Balkanlarda Osmanlı Fetihleri

3. BALKANLARDA OSMANLI FETİHLERİ

a. Osmanlıların Rumeli’ye Geçişi

Osmanlılar, Karesi Beyliği içindeki taht kavgalarından yararlandıkları gibi Bizans’ın iç karışıklıklarından da yararlandılar. 1341 yılında Bizans İmparatoru III. Andronikos ölünce yerine küçük yaştaki oğlu Yuannis geçti. Yuannis’e vekâlet eden saray bakanı Kantakuzen’in kendisini imparator ilan etmesiyle de Bizans’ta taht mücadelesi başladı. Kantakuzen taht mücadeleleri sırasında Orhan Bey’den aldığı yardımlarla Bizans imparatoru oldu. Bu yardımın karşılığında da Gelibolu Yarımadası’ndaki Çimpe Kalesi’ni Osmanlılara bıraktı. 1353 yılındaki bu olayla birlikte Osmanlı Devleti, Avrupa kıtasındaki ilk toprağını kazandı. Aynı zamanda Rumeli’deki fetihleri kolaylaştıracak bir askeri üsse de sahip oldu.

Çimpe Kalesi’ne yerleşen Osmanlı kuvvetlerine Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa komuta ediyordu. Süleyman Paşa, Rumeli’ye geçirdiği askerleriyle 1354 yılında Gelibolu’yu fethederek burayı kendisine merkez yaptı. Ardından da Tekirdağ’a kadar uzanan Marmara Denizi kıyılarını ve Bolayır’ı aldı. 1357’de ise Tekirdağ, Malkara, Çorlu ve Lüleburgaz’ı fethetti. Süleyman Paşa’nın bir av sırasında atından düşerek ölmesi üzerine Rumeli’deki Osmanlı kuvvetlerinin komutasını kardeşi Murat Bey üstlendi.

Osmanlıların Rumeli’ye geçişini gösteren bir temsili resim

b. Edirne’nin Fethi (1363)

Süleyman Paşa’nın ve 1362 yılında da Orhan Bey’in ölümleri üzerine Osmanlıların Rumeli’deki ilerleyişi kesintiye uğradı. Bu durumdan yararlanan Bizans; Lüleburgaz, Çorlu ve Malkara’yı Türklerden geri aldı. Aynı günlerde Orhan Bey’in yerine geçen oğlu I. Murat, Ankara üzerine sefere çıkmış bulunuyordu. I. Murat 1362 yılında Ankara’yı topraklarına katıp Anadolu’daki durumunu güçlendirdi. Daha sonra da Rumeli’ye geçerek kaybedilen yerleri geri aldı. Ancak onun asıl isteği, Balkanların kapısı durumundaki Edirne’yi fethederek Bizans’ın batı ile bağlantısını kesmekti. Bu amaçla I. Murat, komutanlarından Lala Şahin Paşa’yı Edirne üzerine gönderdi. Lala Şahin Paşa, 1363 yılında Sazlıdere’de yapılan savaşta Bizans ordusunu ve ona yardıma gelen Bulgar kuvvetlerini bozguna uğratarak Edirne’yi fethetti.

Osmanlılar, Edirne’den sonra Filibe ve Gümülcine’yi de alarak Balkanların kapısını açtılar. Aynı zamanda Bizans’ın Türklere karşı Balkan devletlerinden yardım alma imkânını da ortadan kaldırdılar. Bir süre sonra da Edirne’yi başkent yaparak Balkanlara doğru ilerleyişlerine hız verdiler.

Osmanlı Devletinin başkentini Bursa’dan Edirne’ye taşımasının nedenleri neler olabilir?

c. Sırpsındığı Savaşı (1364)

Osmanlıların Edirne’yi fethettikten sonra Makedonya ve Bulgaristan içlerine doğru ilerlemesi üzerine Sırplar ve Bulgarlar endişeye kapıldılar. Balkanlardaki Türk ilerleyişini durdurmak ve Türkleri Balkanlardan çıkarmak isteyen bu milletler papalık ve diğer Avrupa devletlerinin de desteğini alarak bir Haçlı ordusu oluşturdular. Ardından da Macar Kralı Layoş’un komuta ettiği bu orduyla birlikte Edirne’ye doğru yürüyüşe geçtiler. Bunun üzerine Edirne’de bulunan Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa, Hacı İlbeyi komutasındaki kuvvetlerini keşfe çıkardı. Hacı İlbeyi, Haçlıların düzensiz biçimde ilerlediğini görünce
yakaladığı fırsatı kaçırmak istemedi. Meriç Nehri kıyısında konakladıkları sırada Haçlılar üzerine düzenlediği ani bir gece baskınıyla onları bozguna uğrattı.

