Ermeni Meselesinin Ortaya Çıkışı ve Sonuçları

c. Ermeni Meselesi

Ermeni Meselesi’nin Ortaya Çıkışı

Ermeniler yüzyıllar boyunca Anadolu’nun çeşitli kasaba ve şehirlerinde Türklerle bir arada yaşadılar. Osmanlı Devleti’nin sağladığı huzur, güven ve barış ortamından yararlanan Ermeniler bankerlik, ticaret, tarım ve çeşitli zanaatlarla uğraşarak zenginleştiler. 19. yüzyıl ortalarından itibaren ise üst düzey devlet memurluklarına hatta hükûmetlerde bakanlık görevlerine getirildiler. Ermeniler uzunca bir süre Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı milliyetçilik akımından etkilenmediler. Sırplar ve Rumlar Osmanlı yönetimine karşı ayaklandıkları hâlde Ermeniler özerklik veya bağımsızlık gibi isteklerde bulunmadılar. Osmanlı Devleti’ne bağlılıkları ve Türk toplumuyla kaynaşmış olmaları nedeniyle de “Millet-i Sadıka” olarak adlandırıldılar.

Ermeniler Osmanlı yönetimi altında sakin bir yaşam sürerken Rusya, Küçük Kaynarca Antlaşması’yla elde ettiği Osmanlı topraklarındaki Hristiyan halkı koruma hakkına dayanarak Ermenileri kendi yanına çekmeye çalışıyordu. Osmanlı topraklarını kendisinin doğal yayılma alanı olarak gören Rusya, Doğu Anadolu toprakları üzerinden sıcak denizlere açılmayı hedefliyordu. Bu hedefine ulaşmak için de bölgede yaşayan Ermenileri kendi hesabına kullanmak istiyordu.

19. yüzyılın güçlü devleti İngiltere ise sömürgesi hâline getirdiği Hindistan’ı ve Uzak Doğu’daki diğer sömürgelerini koruma siyaseti izliyordu. İngiltere bu siyaseti uygularken Osmanlı Devleti’nin doğudaki topraklarının, Rusya gibi İngiliz sömürgelerini tehdit edebilecek güçlü bir devletin eline geçmesini engellemeye büyük önem veriyordu. Ayrıca Orta Doğu topraklarında petrolün bulunmasıyla birlikte bu bölgeye de hâkim olmaya çalışıyordu. İngiltere bütün bu nedenlerden dolayı Rusya’nın Ermenilerle temasını önlemek amacıyla çeşitli girişimlerde bulundu. İngilizler ilk olarak Osmanlı ülkesinde açtıkları okullarda Ermeni tarihi ve kültürünü anlatan dersler vererek Ermenilerin millî duygularını harekete geçirmeye çalıştılar. Ayrıca Ermeni Protestan Kilisesinin kurulmasını sağlayarak misyonerleri aracılığıyla Osmanlı vatandaşı Ermeniler arasında Protestanlığı yaymayı hedeflediler. Böylece bir Ermeni Protestan cemaati oluşturarak Rusya’nın Küçük Kaynarca Antlaşması’nda elde ettiğine benzer nitelikte koruyuculuk hakkı elde etmeye çalıştılar. Aynı dönemde Fransızlar da Osmanlı vatandaşı Ermeniler arasında Katolikliği yaymak amacıyla bir Katolik Ermeni Kilisesi kurdular.

Rusya, İngiltere ve Fransa’nın faaliyetleri ilk sonuçlarını 19. yüzyılın sonlarına doğru vermeye başladı. Ermeniler 1860’tan itibaren yardım dernekleri adıyla ilk örgütlerini kurdular. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında da bir kısım Ermeniler Osmanlı Devleti’ne karşı Ruslara destek verdiler. Savaşın sonunda ise bu Ermeni grupları Rusya’dan işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini istediler. Ayrıca bölgeye özerklik verilmesinin veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasının sağlanmasını talep ettiler. Ruslar da Ermenilerin bu isteklerini dikkate alarak Ayastefanos Antlaşması’nın 16. maddesine Osmanlı Devleti’nin Ermeniler yararına iyileştirmeler yapmasını öngören bir hüküm konulmasını sağladılar. Bu aslında bağımsızlık isteyen Ermenileri tam anlamıyla memnun eden bir düzenleme değildi. Ancak “Ermeni Meselesi”ne tarihte ilk kez uluslararası bir belgede yer verilmiş olması ve “Ermenistan” diye bir bölgeden söz edilmesi de onlar için büyük önem taşımaktaydı.

