İlk Türk Devletlerinde Bilim

İlk Türk Devletlerinde Bilim

DESTANLARDA BİLİM

Kök Türklerin en ünlü destanları Ergenekon’da, Türklerin buradan çıkışları şu şekilde anlatılır:
Dört yüz yıl Ergenekon’da kalan Türkler kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki sığmadılar. Bir yere toplanıp konuştular. Dediler ki:

-“Atalarımızdan işittik. Ergenekon’un dışında geniş yerler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz eskiden o yerlerdeymiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım.”

(O zaman) Bir demirci dedi (ki): “Burada bir demir madeni var. Yalın kata benziyor. Şunun demirini eritsek bir yol olur.” Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Sonra yetmiş deriden körük yapıp yetmiş yerde kurdular. (Ateşleyip) Körüklediler.

Tanrı’nın gücüyle ateş kızdıktan sonra demirden dağ eriyip akıverdi. Yüklü bir devenin geçebileceği kadar yol açıldı.
Nihat Sami BANARLI, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi I, s. 26 (Düzenlenmiştir.).

ÇİÇEK AŞISI

Uygur metinlerinde çiçek hastalıklarıyla ilgili şu açıklamaya rastlanmıştır:
Çiçek hastalığı geçiren hastanın yaralarından alınan kabuklar, genellikle ceviz kabuğu içinde saklanmıştır. Çiçek salgını görüldüğünde, bu kabuklar dövülüp sulandırılarak ve tercihen de kol çizilerek çizilen yere sulandırılmış olan mikroptan biraz konur. İnsan çiçeği ile aşılanmış kişi, çiçek hastalığına normal yoldan yakalanmış kişiye göre daha hafif olarak geçirir. Bu aşı hastaya bağışıklık sağlar; o hasta bir daha çiçek hastalığına yakalanmaz. Daha sonra, Anadolu’ya gelen Türkler arasında da çiçek salgını görüldüğünde, aynı tedavi uygulanmıştır.
Prof. Dr. Esin KAHYA, “Eski Türklerde Bilim”, Türkler Ansiklopedisi, C 3, s. 416 (Düzenlenmiştir.).

SİHİRLİ YÜZÜKLER

Türklerde belli aralıklar bırakılarak verilen sayı dizeleri ve sayı bilmeceleri vardı. Bunların yanı sıra her ne yönde toplanırsa toplansın, aynı sayıyı veren sayısal bilmeceler vardı. Bu bilmecelere bugün gazetelerde rastlanmaktadır. Sihirli yüzükler denen ve iç içe geçmiş halkalardan oluşan takılara ilk kez eski Türklerde rastlanmıştır. Halkalardan oluşan bu yüzüklerde halkalar belirli şekilde bir araya getirilmezse, yüzük oluşmamaktadır.
Prof. Dr. Esin KAHYA, “Eski Türklerde Bilim”, Türkler Ansiklopedisi, C 3, s. 409.

Uygur metinlerinde hakanın tahta çıkışı ile ilgili olarak şu sözler yer almaktadır:
“Kutlulanmış toprak unsurlu maymun yılında seçilmiş iyi zamanda mesut anda dokuzuncu ayın yirmi dördünde puvra-phalguni yıldızı altında, Güneş ve Ay’a benzer ışıklı, ilahî ve hâkim hükümdarımız Kül Bilge’nin tahta oturduğunun ikinci yılında.”
Prof. Dr. Esin KAHYA, “Eski Türklerde Bilim”, Türkler Ansiklopedisi, C 3, s. 411

Yukarıdaki metinlerden hareketle Türklerde hangi bilim dallarının geliştiğini tespit ediniz.

İlk Türklerin yaşadıkları bölgelerde yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan çeşitli kaplar, giysi, takı ve hayvan kalıntıları eski dönemlerden itibaren onların bazı basit tekniklerle kimya, ilaç yapımı, veterinerlik ve tıp ile ilgili bilgilere sahip olduğunu göstermiştir.

