Birinci Meşrutiyetin İlanı Nasıl Gerçekleşti?

• Mutlakiyet, meşrutiyet ve cumhuriyet yönetimlerinin özelliklerini açıklayınız.
• Ermeni Meselesi hakkında neler biliyorsunuz?
• Osmanlı Devletinin son dönemlerinde ortaya çıkan Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık gibi fikir akımlarının ortak amaçları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

1. BİRİNCİ MEŞRUTİYET’İN İLANI

Paris Antlaşması’ndan sonra Rusya, Osmanlı Devleti’ne karşı doğrudan saldırıya geçmek yerine onu zayıf düşürüp parçalama siyasetine hız verdi. Bu amaçla Sırplar, Bulgarlar ve Karadağlılar gibi Balkan toplulukları arasında propagandalar yaparak Panslavizm düşüncesini yaymaya çalıştı. Rusya’nın çalışmaları sonucunda 1875 yılında Hersek’te isyanlar çıktı. Osmanlı Devleti Rusya’nın teşvikiyle kısa sürede büyüyen bu isyanı bastırmakta zorlanınca bir süre sonra Bulgaristan’da da ayaklanma başladı. Aynı şekilde Sırplar ve Karadağlılar da bağımsızlık için harekete geçti.

Avusturya ve Rusya’nın desteğiyle ittifak kuran Balkan toplulukları Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiler. Ancak Osmanlı kuvvetleri karşısında başarılı olamadılar. Bunun üzerine araya giren Rusya, Osmanlı Devleti’ne ateşkes ilan etmesi için baskıda bulundu. Ayrıca Bosna-Hersek’e özerklik verilmesini ve Bulgaristan’da ıslahat yapılmasını istedi. İngiltere ise Rusya’nın Balkanlarda daha fazla güçlenmesini engellemek üzere Balkan sorunlarının görüşüleceği uluslararası bir konferans toplanmasını önerdi.

Osmanlı Devleti’nin iç işi olması gereken Balkan sorununun uluslararası bir nitelik kazanması Osmanlı aydınlarını harekete geçirdi. Aralarında Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi ünlü şair ve yazarların bulunduğu bu aydınlar
Jön Türkler (Genç Osmalılar) adında bir cemiyet kurdular. Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı özgürlükçü fikirleri benimseyen Jön Türklerin bir kısmı Avrupa’da bulunmuş ve orada eğitim görmüştü. Bu kişiler Osmanlı ülkesinde Batı tarzı bir devlet yönetiminin kurulması için çalışıyor ve düşüncelerini yaymak amacıyla gazete ve dergiler çıkarıyorlardı.

Jön Türklere göre sorunların kaynağı mutlakiyet yönetimiydi. Bu nedenle meşrutiyet yönetimine geçilmeli ve din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bütün Osmanlı vatandaşlarına devlet yönetimine katılma imkânı tanınmalıydı. Böylece gayrimüslim milletler kendilerini Osmanlı olarak görecek ve devletten ayrılma ihtiyacı duymayacaklardı. Aynı zamanda Avrupa devletlerinin bu konudaki baskıları da kendiliğinden ortadan kalkmış olacaktı.

Jön Türklerin düşüncelerinin Osmanlı Devleti’ni yıkılıştan kurtarıp kurtaramayacağı konusundaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Jön Türkler devletin yıkılışını önlemeye çalışıyor ancak düşüncelerini padişaha kabul ettiremedikleri için hayata geçiremiyorlardı. Bunun üzerine Jön Türkler, Padişah Abdülaziz’in yerine V. Murat’ı getirdiler. Ancak V. Murat’ın sağlık durumunun padişahlık yapmaya uygun olmadığının görülmesi üzerine şeyhülislamın fetvasıyla onu da tahttan indirdiler. Ardından da meşrutiyeti ilan edeceğine söz veren II. Abdülhamit’i tahta geçirdiler. Yeni padişah, meşrutiyet yanlısı Mithat Paşa’yı sadrazam olarak görevlendirdi. Mithat Paşa da zaman geçirmeden meşrutiyet yönetimine uygun bir anayasa için çalışmalara başladı. İstanbul Konferansı’nın toplanmasından önce Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olan Kanun-ı Esasi’yi hazırladı. Kanun-ı Esasi, İstanbul Konferansı’nın toplandığı 23 Aralık 1876’da ilan edilerek yürürlüğe konuldu. Böylece Osmanlı Devleti anayasal düzene geçerken mutlak monarşik yönetim biçimi de yerini meşrutiyete bıraktı.

Kanun-ı Esasi’ye göre, yasa hazırlayıp padişaha sunma yetkisine sahip bir meclis kurulacaktı. Bu meclis, halkın seçtiği mebuslardan ve padişahın atadığı âyanlardan oluşacaktı. Anayasa’da devletin resmî dilinin Türkçe olduğu, Osmanlı vatandaşı bütün insanların Osmanlı sayıldığı ve ülke topraklarını ayrılık kabul etmez bir bütün olduğu vurgulanıyordu. Resmî din olarak İslam kabul edilmekle birlikte din ve inanç özgürlüğüne yer veriliyordu. Ayrıca basın-yayın özgürlüğü de güvence altına alınıyordu.