Başta İngiltere olmak üzere Fransa, Almanya ve Avusturya’nın karşı çıkması nedeniyle Ayastefanos Antlaşması yürürlüğe girmedi. Bu devletler Rusya’nın da katılımıyla Berlin’de yeni bir kongre topladılar. Berlin Kongresi’ne Ermeni Kilisesi de bir heyet gönderdi. Heyet, kongreye, Doğu Anadolu’daki Ermeni nüfusunun Türklerden fazla olduğunu gösteren bir rapor sunarak bölgede bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmasını istedi. Gerçekte söz konusu bölgede yaşayan Ermeni nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 15 civarındaydı. Ermeniler en yoğun oldukları Bitlis’te bile nüfusun üçte birine ulaşamıyorlardı.

Berlin Kongresi’nde İngiliz temsilcisi, Ermeni heyetine ait raporun sahte belgelere dayandırıldığını ortaya çıkardı. Ayrıca bölgedeki Ermeni nüfusun hiçbir zaman çoğunluk olmadığını ve dağınık hâlde yaşadığını söyleyerek bu iddiaların kabul edilmesini önledi. Böylece İngiltere, Rusya’nın Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz’e inmesini kolaylaştıracak bir Ermeni devletinin kurulmasını engellemiş oldu. Bununla birlikte İngiltere, Ermenilerin yanında olduğunu göstermek ve onları kendisine minnettar bir millet hâline getirmek için Berlin Antlaşması’na Ermenilerle ilgili 61. maddeyi koydurdu. Bu maddede Osmanlı Devleti’nin, Ermeni nüfusun bulunduğu illerde ihtiyaç duyulan düzenleme ve yenilikleri hayata geçireceği ifade ediliyordu. Ayrıca Ermenilerin huzur ve güvenliğinin sağlanacağı, konuyla ilgili olarak diğer devletlere bilgi verileceği ve bu devletlerin alınan önlemleri kontrol edeceği hükümleri yer alıyordu.

Berlin Antlaşması’ndan Sonra Ermeni Meselesi

Berlin Antlaşması’nın bu hükmü ile Osmanlı Devleti’nin Ermenilerle ilgili iç işlerine yabancı devletlerin müdahale edebilmesinin yolu açılmış oldu. Böylece Ermeni Meselesi, Rusya ile İngiltere arasındaki rekabetin de etkisiyle Berlin Kongresi’yle birlikte uluslararası bir sorun hâline geldi.

Berlin Antlaşması’nın ardından İngiltere, antlaşmanın Ermenilerle ilgili hükümlerinin yerine getirilmesinin takipçisi oldu. Bu amaçla Osmanlı Devleti’ne, söz verdiği ıslahatları gerçekleştirmesi için baskı yapmaya başladı. Ayrıca bölgedeki durumu yakından izlemek üzere Anadolu’nun önemli şehirlerine konsolosluklar açtı. Böylece İngiltere, kendi koruması altında bir Ermeni devleti kurma yoluyla Rusya’nın güneye sarkmasını önlemeye çalıştı. Bununla birlikte İngiltere bölgedeki Ermeni nüfusunun azınlıkta olduğunun farkındaydı. Bu nedenle Doğu Anadolu’ya dışarıdan Ermeni nüfusu getirme ve Süryanilerle Ermenileri kaynaştırma siyaseti izledi. Bir yandan da Türkleri bölgeden uzaklaştırmaya yönelik planlar yapmaya başladı. Ayrıca Ermenileri kışkırtmak, onları isyanlara teşvik etmek, isyanları desteklemek ve Avrupa’da Ermenilerin lehine kamuoyu oluşturmak gibi çalışmalar içerisine girdi.

Batılı devletlerin baskılarına rağmen Padişah II. Abdülhamit, Ermeni Meselesi ve Doğu Anadolu ıslahatıyla ilgili olarak Berlin Kongresi’nde alınan kararları yürürlüğe koymadı. Alman elçisine söylediği “Ölürüm de Ermenilere muhtariyet hakkı tanıyan Berlin Antlaşması’nın 61. maddesini uygulatmam.” sözüyle de bu konudaki kararlılığını vurguladı.

İngilizler, diplomatik girişimlerden sonuç alamayınca Doğu Anadolu’daki Ermenileri örgütleyerek onları onları silahlı mücadeleye yönlendirmek için çalışmalara başladılar. Aynı günlerde Ermeniler de Doğu Anadolu’da bağımsız bir devlet kurmak amacıyla teşkilatlanarak yoğun propaganda eylemlerine giriştiler. Bu Ermeni grupları ilk olarak Van’da, Kara Haç adıyla gizli bir dernek kurarak bazı Müslümanlara suikastlar düzenlediler. Ayrıca Ermenileri silahlandırıp Müslümanlara saldırtmak amacıyla Vatan Savunucuları adında başka bir gizli örgüt kurdular. 1885 yılında ise yine Van’da bağımsızlık isteyen Ermeniler tarafından Armenakan Partisi kuruldu. Amacı Ermenilere askerî eğitim vermek ve silahlı güçler meydana getirmek olan bu partinin üyeleri tarafından Osmanlı güvenlik güçlerine saldırılar düzenlendi. Batılı devletlerin bütün bu kışkırtmalarına rağmen Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin bir kısmı ise Osmanlı Devleti aleyhine herhangi bir faaliyette bulunmadılar ve devlete bağlı kalmaya devam ettiler.