Türklerin bilimsel çalışmaları geliştirmesinde belirleyici unsur diğer alanlarda olduğu gibi yaşam tarzıdır. Konargöçer bir hayat sürdüren Türkler yer değiştirmek, yerleşik hayata geçtiklerinde de tarımsal faaliyetlerini gerçekleştirmek için astronomi bilimine ilgi duymuşlardır. Güneş ve Ay’ın hareketlerini izlemişler, Venüs ve Merkür gezegenlerinin varlığını tespit ederek onları sabah yıldızı ve akşam yıldızı olarak adlandırmışlar ve yıldızlara bakarak yön tayin etmeye çalışmışlardır. Bugün “Nevruz Bayramı” olarak kutlanan gün, Dünya’nın kendi ve Güneş etrafındaki hareketlerinin gözlenmesiyle tespit edilmiştir. Orta Asya’da yaygın olarak kullanılan “On İki Hayvanlı Türk Takvimi”ni ilk kez Türkler düzenlemiştir.

Aşağıdaki On İki Hayvanlı Türk Takvimi cetveline göre hangi yılda doğduğunuzu ve öğrenime başladığınızı belirleyiniz.

İpek Yolu güzergâhındaki bölgelerde yerleşmiş olan Türklerin önemli geçim kaynaklarından biri de ticaret olmuştur. Bu yüzden Türkler matematikle ilgilenmişlerdir. Erken tarihlerden itibaren on tabanlı (desimal) sistemi kullanmış, bu sistemle çeşitli matematik işlemlerini de yapmışlardır. Genel olarak Türklerdeki matematik bilgisi günlük hayatta kullanılan dört işlemden ibaretti. Türkler ağırlık ve uzunluk ölçüleriyle ilgilenmiş olup takas alış verişine uygun belli birim ölçülerini kullanılmışlardır. Zaman içinde bazı ağırlık ve uzunluk ölçüleri ile para birimlerinin kullanıldığı hukuk metinlerinden anlaşılmaktadır.

Türkler madenleri bıçak, kama, kap kacak, süs vb. eşya yapımında kullanmışlardır. Türklerin kullandıkları ilk maden olan bakırın alaşımlarından tunç ya da bronz elde etmişlerdir. Kök Türkler Dönemi’ne yönelik yapılan araştırmalar neticesinde demirin eritilmesinin bilindiği, aynı zamanda çelikten çeşitli silahlar yapıldığı anlaşılmıştır.

Çin kaynaklarından Uygurların maden kömürü kullandıkları tespit edilmiştir. Ayrıca Uygurların, nişadır ticareti yaptıkları, boraks elde ettikleri bakırcılık ve kuyumculukta bir hayli ileri oldukları çeşitli kaynaklarda yer almıştır.

Türkler tıp alanında çalışmalar yapmışlardır. Genel olarak erken dönemlerde basit yara, kırık, çıkık vb. tedavisi şeklinde görülen tıp bilgisi, zaman içinde çok hızlı olmasa da belli bir çizgide gelişim göstermiştir. “Otacı” adı verilen şifacılar halkın tedavisinde görev almıştır.

Uygurlar tıp alanında, diğer Türklerden daha ileriye gitmişlerdir. Hint ve Çin uygarlıklarına ait tıp bilgisinden de çeviriler yapmışlar, cerrahi müdahale yerine ilaçla tedaviyi tercih etmişlerdir. Bu yüzden eczacılıkta gelişen Uygurlar, çeşitli bitkisel ve hayvansal ürünlerden ilaçlar yapmışlardır. Onlardan günümüze kadar gelen bir tıp kitabında; baş ağrısı, göz, kulak, burun ve zihin hastalıkları gibi birçok hastalık hakkında bilgi bulunmaktadır. Ayrıca Uygurlar, Çinlilerde görülen akupunktur
benzeri bir tedaviyi de uygulamışlardır.

GÖZ TEDAVİSİ ÜZERİNE

Uygurlara ait tıp kitabında göz hastalıklarına ilişkin olarak şu açıklama verilmektedir:
“Eğer göz puslansa, gözden çok fazla soğuk yaşlar aksa, sığır ödü üzerine sürülürse göz tekrar berraklaşır.” Yine aynı eserde bulunan bir başka ilaç da göz şikayetleriyle ilgili olarak “Gözden akan sıcak yaşlara, kamış şekeri ve sarı munga toz hâline getirilip inek yağı ile karıştırılarak buruna sürülürse iyi gelir.” denilmektedir.
Prof. Dr. Esin KAHYA, “Eski Türklerde Bilim”, Türkler Ansiklopedisi, C 3, s. 414.

Bir Cevap Yaz.