Anayasanın ilanıyla birlikte yönetim biçimi değişen Osmanlı Devleti daha demokratik bir yapıya kavuştu. Kişisel haklar ve özgürlükler genişletildi. Halka sınırlı da olsa devlet yönetimine katılma hakkı verildi. Bununla birlikte Anayasa’da padişaha hükûmeti atama ve görevden alma, kanunları yürürlüğe koyma, meclisi kapatma gibi geniş yetkiler tanındı. Hükûmet de meclise değil, padişaha karşı sorumlu olmaya devam etti.

Anayasa gereği 19 Mart 1877’de seçimler yapılarak Osmanlı Genel Meclisi oluşturuldu. Çeşitli dinlerden ve milletlerden temsilcilerin bulunduğu bu meclis, Âyan Meclisi ve Mebusan Meclisinden meydana geliyordu. Âyanlar ömür boyu görevde kalmak kaydıyla padişah tarafından tayin edilmişlerdi. Mebuslar ise erkek seçmenler tarafından dört yıllık süre için seçilmişlerdi. Ancak II. Abdülhamit zorunlu olarak kabul ettiği meşrutiyet yönetimine sıcak bakmıyordu. Bu nedenle Mithat Paşa’yı daha meclis çalışmaları başlamamışken görevden alıp sürgüne gönderdi.

Osmanlı Parlamentosu ilk günlerinde Hükûmete yapıcı eleştirilerde bulunarak başarılı bir performans sergiledi. Ancak 93 Harbi adıyla da bilinen 1877 -1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın başlamasıyla birlikte meclis ile Hükûmet arasındaki ilişkiler bozuldu. Bazı mebuslar Osmanlı ordusunun Ruslar karşısında uğradığı yenilgiler nedeniyle Hükûmete yönelik sert eleştirilerde bulundular. Ayrıca savaştan padişahın sorumlu olduğunu ileri sürdüler. Diğer yandan gayrimüslim mebuslardan bazıları resmî dilin yalnızca Türkçe olmasına itiraz ediyorlardı. Bazıları ise daha ileri giderek Girit ve Teselya’nın Yunanistan’a bırakılmasını istiyorlardı. Bu tartışmalar üzerine II. Abdülhamit Kanun-ı Esasi’ye dayanarak 14 Şubat 1878’de Mebusan Meclisini kapatıp Anayasa’yı askıya aldı. Böylece Birinci Meşrutiyet Dönemi sona ermiş oldu.

Osmanlı Medeni Kanunu ya da Mecelle

Osmanlı Devleti, Tanzimat Dönemi’nde Avrupa’da başlamış olan kanunlaştırma hareketinin de etkisiyle mevcut uygulamalarını sistemli hâle getirmeye çalıştı. Bu amaçla 1840 yılında Ceza ve Ticaret kanunlarını, 1858 yılında da Arazi Kanunu’nu hazırladı. Medeni Kanun konusunda ise hemen bir karara varmak kolay olmadı. Bir kısım devlet adamı Fransız Medeni Kanunu’nun tercüme edilerek Osmanlı Medeni Kanunu olarak kabulünü teklif ediyordu. Cevdet Paşa gibi hukukçular ise devletin şeri esaslara dayandığını, kanunların da buna uygun olması gerektiğini savunuyorlardı. En sonunda Osmanlı Medeni Kanunu’nun İslam hukukuna dayalı olarak hazırlanması fikri benimsendi ve bu amaçla Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında bir heyet kuruldu. Bu heyet 1868 yılında başladığı çalışmalarını 1876 yılında tamamlayarak tam adı Mecelleyiahkâmıadliye olan Osmanlı Medeni Kanunu’nu hazırladı.

Mecelle, İslam dünyasının ilk medeni kanunudur. Bu Kanun’la fıkıh kitaplarındaki borçlar, usul, eşya ve diğer konulara ilişkin kurallar Batı hukuk tekniğine uygun olarak bir araya getirilmiştir. Böylece söz konusu kuralların uygulanmasında kesinlik ve kolaylık sağlanmıştır. Bununla birlikte Mecelle’de bir medeni kanunda bulunması gereken kişi, vakıf, aile ve miras hukuklarına ilişkin hükümlere yer verilmemiştir. Bu eksiklik 1917 yılında çıkarılan ve aile hukuku konusunda düzenlemeler getiren Aile Kararnamesi ile giderilmeye çalışılmıştır.

Osmanlı Devleti, Mecelleyi hazırlayarak hangi eksiklikleri gidermek istemiştir?

Bir Cevap Yaz.