1364 yılında yapılan ve Sırpsındığı Savaşı adı verilen bu savaş Osmanlıların Haçlılara karşı yaptıkları ilk savaştır. Sırpsındığı Savaşı ile Osmanlı Devleti Edirne, Batı Trakya ve Meriç Nehri üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmiştir.

ç. Çirmen Savaşı (1371)

Sırpsındığı Savaşı’nda uğradıkları ağır bozgunun yaralarını sarmak isteyen Sırp Kralı, I. Murat’ın Anadolu’da bulunmasından faydalanarak Osmanlı Devleti’ni hazırlıksız yakalamak istedi. Bu amaçla Makedonya’daki Sırp prensliklerinin de desteğiyle Edirne’ye doğru ilerleyişe geçti. Ancak Evrenuz Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetleri ile girdiği savaşta kendisi hayatını kaybederken ordusu da bozguna uğramaktan kurtulamadı.

1371 yılında Meriç Nehri kıyısındaki Çirmen’de yapılan bu savaşın sonunda Makedonya yolları Osmanlılara açılırken Kavala, Drama ve Serez Osmanlı topraklarına katıldı. Ayrıca Makedonya’daki Sırp prensleri, Bulgar Kralı ve Bizans imparatoru Osmanlı hâkimiyetini tanıdı. Böylece Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki ilerleyişi hız kazandı.

Halil İnalcık’a göre Osmanlıların Balkanlarda ilerleyişini kolaylaştıran etkenler neler olmuştur?

Balkanlardaki Osmanlı İlerleyişinin Sırları

Balkanlardaki Osmanlı fetihlerinin neden bu kadar kolay olduğunu açıklamak güç değildir. Osmanlı ilerleyişi, bir yığın bağımsız kral, despot ve ufak beyin kendi yerel çekişmelerinin çözümü için dış yardım aramakta tereddüt göstermediği politik bir parçalanma dönemine denk düşüyordu. Balkanlarda hüküm süren bu çözülüş içinde yalnız Osmanlılar tutarlı bir politika izliyorlardı. Bunun uygulanabilmesi için gerekli askerî güç ve merkezî yetki de yalnız onlarda vardı. Avrupa’nın ilk daimî ordusu yeniçeriler Osmanlılara büyük bir üstünlük sağlıyordu. Doğrudan doğruya kendi buyruğu altında olan bu orduyu sultan, Edirne’nin alınışından sonra savaş tutsaklarından kurmuştu. Ayrıca her balkan devletinde, biri Macar ya da Latin Hristiyanlarıyla ittifaka, öbürü de Osmanlılarla iş birliğine hazır iki hizip vardı. Genellikle soylular, üst düzey din adamları, yazar çizer takımıyla saraylılar Batı Hristiyanlarının yardımından yana idiler. Rum Ortodoks nüfus ise İtalyan veya Macar hâkimiyetine ve Latin etkisine bağnazca karşı idi. Onlara arka çıkan Osmanlılar ise Ortodoks Hristiyan halkı haraç veren tebaa olarak benimsediler.

d. Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda İzlediği İskân Siyaseti

Osmanlı Devleti Balkanlarda fethettiği yerleri elinde tutabilmek için buralarda Türk nüfusunu arttırmaya çalıştı. Bu amaçla Balkanlarda fethettiği yerlere Anadolu’dan getirdiği Türk ailelerini yerleştirdi. Osmanlı Devleti, iskân adı verilen bu yerleştirme işlemini rastgele değil, belli kurallara göre yapıyordu. Bunu bir kolonizasyon yöntemi olarak uygulayan Osmanlı Devleti, iskân ettireceği toplulukları seçerken Anadolu’da konargöçer şekilde yaşayan Türk topluluklarına öncelik veriyordu. Diğer yandan göçmenleri, uyum sağlamalarını kolaylaştırmak için, geldikleri yerlerle benzer iklim özelliklerine sahip bölgelere yerleştiriyordu. Ayrıca aralarında anlaşmazlık bulunan Anadolu’daki iki aileden birini göç ettirerek kavgaları önlemeye çalışıyordu. Osmanlı Devleti göçmenlere, yerleştirildikleri bölgelerde tarım yapabilmeleri için ihtiyaçları olan araç ve gereçleri veriyor, onlardan belli bir süre vergi almıyordu. Bununla birlikte göçmenlerin yerleştirildikleri yerlerden izinsiz olarak ayrılmalarına da müsaade edilmiyordu.