Ermeni Terör Örgütleri

Ermeni ayaklanmalarını örgütlemek için 1887’de İsviçre’de Hınçak ve 1889’da da Rusya’da Taşnaksutyun komitaları kuruldu. Yöntem olarak terörizmi benimseyen bu örgütlere göre, amaca ulaşabilmek için bütün Ermenileri genel bir isyana teşvik ederek Türklere karşı savaştırmak gerekiyordu. İşte bu düşünceyle söz konusu komitalar yabancı devletlerin de desteğiyle bir kısım Ermenileri silahlandırdılar. Silahlı Ermeni çeteleri İngiltere ve Rusya gibi Osmanlı Devleti’ni parçalamak isteyen devletlerin de kışkırtmalarıyla Doğu Anadolu’da bir devlet kurmak üzere harekete geçtiler.

Ermeni çeteleri tarafından 1890’da Erzurum’da, 1892-1893 yıllarında Merzifon, Kayseri ve Yozgat’ta; 1894’te Sason’da, 1895’te Zeytun’da, 1896’da ise Van’da büyük isyanlar başlatıldı. Aynı dönemde Erzincan, Sivas, Bitlis, Maraş, Urfa, Diyarbakır, Malatya ve Elâzığ’da da isyanlar çıktı. Ermeni komitaları ilerleyen yıllarda Osmanlı Devleti’nin çeşitli iç ve dış sorunlarla uğraşmasını fırsat bilerek isyan alanlarını genişlettiler. 1896’da İstanbul’daki Osmanlı Bankasını bombalayan Ermeni teröristler 1905’te de Padişah II. Abdülhamit’e bombalı suikast düzenlediler. Ermeni çeteleri 1909’da da Adana’da çıkardıkları olaylarla çok sayıda insanın ölümüne neden oldular.

Ermeni isyanları her defasında Osmanlı güvenlik güçleri tarafından bastırıldı. Ancak Ermeniler devletin aldığı haklı savunma tedbirlerini tüm dünyaya “Müslümanlar Anadolu’da Hristiyanları katlediyor.” diye duyurdular. Ermeni ihtilalci komitaları bu asılsız propagandalarıyla yabancı devletlerin ve kamuoylarının dikkatini çekerek Avrupa devletlerinin sempatisini ve desteğini kazandılar. Öyle ki bu devletlerin Osmanlı Devleti’ndeki temsilcilikleri suç işleyen Ermeni komitacılarına ve isyancılarına sığınma hakkı verdiler. Osmanlı güvenlik güçlerinin yakaladığı Ermeni çetecilerin cezalandırılmasına da engel oldular.

Batılı devletlerin bu tutumlarıyla ilgili olarak hangi değerlendirmelerde bulunabilirsiniz?

İngiliz Hükûmeti daha ileri giderek İngiltere’de Ermeniler lehine mitingler düzenledi. Bunlardan Liverpool (Livırpul) mitingine İngiliz başbakanı da katılarak Ermenileri tahrik eden ifadeler kullandı. Aynı günlerde Doğu Anadolu Bölgesi’ni gezen Amerikalı gazeteci George Hepworth (Corc Hepvort) bu konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir: “İngiltere, Ermeni eşkıyasına sığınma hakkı vermekle kalmadı, aynı zamanda onları sempati ile karşıladı, korudu, yardım etti, destek sağladı ve Türkler aleyhine tahrik etti. Ermeni çeteleriyle hem iş hem de suç ortaklığı yapmaya razı oldu. Çetelere vatansever ve millî kahraman oldukları fikrini telkin etti. Çeteler bu sıfatlardan faydalanarak Ermeni toplumunun üzerinde nüfuz sahibi oldular.”

Ermeni isyanlarının birbirini takip ettiği günlerde İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya gibi Batılı devletler Osmanlı Devleti’ni ıslahat yapmaya zorluyorlardı. Bu devletlerin elçileri 30 Haziran 1913’te İstanbul’da topladıkları konferansta Ermeniler için uygulanmasını istedikleri ıslahat planını Osmanlı Devleti’ne sundular. Plana göre altı Doğu Anadolu vilayeti (Van, Bitlis, Diyarbakır, Elâzığ, Sivas, Erzurum) bir eyalet hâlinde birleştirilecek ve bu eyaletin başına büyük devletlerin onayıyla padişah tarafından beş yıllığına Hristiyan bir vali atanacaktı. Vali eyaletin idare, adliye ve polis amirleriyle jandarma kumandanını tayin yetkisine sahip bulunacaktı.

