İlk Türk Devletlerinde Toplumsal Yapı Özellikleri Nelerdir?

Türklerde Toplum Yapısı Özellikleri Nelerdir?

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

  1. Türklerin ana yurdunu Asya fiziki haritasından inceleyerek sosyal hayata etkilerini araştırınız.
  2. Atın bozkır yaşantısındaki yeri ve önemini araştırınız.
  3. İslamiyet’in kabulü ile Türk toplum yapısında ve yaşam biçiminde hangi değişiklikler olmuştur?
  4. Osmanlı Devleti’nin Kuruluş, Yükselme ve Yıkılış Dönemlerini gösteren harita incelemesi yaparak Osmanlı toplumunu oluşturan toplulukları bulunuz.
  5. Osmanlı Devleti’nde sosyal yardımlaşma anlayışı ile ilgili kurumları araştırınız.
  6. XIX ve XX. yüzyılda Osmanlı toplum yapısını etkileyen önemli olayları araştırınız.
  7. Cumhuriyet Dönemi’nde vatandaşlık olgusunun ne anlama geldiğini araştırınız.
  8. Cumhuriyet Dönemi toplum yapısını yansıtan resim ve görsellerden yararlanarak toplumun çağdaşlaşması hakkında yorum yapınız.

İlk Türk Devletlerinde Toplumsal Yapı Özellikleri Nelerdir?

TÜRKLERİN YAŞADIĞI BÖLGE

Ülkede şartlar çetin ve acımasızdı. Ancak tabiat yasalarına uyanlar sağ kalabilirdi. Çünkü bu bölge, yükseltisi 1200-1400 metre arasında değişen bir yayladır. Büyük çöküntüler ve yüksek­liklerden oluşan bu arazide Altay Dağları’nın yüksekliği 4600 metreden fazladır. Ötüken’in bulunduğu Hangay Dağları’nın yüksekliği 4000, Tannu Ola Sıradağları’nın ise 3000 metreye yakındır. Bölge çok az yağış almaktadır. Çungarya’da, Gobi Çölü’nde yağışlar yılda 100 milimetreden azdır ve yüksek yerler dışında hiçbir yerde yılda 200 milimetreyi geçmez. Kışı soğuk ve şiddetlidir. Sıcaklık -50 dereceye kadar düşer, o zaman da akarsular ve göller donar, ayrıca her şey ince bir kar Orta Asya’dan bir görünüm tabakası altında kaybolur. Yazın hava birden çok sıcak olabilir ama kötü geçen bazı yıllarda güneş toprağı yeterince ısıtamaz ve fırtınalar görülür. Sık ladin, çam, köknar ormanlarıyla kaplı yüksekliklerin eteklerinde çayırlar vardır. Çukur yerlerdeyse ağaçlıklı otlaklara rastlanır ve zayıf çalılıklar yavaş yavaş çöle dönüşür.

Yukarıdaki metin ve fotoğraftan yararlanarak Türklerin yaşadığı yerlerin yaşamlarına etkisi neler olabilir?

Türkler içinde yaşadıkları tabiat şartlarına uygun “atlı göçebe” (konargöçer) hayat tarzını benimsemişlerdi. Yaşanılan coğrafya toplumun karakterinin şekillenmesinde oldukça etkili olmuş, “sert, mücadeleci, bağımsız yaşama” karakteristik özellik hâlini almıştır.

Eski Türk topluluklarının göçebelikleri, amaçsız gezgincilik arzusundan değil, sürülerine daima taze ot ve su bulmak içindi. Hayatları kışlak ve yaylak arasında düzenli gidip gelme şeklindeydi. Türkler ilkbaharda yaylaların bulunduğu kuzeye ve yükseklere çıkıyorlardı. Her boyun veya oymağın belirli yaylası ve otlağı vardı. Boy beyinin emri ile başlayan göç, çift hörgüçlü develer veya dört tekerlekli, üstü kapalı ve öküzlerle çekilen arabalarla (kağnı) yapılmaktaydı. Yaylalara göçerken güzel elbiseler giyilir, neşeli şarkılar söylenirdi. Günümüzde Karadeniz yaylalarına yapılan göçler benzer özellikler taşımaktadır.