Osmanlı iskân politikası içinde özellikle ordunun geçiş yollarının, geçitlerin ve önemli şehirlerin bulunduğu bölgelerin Türkleştirilmesi ayrı bir önem taşıyordu. Böylece ordunun Balkan memleketlerinde güvenli biçimde ilerleyerek batıya doğru fetihlerini devam ettirmesi amaçlanıyordu. Devlet, Anadolu’dan getirdiği Türk topluluklarının Balkanlara yerleştirilmesi sırasında Müslüman olmayan yerli halkı incitmemeye de büyük önem veriyordu. Onların dillerine ve dinlerine müdahale etmiyor, gelenek ve göreneklerini eskiden olduğu gibi serbestçe sürdürmelerine izin veriyordu. Ayrıca kendisinden önceki yönetimlerin koyduğu ağır vergileri hafifleterek ve adaletli bir yönetim sergileyerek Balkanlardaki yerli halkı kendi idaresine ısındırmaya çalışıyordu.

Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda izlediği iskan siyasetinin sonuçları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

e. Birinci Kosova Savaşı (1389)

Türk akıncılarının Makedonya’yı alarak Sırbistan sınırına dayanmaları ve Bosna’yı tehdit eder hâle gelmeleri üzerine Sırplar ve Boşnaklar Osmanlılara karşı birlikte hareket etmeye karar verdiler. Bu ittifak Sırp- Boşnak ortak kuvvetlerinin 1387 yılında Ploşnik’te bir Osmanlı akıncı birliğini yenmesiyle birlikte daha da güçlendi. Kazandığı bu zafer nedeniyle cesaretlenen Sırp Kralı Lazar; Boşnak, Macar, Arnavut ve Ulah askerlerinin de yer aldığı yeni bir Haçlı ordusu kurdu.

Balkanlarda bu gelişmeler yaşanırken I. Murat Anadolu’da bulunuyordu. Padişah durumu haber alır almaz Rumeli’ye geçerek savaş hazırlıklarına başladı. Ordunun maneviyatını güçlendirmek ve asker sayısını arttırmak için Haçlı ittifakına karşı, gönüllülere çağrıda bulunurken Anadolu beyliklerinden de yardımcı kuvvetler istedi. I. Murat bir yandan da Veziriazam Çandarlı Ali Paşa komutasındaki kuvvetlerini Bulgaristan’a göndererek Haçlı ittifakına giren Bulgar Kralı’nı savaş dışı bıraktı.

I. Murat hazırlıklarını tamamladıktan sonra ordusunun başında Haçlılar üzerine harekete geçti. İki ordu 1389 yılında Üsküp’ün kuzeyindeki Kosova’da karşılaştı. Savaş Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. Bozguna uğrayan Haçlılar geri çekilirken Sırp Kralı Lazar tutsak alındı. I. Murat ise savaş alanını gezdiği sırada Miloş adlı bir Sırp askeri tarafından hançerlenerek şehit edildi.

Birinci Kosova Zaferi sonucunda Sırplar bir kez daha Osmanlı üstünlüğünü kabul etmek zorunda kaldılar. Böylece Kuzey Sırbistan yolu Osmanlılara açılırken Tuna Nehri’nin güneyindeki topraklar da büyük ölçüde Osmanlı hâkimiyetine girdi (Harita 1.4). Birinci Kosova Savaşı’nda Anadolu beylikleri ilk defa asker göndererek Osmanlı Devleti’ne yardım ettiler. Böylece Anadolu Türk siyasi birliğinin kuruluşu yolunda önemli bir adım attılar.

Murat Hüdavendigâr Nasıl Şehit Edildi?

I. Murat’a suikast olayı çeşitli kaynaklarda farklı şekillerde anlatılır. Birçok Türkçe kaynakta I. Murat’ın geleneksel olarak savaş alanının dolaşırken Sırp Despotu Lazar’ın damadı olan yaralı Miloş’un hançerine hedef olduğu yazılıdır. Yaralı padişah, otağına götürülmüş ama kurtarılamamıştır. Feridun Bey, Münşeat adlı eserinde, Miloş’un Müslüman olmak istediğini ileri sürerek I. Murat’a yaklaşıp yeninde sakladığı hançerle onu kalbinden vurduğunu bildirir.