İngiltere, Fransa ve Rusya bir yandan Ermenistan projesini gerçekleştirmeye çalışırken diğer yandan Osmanlı topraklarını paylaşma konusunda kendi aralarında anlaşmışlardı. Buna göre Doğu Anadolu ve Kafkasya Rusya’ya verilirken bölgede yapılacak ıslahatın takibi de Rusya’ya bırakılmıştı. Böylece Rusya diğer devletlerin de onayını almış olarak Osmanlı Hükûmeti ile 8 Şubat 1914’te bir ıslahat antlaşması yaptı. Ancak kısa süre sonra Birinci Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine bu planda yer alan düzenlemeler uygulanamadı.

Rusya, Doğu Anadolu’da Ermenilere yönelik ıslahatın yapılmaması durumunda bölgeyi işgal etmeyi planlamıştı. Bu plandan bağımsızlık yanlısı Ermenilerin de haberi vardı. Bununla birlikte Ermeniler Osmanlı Devleti’nin önlem almasına fırsat vermemek için durumdan habersiz görünerek çıkabilecek bir Osmanlı-Rus savaşında tarafsız kalacaklarını açıklamışlardı. Gerçekte ise bu Ermeni grupları, Osmanlı Devleti’ne karşı Ruslarla iş birliği yapmak üzere sıkı bir şekilde örgütlenmiş, silah ve cephane depolamışlardı. Nitekim savaşın başlamasıyla birlikte gönüllü Ermeni birlikleri sınırı aşarak Rus ordularına katıldılar. Doğu Anadolu’da kalan silahlı Ermeni çeteleri de cephe gerisinden onlara destek verdiler. Aşağıda bu duruma kanıt oluşturabilecek nitelikte bir metin okuyacaksınız:

İtiraflar

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri tarafından Paris’te toplanan Barış Konferansı’na Ermeniler adına kurulan bir heyet de katıldı. Ermeni heyetinin başkanlığını yapan Bogos Nubar Paşa 29 Şubat 1919 tarihli Fransız Le Matin gazetesinde çıkan demecinde şunları söylemişti: “Biz Ermeniler, Büyük Savaş’ta müttefikler lehine çalıştık. Rus ordusu Kafkasya üzerinden Anadolu içlerine ilerlerken Kont Nikola emrinde Ermeni asıllı askerler vardı. Rusya’da iç karışıklıklar çıkması üzerine Kafkasya’ya çekilen Rus ordusunun yardımcısı olarak Ermeni Antranik ve Nazarbekof kumandasında 50 bin silahlı Ermeni asıllı asker ve 150 bin kişilik destek gücü vardı. İngiliz kumandan Allenbi, Kudüs’e girerken birlikleri içinde seçkin Ermeni askerler vardı. Fransa’nın kendi ülkesini savunmak için yaptığı savaşlarda 800 Ermeni asıllı asker kahramanca savaştı. Onlardan geriye 50 kişi kaldı. Fransa’nın Suriye’de Osmanlı ile savaşı esnasında kullandığı Doğu Lejyonu’nun yarısı Ermeni asıllı askerler idi. Bu askerî birlik Ermeni Lejyonu olarak Kilikya’ya (Adana) da gitti. Osmanlı Türk boyunduruk ve baskısından Ermenilerin kurtulması lazım. Daha önce Yunanlılar Batılı ülkelerin yardımı ile kendi bağımsızlıklarını kazandılar. Ermeniler ise büyük kayıplar vererek Osmanlının tarihten silinmesinde müttefikler yanında hizmette bulundular. Şimdi Kafkasya’da Ermeni devleti kuruluyor. Ermenistan, Doğu Anadolu’daki 6 vilayet ve Kilikya’yı da içine alacak şekilde genişletilmiş olarak kurulmalıdır. Ermenilerin Karadeniz sahillerinde Trabzon’dan da denize çıkma hakları vardır. Pontus yöresinde Ermenilerin sınır sorunları Yunanlılarla aramızda sorun olmaz. Şimdi Kafkaslarda 2,1 milyon Ermeni vardır. Ermeniler, Büyük Ermenistan Devleti’ni kurmaya hazırdır. Müttefiklerin bu konuda yardımını bekliyoruz.”

29 Şubat 1919 tarihli Le Matin Gazetesi

Bogos Nubar Paşa’nın yukarıdaki demeciyle ilgili hangi değerlendirmelerde bulunabilirsiniz?

Bir Cevap Yaz.