ORUN VE ÜLÜŞ

Oğuz boylarının ananesine göre toplantılarda her boyun oturacak yeri (orun- mevki), “damga”sı, “ongun”u ve hatta ziyafet için kesilecek hayvanın etinden alacak payları (ülüş) da “Gün Han” tarafından tayin edilmişti.

Altın çadırda en şerefli yerde (törde) Gün Han oturmuştur. Milletin en meşhur olanları, bütün kavmin ittifakı üzere koyunun başını, sağrısını Gün Han’a takdim ettiler ve dediler ki: Kim han olursa bu onun “ülüş”üdür. Kapı yanında Irkıl-Hoca oturmuştu; ona koyunun döşünü takdim ettiler, kim vezir olursa bu onun hakkıdır.”

Sağ taraftaki birinci çadıra Gün Han’ın büyük oğlu Kayı’yı oturttular. Ona sağ ayağın uyluk kemiğini verdiler; “Bayat” et doğradı; “Sorki” atlara baktı. İkinci çadıra “Alka-Evli”yi oturttular. Ona ön sağ ayak kemiğini verdiler. “Kara-Evli” doğradı, “Lale” atlara baktı. Üçüncü çadıra “Ay Han”ın büyük oğlu “Yazır”ı oturttular. Ona sağ tarafın kalça kemiğini verdiler. “Yazır” doğradı, “Komi” atlara baktı. Dördüncü çadıra “Dodurga” oturdu. “Döker” et doğradı, “Mürdeşöy” atlara baktı. Beşinci çadıra “Yıldız  Han”ın oğlu “Avşar” oturdu. Ona but kemiğini verdiler. “Kızık” doğradı, “Turumcu” atlara baktı. Altıncı çadıra “Bekder” oturdu. Ona sağ taraftaki kürek kemiğini verdiler. “Karkın” doğradı, “Karaşık” atlara baktı.

Toplantılarda herkesin oturacağı yerin ve kesilen hayvanlardan alacağı payın belirlenmesini toplum yapısı açısından değerlendiriniz.

Türk devletlerinde kağanın sarayında, kurultayda ve ziyafetlerde her boyun oturacağı yer “orun” ve kesilen hayvanın etinden alacakları pay “ülüş” olarak belirlenmişti. Sosyal bir kurum hâline gelen bu kurallar zamanla Türk devlet teşkilatının değişmez prensipleri oldu. Bu kurallar günümüzde Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde de uygulanmaktadır.

Türk toplumsal yaşayışını düzenleyen töre (kurallar), toplumda hâkim ve geçerli olan tek değerdi. Türk toplumu töre sayesinde daima dinamik ve güçlü olmuş, devletler zaman zaman yıkılırken Türk toplumu daima varlığını koruyarak yeni devletler kurmuştur.

Türklerde birey, toplum ve devlet daima birbirleri ile sıkı bir ilişki içindeydi. Türk toplumunda bireyin devletten en önemli isteği adaletti. Devlet bunu sağlarken birey de devlete bağlı olmak, vergi vermek askerlik görevini yapmakla yükümlüydü. Yöneticilerle yönetilenler arasında karşılıklı görev ve sorumlulukların yer aldığı “tüz” adı verilen yazılı olmayan bir anlaşma mevcuttu.

İlk Türk devletlerinde toplumsal yapı; oğuş (aile), ailelerin birleşmesiyle urug (aileler birliği), urugların birleşmesiyle boy, boyların birleşmesi ile de budun oluşuyordu.

Aşağıda Türk toplumsal yapısını oluşturan bölümler verilmiştir. Görseli inceleyerek boş bırakılan yerleri doldurunuz.

ATAERKİL AİLE

Başlangıçta anne egemenliğine dayalı olan Çin ailesi sonradan pederşahi (babaerkil) sisteme geçmiştir. Geniş aile tipine sahip Çinlilerde düzen, mutlak yet­kilere sahip baba tarafından sağlanmak­taydı.

Çin’de doğan erkek çocuk pahalı kumaşlara, kız ise bez parçalarına sarılırdı. Erkek çocuğun oyuncakları, kız çocuğun oyuncaklarından daha güzel olurdu. Kadın ise kocasının önünde fazla konuşamaz, kocası ve çocuklarıyla yemeğe oturamazdı.

