıymetli kumaşlar ve ipeklilerle süslenmiştir. Kumaş, keçe ve çadır üzerine aplike tekniği ile yapılmış süslemeler hâkimdir. Süslemelerde genellikle; kaplanla dağ keçisinin, grifonla geyiğin ya da bu tür hayvanların mücadelelerini konu edinen betimlemeler vardır.

KURGAN

Türkler ölümden sonraki yaşama ait dinî inanışları sebebiyle “kurgan” adı verilen mezarlar yapmışlardır. Özellikle Hunlarda rastlanılan kurganlar, açılan çukurlar içerisine zemin ve tavanı karaçam ağaçlarından oluşan bir mezar odasından ibarettir. Bu odanın tamamı keçe yaygılarla örtülür, mumyalanmış ceset başı doğuya gelecek şekilde buraya yatırılırdı. Mezar odasına ölen kişinin eşyaları ve bazı hediyelerle, atı da yakınına kuyruğu kesilmiş veya düğümlenmiş bir şekilde gömülürdü. Hunlardaki cesetlerin mumyalanarak gömülmesi geleneği Anadolu’da bazı İlhanlı ve Selçuklu kümbetlerinde de uygulanmıştır.

Kök Türkler Dönemi’nde anıt mezar geleneği bazı değişikliklerle devam etmiştir. Anıt mezarlar dikdörtgen bir alan içinde, tören yolu ve bu yol üzerinde ölen kişinin yaptıklarından ve devletin durumundan söz eden kitabeler, çeşitli heykeller ve ortada bir sunaktan oluşur. Bu anıtların en ünlüleri Orhun Irmağı kıyılarında bulunan Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan anıt mezarlarıdır.

Yerleşik yaşamı benimseyen Uygurlar anıt mezarları, çadırdan esinlenerek kubbeli yapmışlardır. Çin’de Doğu Türkistan bölgesindeki Karahoço yakınlarında bulunan kubbeli anıt mezarlar bu döne¬me ait ilk örneklerdir. Ayrıca “stupa” denen kubbeli tapınaklarda duvar ile kubbe arasındaki bağlantıyı sağlamak için üçgenler kullanılmıştır. Daha sonraları Selçuklu ve Osmanlı mimarisinde kullanılan bu üçgenler “Türk üçgeni” olarak adlandırılmıştır.

Uygurlar mimari alanda önceki dönemlere göre büyük gelişme kaydetmiş, birçok kent kurup etrafını surlarla çevirmişlerdir. Evler, saraylar, dinin etkisiyle yapılan manastır ve tapınaklar Uygur kent mimarisinin önemli ögeleridir.

Yandaki Uygur evi ile günümüz Türk evleri arasında mimari yönden nasıl bir benzerlik vardır ?

Hunlar ve Kök Türklerce bilinen kerpiç ve tuğladan yapılmış toprak damlı ev mimarisi Uygurlarda gelişme göstermiştir. Bu evler yarım metre yüksek bir tuğla duvar üzerine inşa edilir, genellikle tek katlı avlulu, dikdörtgen planlı olup evlerin pencereleri ilk zamanlar yuvarlak ve kemerlidir. Çatıları ise kiremitle örtülüdür. Uygur evleri plan açısından Anadolu’daki Türk evleri ile ortak özellikler göstermektedir.

Bu dönemde yapılan manastır ve tapınaklar, mekân tasarımı ve avlu etrafındaki oda dizileri Türk- İslam devletlerindeki medreselere örnek olmuştur.

Yukarıdaki görsellere göre, Kök Türkler ve Uygurlara ait heykel sanatında ne gibi farklılıklar görülmektedir?

Kök Türkler Dönemi’nde heykel sanatı önemli gelişme göstermiştir. Heykellerdeki yüz ve saç biçimi ile giyim tarzının gerçeğe yakın bir şekilde yontulması dikkat çekicidir. Ayrıca öldürülen düşmanları temsil eden balballar da diğer heykel örnekleri arasında yer almaktadır. “Bengütaş, baba taş, kadın taş” gibi adlarla da anılan balballar, mezar taşı olarak günümüze yansımıştır. Özellikle Karakoyunlu ve Ak- koyunlu Türkleri bu geleneği yaşatmışlardır. Yakın zamana kadar Tunceli ve Muş yöresinde koç biçimli mezar taşları yapılmıştır.

Uygurlar Dönemi’nde heykel sanatındaki gelişme devam etmiş; işlenmesi kolay alçı, toprak, ahşap, taş ve madenden eserler yapılmıştır. Heykeller balbal donukluğundan kurtularak hareketlendirilmiş, gerçek anlamda heykel sanatının doğuşu başlamıştır. Atbaşı heykelinin kalıp döküm tekniğiyle yapılması bu ve benzeri heykellerin geniş bir kullanım alanı olduğunu ve aynı örnekten çok sayıda yapıldığını göstermektedir. Bu dönemde heykel sanatının gelişmesinde dinî inançlar da etkili olmuştur.

