Gelişen Avrupa Karşısında Osmanlı Devleti

6. GELİŞEN AVRUPA KARŞISINDA OSMANLI DEVLETİ

15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da kurulan merkezî krallıklar Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform’la birlikte gelişimlerini sürdürmüşlerdir. Devletlerin bu gelişim süreçlerine bağlı olarak 16 ve 17. yüzyıllarda Avrupa’da önemli değişimler yaşanmıştır. Bunlardan birincisi Coğrafi Keşiflerle birlikte hızlanan sömürgecilik faaliyetleridir. Bir diğer önemli değişim hareketi ise Rönesans ve Reform’dan sonra Avrupa’da skolastik felsefenin yerini pozitif bilimin almaya başlamasıdır. Akıl Çağı olarak adlandırılan bu dönemde kilisenin “bilgi” üzerindeki kontrolü sona ererken düşünce özgürlüğü toplum tarafından benimsenerek bilim öne çıkmıştır. Bilimsel bilginin gelişimi ise Avrupa insanının dünyaya bakışını değiştirmiş ve ileride başlayacak olan Sanayi İnkılabı’na zemin hazırlamıştır.

a. Coğrafi Keşifler ve Merkantilizmin Etkisi

Yeni ticaret yollarının bulunuşundan sonra başlayan süreçte dünya ekonomisinin ağırlık merkezi, Akdeniz’den Kuzeybatı Avrupa kıyılarına kaydı. Böylece o güne kadar Akdeniz ve dünya ticaretine hâkim olan Cenova, Venedik, Portekiz ve İspanya geri plana düşerken onların yerini Fransa, Hollanda ve İngiltere gibi Atlas Okyanusu kıyısındaki devletler aldı. 16. yüzyılın sonlarına doğru da bu devletler arasında dünya ticaretini kontrol etmeye ve birbirlerine üstünlük sağlamaya yönelik bir rekabet dönemi başladı. 17. yüzyılda şiddetini arttıracak olan bu rekabet sırasında Avrupalı devletler arasında merkantilizm adı verilen yeni bir ekonomi modeli benimsendi.

Merkantilizm anlayışıyla hareket eden devletlerin temel amacı dış ticaret fazlası oluşturmaktı. Bu nedenle merkantilist devletler sanayi ve ticaret faaliyetlerini millî politikalarına uygun şekilde düzenleyerek geliştirmeye çalıştılar (Grafik 3.1). İç ticarette vergileri düşürürken ithal malların vergilerini arttırarak yerli sanayilerini koruyup ihracatı teşvik ettiler. Ayrıca ülkede altın ve gümüş bolluğunu sağlamaya önem verdikleri için bu değerli madenlerin ihracını yasakladılar. Böylece çıkabilecek bir savaş için gerekli olan parayı daima hazır bulundurmaya dikkat ettiler.

Yukarıdaki grafikte yer alan verilerden yararlanarak hangi çıkarımlarda bulunabilirsiniz?

Avrupa devletleri dünyada yaşanan değişimi kavrayıp buna uygun politikaları hayata geçirirken Osmanlı Devleti bu değişime ayak uyduramadı. Coğrafi Keşiflerin ardından önce İspanya ve Portekiz, daha sonra da İngiltere, Fransa ve Hollanda keşfettikleri ülkelerde nüfus ihracı yoluyla koloniler kurarak yeni ham madde ve gelir kaynaklarına kavuştular. Buna karşılık Osmanlı Devleti, Akdeniz’den çıkıp okyanuslara açılamadı. Diğer yandan merkantilist Avrupa devletleri ihracatı teşvik edip değerli madenleri kendi ellerinde toplamayı temel amaç olarak belirlemişken Osmanlı yönetimi piyasalarda yeterli miktarda mal bulundurulmasına öncelik verdi. Bu nedenle de “Ülkenin zenginliği para bolluğu ile değil, mal bolluğu ile ilgilidir.” anlayışını benimseyerek ihracat yerine ithalatı teşvik etti. Aynı şekilde Batılı ülkeler millî ekonomilerini ve yerli sanayilerini güçlendirmek için her türlü koruyucu önlemi alırken Osmanlı Devleti bolluk ekonomisi anlayışıyla hareket ederek yabancı malların ülkeye kolayca girmesine izin verdi.