MENDİL

‘ Evliliğin ilk aşaması olan söz kesme, kız ve oğlan tarafının at < üzerine binmiş olarak karşılaşması ve antlaşmaları ile gerçekleşmekteydi. Evlilik kararında kızın söz hakkı ve razı olması gerekmekteydi. Söz kesiminde kız evlenmeyi kabul ettiğini belirten bir rızalık sembolü olan ^ mendil veriyordu. Dede Korkut Hikâyeleri’nde erkek, nişanlandığı kızın parmağına kendi yüzüğünü takmakta, kız da nişanlısına düğün­de giymesi için kendi diktiği kırmızı ^ renkli kaftan göndermektedir.

ORTA ASYA TÜRKLERİNDE KADIN

Hotan halkı çiftçilik, ipekçilik ve kenevircilikle uğraşır. Kadınlar şalvar, kürk giyer ve saçlarını örerler. Erkekler gibi ata binerler. Törenlerde hakan ve hatun beraber otururlar. Selamlaşmada kadınlar da erkekler gibi dizlerini yere kadar bükerler.

Diğer bir Orta Asya şehri olan Kaşgar halkı için de yine Çin kaynakları şu bilgiyi verir: “Müslüman olan Kaşgarlılar çok yumuşak huyludurlar, müzik ve oyundan hoşlanırlar. Toplum hayatında kadın ve erkekler hep beraberdirler. Kuça şehrinde ise kadın ve erkekler saçlarını keserler.”

YURT

Sıcağa ve soğuğa dayanıklı olan çadır bir saat içerisinde kurulup söküle biliyordu. Çadırın doğuya açılan tek kapısı vardı. Çadırın tam ortasında “ocak” yer almaktaydı. Ocağın hemen arkası tör (başköşe), ailenin yaşlılarına, reisine ve misafirlere ayrılmaktaydı. Sedir veya kanepe şeklinde olan tör, çeşitli renk ve desenlerde yapılmış keçeler, halılar, kilimler ve hayvan postlarıyla döşenmekteydi. Törün üst kısmındaki çadır kafeslerine, aile efradına ait silahlar ile binit ve koşum takımları asılmaktaydı. Çadırın orta direğinde daima keçeye sarılmış bir kımız tulumu asılı durmaktaydı. Çadırın zeminine ise keçeler, halılar, kilimler ve hayvan postları serilmekteydi.

  1. Aile (Oguş)

Türk sosyal hayatı, akrabalık bağları üzerine kurulmuştu. Toplumun çekirdeğini oluşturan ailede babanın yanında annenin de söz hakkı vardı. Başta ev olmak üzere ailenin bütün maddi varlığı, eşlerin ortak malı idi. İş bölümü anlayışının hâkim olduğu ailenin bütün faaliyetlerine erkekle birlikte katılan kadın ata binmekte, silah kullanmakta ve avcılık yapmaktaydı. İlk Türklerde babaya “kang” anneye ise “ög” denilirdi.

Eski Türk ailesi bugün olduğu gibi “küçük aile” yani “çekirdek aile” tipindeydi. Evlenen erkek çocuklara çadır ve bir miktar mal verilirdi. Ancak küçük oğul, evlendikten sonra babasının çadırında kalmakta ve onların ölümlerinden sonra da çadırın ve babasının kalan malının sahibi olmaktaydı. Kız çocukları evlenirken babasının yaptığı çeyiz nedeniyle daha sonra baba malından hak talep etmezdi.

Türklerde genellikle başka kabileden evlilik (exogamie) tercih edilmekteydi. Bu tür evlilikle akraba sayısı artırılarak karşılıklı olarak birbirlerine destek ve himaye sağlanırdı. Ayrıca akraba boylar arasındaki çatışmalar önlenerek iç barış sağlanıyordu. Türk toplumunda tek eşle evlilik (monogamie) yaygındı.

Türklerde evlilik, erkek ve kızın ortak iradesi ile ailelerinin karşılıklı rızasına bağlıydı. Evlenme; söz kesme, nişan ve düğün töreniyle tamamlanırdı. Kadının mülkiyetinde olmak üzere kız tarafı erkek evinden “kalıng” (kalın) alırdı. Eğne (yumuş) adı verilen gelinin çeyizi, günümüzde olduğu gibi eskiden de herkesin görmesi için düğünden önce kız evinde sonra da erkek evinde sergilenmekteydi. Kök Türkler düğünlerde “törün” (düğün yemeği) verirlerdi. Evlenen kıza “gelin”, erkeğe de “güvey” denilmekteydi. Evlilik, yapılan nikâh ile hukuki bir nitelik kazanmaktaydı.

