İlk Türk Devletlerinde Yaşayış Özellikleri Nelerdir?

İlk Türk Devletlerinde Yaşayış Özellikleri Nelerdir?

BOZKURTLARIN ÖLÜMÜ’NDEN

Atlılar geniş çayırlığa dağılmışlar, dinleniyorlardı. Atından inmemiş olan İşbara Alp buyruklar veriyordu. Ortalık iyice kararınca o da atından inerek çerilerin yaktıkları ateşe doğru yürüdü.

Bu gece yüzbaşı sıkıntılıydı. Çerilerden birisi ona bir çamçak kımız sundu. Kımızı isteksizce içen İşbara Alp diğer bir erin sunduğu et kızartmasını almadı. Biraz ilerideki ağacın dibine giderek oturdu ve uzaklara baktı…

Onbaşı Pars, İşbara Alp’in kılıç oyununda Tunga Tigin’e yenilmesi nedeniyle üzgün olabileceğini söyledi. Yamtar ise “Tunga Tigin’i kılıç oyununda kimse yenemez, onun için İşbara üzülmez.” dedi. Ayrıca “Yüzbaşı at yarışında ve ok atmada Tunga Tigin’e üstün geldi.” dedi.

İşbara Alp börkünü başından, sadağını sırtından çıkardı sıkıntısını gidermek istedi. Biraz sonra askerin toplanmasını emretti. Gece birdenbire karardı, ay görünmez oldu. Yüzbaşı “Ardımdan gelin.” diye haykırdı. Karşı dağın eteklerindeki sığınaklara ulaşabilmek için yüz atlı harekete geçti. Ancak rüzgâr ve yağmur onları engelledi. Akan sel karşısında kayalıklara tutunarak kendilerini kurtarmaya çalıştılar. Her şey normale döndüğünde yapılan sayımda on üç er ve bir onbaşının öldüğü anlaşıldı.

Ertesi gün gelen haberci Çin’e akın yapılmayacağını Çuluk Kağan’ın zehirlenip uçmağa vardığını bildirdi ve Bağatur Şad’ın ordusuna katılma emrini getirdi.

… Sonsuz bozkırda 86 atlı uçuyordu. Dakikalar geçtikçe atların hızı artıyor, kaşlar çatılıyordu. Atların yeleleri, çerilerin uzun kumral saçları havada dalgalanıyordu.

Yukarıdaki metinden Türklerin yaşantısı ile ilgili hangi çıkarımlarda bulunulabilir?

TÜRKLERDE AT

Türklerin günlük hayatında en ^ çok kullandığı vasıta at idi. Atlarına yapışmış gibi binen Hun Türkleri at sırtında alışveriş yapabilir, yiyip içebilir, hatta atın ince boynuna sarılarak uyuyabilirlerdi. Çadırın r önünde daima koşumlu bir iki at bulunurdu. Türk çocukları küçük yaşlarda ata binmeyi öğrenirlerdi.

At, Türklerin hayatında en önemli unsurlardan birisiydi. Atın ve koyunun etinden, sütünden, derisinden faydalandıkların­dan en çok bunları beslerlerdi.

Türkler, kışın korunaklı vadilerdeki kışlaklarda, yazın da otlakların yer aldığı yaylalarda yaşarlardı. Yaylaklarda çadır, kışlaklarda ise genellikle kerpiçten yapılan evler bulunurdu. Ancak ahşaptan evleri de vardı. Türkler temizliğe önem verdiklerinden evlerinde hamam da bulunurdu.

Türklerde töre ile sosyal düzen ayrıntılarıyla planlanmıştı. Herkesin yeri, görevleri, düşman saldırısında nerede yer alacağı belliydi. Atın sürati sayesinde hızlı hareket etme, toplum hayatında davranış hâline gelmişti. Türklerin yaşadıkları bu hayat, mücadele kabiliyetlerini de arttırmak­taydı.

VI. YÜZYIL ÇİN KAYNAKLARINDA UYGURLAR

“Uygurlar sayı bakımından çok değil­lerdi. Fakat disiplinleri ve cezaları çok şid­detli kendileri de çok cesur idiler. Yüksek tekerlekli arabaları vardı. Göçlerde ve harplerde bu arabalarına çok güveni­yorlardı. Ata binmede ve ok atmadaki maharetleri fevkalade idi. Hayatlarını çoğu zaman akın yapmakla devam ettirirlerdi. Çünkü toprakları çok verimsizdi. Selenga, Orhun ve Tola Nehirleri’nin kıyılarında oturan bu oymakların atları çok azdı. Fakat koyun ve sığırları pek çoktu. Kök Türk Devleti kurulunca bu oymaklar devletin hâkimiyetini tanıdılar ve kendilerine, Baykal Gölü’nün güneyindeki bozkırlar verildi.”

UYGURLARIN YAŞAYIŞI

Şehirde yapılar, kuleler, bahçeler çoktur. Uygurlar anlayışlı, doğru sözlü ve namuslu insanlardır. Altın, gümüş ve bakır eşya yapmakta gayet beceriklidirler. Uygur topraklarında yalnız buğday değil hububat da yetişir.