Uygurlara ait bir fresko

Yandaki freskoya göre Uygurların resim sanatında ulaştığı seviye ile ilgili neler söylenebilir? Resmin günümüz resim sanatıyla benzer yönleri nelerdir?

Türk resim sanatının temeli Uygurlar Dönemi’nde atılmıştır. Uygurların tapınakları süslemek için yaptıkları duvar resimlerinde (fresko) insan yüzü, duyguları ifade edecek şekilde resmedilmiş, portre sanatına geçiş yapılmıştır. Ayrıca kitapları süslemek için kullanılan minyatürlerin konuları dinî ya da günlük hayattan seçilmiştir. Türk minyatür sanatının kaynağını oluşturan Uygur resim ve minyatür sanatı, Moğollar aracılığıyla İran ve Anadolu’ya taşınarak Anadolu Türk sanatını etkilemiştir. Çini sanatının da ilk olarak Uygurlarda kullanıldığı da bilinmektedir. Uygurların yerleşim merkezi olan Karahoço’da yapılan kazılarda tapınakların zeminlerinde çini parçaları bulunmuştur.

Aşağıdaki görsellere göre;
• Türk sanatında hangi motif yaygın olarak kullanılmıştır? Bu motiflerin kullanılmasının nedenleri neler olabilir?
• Zaman içerisinde kullanılan motiflerde hayvan üslubunun yerine farklı motifler kullanılmasının nedenleri neler olabilir?

Türkler; demircilik, dokumacılık, dericilik, maden ve ahşap işçiliği gibi el sanatları ile uğraşmışlardır, yaptıkları eserleri hayvan mücadele sahnelerini gösteren çeşitli motiflerle süslemişlerdir. Türk sanatındaki bu süslemeye “hayvan üslubu “denmektedir. Türklerin yaşam tarzından kaynaklanan ve Hunlar Dönemi’nde başlayıp tüm Orta Asya’da yaygın olarak kullanılan bu üslup, İslamiyet’ten sonraki dönemde özellikle taş süslemelerde sıkça kullanılmıştır.

Türk maden sanatının ilk örnekleri altın, gümüş, demir ve bronz gibi madenlerden elde edilmiştir. Türkler ham demirden çelik elde ederek kılıç, kal¬kan, mızrak, ok uçları vb. eşyalar yapmışlardır.

Ahşap işçiliğine önem veren Türkler, ihtiyaçlarına göre sandalye, masa, dolap, karyola gibi ev eşyaları, mutfak takımları, göçlerde kullanılan araba ile at koşum takımlarını da ustalıkla yapmışlardır.

Türklerde yaşam tarzına bağlı olarak hayvancılık Türk sanatını da etkilemiştir. Hayvan ürünlerinin de-ğerlendirilmesiyle ortaya çıkan dokumacılık önemli el sanatlarından biri olmuştur. Yünün kolayca işlen-mesinden elde edilen keçe; çadır, giysi vb. yapımında kullanılmıştır. Dokumacılığın bir dalı olan halıcılık da ilk dönemlerden itibaren Türklerde önem arzeden bir sanat dalı olmuştur. Pazırık Kurganı ve Doğu Türkistan mezarlarında (MS III – IV. yüzyıl) bulunan Türk düğümlü halı parçaları Türklerde bu sanatın ilk dönemlerden itibaren yaygın olduğunu göstermektedir.

PAZIRIK HALISI

1,9 m eninde 2 m boyunda olan halı, ince yün iplik kullanılarak Türk düğümüyle dokunmuştur. Desi¬metre kareye 3600 düğüm atılmıştır. Halı üçü dar, ikisi geniş beş bordürle çevrilidir. Halı dört sıra hâlinde altışardan yirmi dört kareye ayrılmış her bölüm bitkisel motiflerle dokunmuştur. Bunların içi dört yapraklı bitkisel motiflerle doldurulmuştur. Halının en iç ve en dıştaki dar bordürlerinde aslan ve grifon, daha dıştaki geniş bordürde ise süvari figürleri yer alır. Kök boyayla renklendirilmiş halıda kırmızı, sarı ve mavi renkli iplikler kullanılmıştır.
Prof. Dr. Selçuk MÜLAYİM, “İlk Halı ve Yaygılar”, Thema Larousse, C 6, s. 192 (Özetlenmiştir.).

• Yukarıda metin ve görselde yer alan halının özelliklerini dikkate alarak hangi çıkarımlarda bulunabilirsiniz?
• Pazırık halısını renk, motif ve dokuma tekniği açısından günümüzdeki el dokuması halılar ile karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönlerini tespit ediniz.
Aşağıdaki tabloda ilk Türk devletlerinde görülen sanat dallarıyla ilgili bazı kavramlar verilmiştir. Tabloda verilmeyen kavramları araştırarak siz tamamlayınız.

Bir Cevap Yaz.