Ailede eşler arasında sadakat esastı. Evli erkek ve kadın gayri meşru ilişkide bulunduğunda cezası ölümdü. Türk hukuk sisteminde eşlerin karşılıklı olarak sebep göstermek ve ispat etmek şartıyla boşanma hakları vardı.

Aile ve toplum arasında bir köprü görevini gören kadın sosyal sistemin ilerleyişine katkı sağlardı. Türk kadını sadece çocuğun topluma hazırlanmasında değil ailede sağlıklı bir iletişim ortamının kurulmasında da etkiliydi. Ayrıca ekonomik hayatta da yapıcı ve üreticiydi.

İlk Türk devletlerinde toplum yapısında kadının yeri nedir?

Türk aile sisteminin ilkeleri, bütün kuruluşlara ve fertlerin davranışlarına yansımıştır. Eski Türk toplumunda devletin “baba” olarak kabul edilmesinde Türk ailesinin ana, baba ve evlat ilişkilerinin oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Eski Türk ailesinin meskeni; kağnılar, develer ve katırlar üzerinde bir yerden başka bir yere taşınabilen çadırlardan ibaretti. “Yurt” veya “keregü” olarak adlandırılan bu çadırların yanı sıra daimi nitelikli evler de bulunmaktaydı.

2. Urug (Aileler Birliği)

Türk toplumunda ailelerin birleşmesiyle urug oluşmaktaydı. Bu aileler genellikle birbirlerine yakın akrabalık bağları ile bağlıydı. Sosyal ve ekonomik bakımdan dayanışma, güvenlik ihtiyacı aileleri bir araya getirirdi. Urug ile ilgili kararlar aile reisleri tarafından alınır ve uygulanırdı.

3. Boy (Uruglar Birliği)

Urugların birleşmesiyle meydana gelen boyun başında bey unvanı ile anılan bir yönetici bulunmaktaydı. Bey, cesareti, mali kudreti, hizmeti, adaleti ve doğruluğuyla tanınmış aile reisleri ve urug reisleri arasından seçilmekteydi. Beylerin görevi, boydaki iç dayanışmayı korumak, hak ve hukuku sağlamak, gerektiğinde boyunun çıkarlarını savunmaktı. Buna göre boy siyasi bir nitelik kazanmaktaydı. Her boy topluluğunun belli bir toprağı ve askerî gücü bulunurdu. Devlet teşkilatında görülen meclislerin küçük bir örneği boyda da vardı. Meclis üyeleri, aile ve urug reislerinden oluşmaktaydı. Bir siyasi birliğe katılan boya “ok” deniyordu.

Her boyun kendine ait kışlağı ve yaylağı vardı. Yaylak, bütün boyun ortak malı olduğu hâlde, kışlak yani kışlık konaklar, ferdin özel mülkü sayılıyordu. Her boyun kendisine özgü bir damgası (tamga) vardı. Boya mensup aileler ise sürüler hâlinde besledikleri hayvanlarını komşularının hayvanlarından ayırt edebilmek için onları işaretlemekteydiler.

4. Budun (Millet)

Budun (millet) akraba boyların bir teşkilat etrafında toplanması ile meydana gelmekteydi. Başında “kağan, han, il-teber, yabgu, şad, erkin” gibi unvanlar taşıyan bir başkan bulunmaktaydı. Budun, devleti meydana getiren temel unsur olduğundan siyasi bir topluluk niteliğindeydi. Devlet, sadece tek bir “budun”dan meydana gelmiyordu. Aynı zamanda budun başkanı olan Türk hükümdarı, diğer bütün budunları aynı devlet çatısı altında toplamaya çalışmaktaydı. Budunların ve boyların iş birliği ile oluşan devlet; toprağı, halkı, töresi ile yurdu koruyan; milleti huzur ve barış içinde yaşatan siyasi bir kuruluştur.

Bir Cevap Yaz.