Garip şey, en fakir insanlar bile etle beslenirler. Kibarları at eti yerlerse de halk; koyun, ördek ve kaz etiyle de yetinir. Uygur erkekleri ata binmeye ve okçuluğa bayılırlar, kadınlar ruganlı başlık giyerler. Uzunca bir geziye çıktıklarında yanlarında musiki aletleri götürürler. Şehirde tah­minen elli kadar Budist tapınağı bulunmakta ve bunların ne zaman yapıldıkları üzerlerindeki yazıtlarda görülmektedir. Manastırlarda yığınlarla Budist kitap muhafaza edilmektedir.

Yukarıdaki metinlerde verilen Uygurların yaşayış biçimlerini karşılaştırarak toplumsal değişimi ve sürekliliği analiz ediniz.

Türkler, yerleşik hayata Mani dininin de etkisiyle Uygurlar zamanında geçmişler ve şehirler kurmaya başlamışlardı. Evlerini genellikle kerpiçten inşa eden Uygurlar temel yaşam biçimlerini özünde devam ettirerek değişim ve süreklilik ilkesine uymuşlardı.

Türklerin Hunlardan beri bayram ve festival türünden birçok tören ve etkinlikleri vardı. Hunlar ve Kök Türkler beşinci ayda topluca büyük bir bayram yapmaktaydılar. Aynı bayram ve festivaller Uygur Türklerinde 9 Martta yapılmaktaydı. Bu törenlerde “Gök Tanrı” ve kutsal sayılan “yer” için atların kurban edilmesinin ardından bayramın yarışma ve eğlence kısmına geçiliyordu. Bu kısımda Türklerin en çok sevdikleri spor olan at yarışları yapılıyordu.

Uygurların ait Turfan bölgesindeki yerleşim yerine ait kalıntıları

Eski Türk toplulukları, bayramlarını ilkbaharın gelişi olan mart ayında kutlamaktaydılar. Bu ay aynı zamanda yeni yılın ilk ayıdır. Bundan dolayı Türkler bu aya “baş ay” adını veriyorlardı. Bayram yapılan gün, Türk toplulukları arasında “yeni gün” (yengi kün) şeklinde adlandırılıyordu. Bu kelime Farsça “nevruz” kelimesinin tam karşılığıdır.

Türkiye ve Türkiye dışındaki Türkler tarafından kutlanan Nevruz Bayramı ile ilgili afiş çalışması yapınız.

Eski Türk toplumunda “yardımlaşma ve yarışma” iç içeydi. Yardımlaşma, / toplumu daima birlik ve dayanışma içinde tutuyor yarışma ise rekabet ortamı oluşturarak toplumun bütünüyle ilerlemesini sağlıyordu. Her ikisi de birleşince ortaya daima canlı, hareketli, dinamik ve güçlü bir toplum çıkıyordu.

At ve koyun etinden yapılan çeşitli kebaplar Türklerin en sevilen yiyecekleri arasındaydı. Ayrıca konserve et, süt, peynir ve yoğurt da çok tüketilmekteydi. Türkler, çeşitli hamur işlerini de biliyor bunları da yapıyorlardı. Kısrak sütünün mayalanması ile elde edilen kımız en önemli içecekti.

Türklerin giydikleri elbiseler genellikle ipek, pamuk, deve tüyü ve yünden imal edilen kumaşlardan yapılırdı. Kışlık giysiler ve başa giyilen “börk” hayvan kürklerinden yapılmaktaydı. Türk erkekleri genellikle uzun saçlı ve bıyıklıydı.

Türklerin hayat tarzlarına çok uygun olan pantolon ve ceketleri vardı. Kaftan, çizme ve kemer bu kıyafeti tamamlardı. Türklerin bu askerî kıyafeti Avrupa’da ve Bizans’ta askerlere giydirilmiş, böylece bütün dünyaya yayılmıştı. Kemer, kemer tokası ve düğmeyi ilk kullananlar arasında Türkler de vardı. Romalılar, keten gömlek giymeyi Türklerden öğrenmişlerdi. Çiçekli Uygur kumaşları çok meşhurdu. Türklerde kara renkli kumaştan yapılan elbiseler yas tutarken giyilirdi. Ak renkli kumaş ise uğur sayılırdı.

Toplumda yaz aylarında günlük işlerin dışında sosyal, kültürel etkinlikler de düzenlenmekteydi. Genellikle ok atma ve at yarışlarının düzenlendiği faaliyetlerde aynı zamanda güreş tutulmakta, çeşitli oyunlar oynanmaktaydı. Bunların dışında cirit, çevgan, kılıç ve tepik diğer sporlardandı. Günümüzde de Türk dünyasında cirit, güreş, okçuluk ve binicilik sporları yapılmaktadır.

GÜREŞ

Güreş sözcüğünün kökeni, Özbek ve Başkurt Türklerinin “kures” sözcüğünden gelmektedir.

Zorlu tabiat şartları ile müca­dele eden Türklerde güreş günlük hayatın bir parçası olmuştur. Düğünlerde, bazı kişilerin cenaze törenlerinde, ölüm yıldönümlerinde ve diğer özel günlerde at yarışları ve koşuların yanında güreş, çok önemli bir yer tutmuştur.

Türklerde büyük bir tutku olan güreş sporunun tarihi Büyük (Asya) Hunlara kadar gitmektedir.

Bir Cevap Yaz.