b. Kapitülasyonların Etkisi

16. yüzyılda dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin Akdeniz’den Kuzey Avrupa kıyılarına kayması üzerine Osmanlılar Avrupalı tüccarları kendi limanlarına çekmek istediler. Bu amaçla 16. yüzyılın ortalarından itibaren önce Fransa’ya, ardından da İngiltere’ye kapitülasyonlar vererek Akdeniz ticaretini canlandırmaya çalıştılar. Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletlerine kapitülasyonlar vermesinde gümrük gelirlerini arttırma, mal darlığını önleme gibi ekonomik amaçların yanı sıra bazı politik hedefler de rol oynamıştır. Başka bir deyişle Osmanlılar kapitülasyon verirken Avrupa devletleri arasındaki güçler dengesini dikkate almış ve kendilerine müttefik edinme stratejisi izlemişlerdir. Örneğin 1580’de papanın temsil ettiği Katolik blokuna karşı Osmanlılar Protestan İngiltere’ye kapitülasyon vermişlerdir. Böylece Habsburgların Osmanlılara Avrupa’dan silah ve savaş araç gereçleri satışını yasaklayan ambargosunu delebilmişlerdir. Osmanlılar, Fransa ve İngiltere’nin Osmanlı pazarlarına hâkim olmaları ve denizlerde aşırı şekilde güçlenmeleri üzerine bu devletlerin gücünü dengelemek amacıyla 1612 yılında Hollanda’ya kapitülasyon tanımışlardır. Bu sayede Hollandalılar 17. yüzyıl boyunca Osmanlı ticaret bölgelerinde İngiliz ve Fransızların önüne geçerek en etkin tüccar topluluğu olmuşlardır.

Hollandalıların kapitülasyon elde etmesiyle birlikte Batılı merkantilist ülkeler arasında Osmanlı ticaretine hâkim olma konusunda savaşlara kadar varan sert bir rekabet dönemi başladı. 1675 yılında İngilizler, 1680’de ise Hollandalılar sahip oldukları kapitülasyonları genişletip yenileyerek bu rekabette öne çıktılar. 18. yüzyılda ise Fransızlar Osmanlıların Avrupa ile olan ekonomik ilişkilerinde daha önemli bir konuma yükseldiler.

Osmanlı Devleti merkantilizmden farklı olarak ithalatı teşvik eden bir ekonomi modelini benimsemişti. Buna bir de yabancılara ticari imtiyazlar verilmesi eklenince Osmanlı ülkesinde Batılı anlamda millî bir sanayileşme hareketinin ortaya çıkması mümkün olamadı. Böylece Osmanlı toprakları, sanayileşmiş Avrupa ülkelerinin ham madde kaynağı ve yine bu ülkelerde üretilen mamul maddeler için bir pazar hâline gelmeye başladı. Diğer yandan kapitülasyon belgelerinde yer alan bazı hak ve imtiyazlar, Osmanlı Devleti’nin zayıflamasının da etkisiyle Batılı devletler tarafından geniş biçimde yorumlanarak birer siyasi baskı aracı hâline getirildi. Sonuç olarak Osmanlı Devleti, Coğrafi Keşiflerin ardından Akdeniz havzasında ortaya çıkan büyük ekonomik bunalımdan en fazla zarar gören devletlerden biri oldu. Bu bunalım beraberinde toplumsal çöküntüyü ve ayaklanmaları getirirken devlet yönetiminde de önemli sorunlara yol açtı.

Bir Cevap Yaz.