Sırp kaynaklarına göre ise bir Sırp asılzadesi olan Miloş, I. Murat’tan görüşme talep etmiş; talebinin kabul edilmesiyle serbestçe I. Murat’ın otağında huzuruna çıkmış ve üzerine atılıp onu hançerlemiştir.

f. Niğbolu Savaşı (1396)

I. Murat’ın Kosova savaş meydanında şehit düşmesinin ardından 1389’da yerine oğlu Yıldırım Bayezit geçti. Babası gibi Balkanlardaki fetihlere devam eden Yıldırım Bayezit önce Osmanlı topraklarına saldıran Eflâk Voyvodası Mirçe üzerine sefere çıkarak onu kendisine bağladı. Ardından da Tuna Nehri’nin önemli geçiş noktalarını kontrol altına alarak Macarlarla sınır komşusu oldu. Osmanlı ilerleyişi karşısında Macar Kralı Sigismund Avrupa devletlerinden yardım istedi. Aynı günlerde Yıldırım Bayezit’in İstanbul Kuşatması’nı yeniden başlatması nedeniyle Bizans İmparatoru da Avrupa’yı yardıma çağırmıştı. Bunun üzerine Papa IX. Bonifas, Türklere karşı yeni bir Haçlı seferi başlattığını ilan etti. Böylece hemen hemen bütün Avrupa devletlerinin katıldığı büyük bir Haçlı ordusu kuruldu.

Macar Kralı Sigismund’un komuta ettiği Haçlı ordusu 1396 Eylül’ünde Osmanlı topraklarına girerek Tuna Nehri kıyısındaki Niğbolu Kalesi’ni kuşattı. Bunun üzerine Yıldırım Bayezit İstanbul Kuşatması’nı kaldırarak Edirne’de topladığı ordusuyla birlikte Niğbolu’ya doğru yürüyüşe geçti. İki ordu Niğbolu Kalesi önlerinde karşı karşıya geldi. 25 Eylül 1396 tarihinde burada yapılan savaşta Osmanlı ordusu, Haçlıları büyük bir bozguna uğrattı.

Niğbolu Savaşı sonucunda, Bulgar Krallığı kesin olarak ortadan kaldırıldı. Bulgaristan Osmanlı topraklarına katılırken Macaristan içlerine yapılan akınlarla da Macarların gücü büyük ölçüde kırıldı. Haçlı dünyası ise bu savaşta uğradığı ağır kayıplar nedeniyle Türkler üzerine uzunca bir süre yeni bir Haçlı seferi düzenleme cesareti gösteremedi.

Niğbolu Zaferi, Osmanlı Devleti’nin Anadolu’da bulunan Türk beylikleri üzerindeki etkisini ve saygınlığını arttırdı. Bu arada Mısır’da bulunan halife de kendisine gönderilen zafernameye verdiği cevapta, Yıldırım Bayezit’e, “Anadolu’nun Sultanı” anlamında Sultan-ı İklim-i Rum unvanı ile hitap etti.

Haritaya bakarak Yıldırım Bayezit’in tahta geçtikten sonra izleyeceği politika hakkında neler söyleyebilirsiniz?

g. Yıldırım Bayezit’in İstanbul Kuşatmaları

Osmanlı-Bizans mücadelesi sırasında Bizans sürekli olarak Haçlıları Osmanlılar üzerine kışkırtıyor, Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve Anadolu’da siyasi birliğin kurulmasını önlemek için her yola başvuruyordu. Diğer yandan Anadolu ve Trakya’daki topraklarını kaybetmesine rağmen İstanbul’u elinde tutarak Osmanlı toprak bütünlüğünü zedeliyor ve iki kıta arasındaki geçişleri zorlaştırıyordu. Bu nedenle Osmanlı Devleti’nin, Anadolu ve Balkanlara doğru güvenli bir şekilde ilerleyebilmesi için İstanbul’u mutlaka fethetmesi gerekiyordu.

Osmanlılar, Orhan Bey ve I. Murat Dönemleri’nde İstanbul ile yakından ilgilendikleri hâlde Yıldırım Bayezit Dönemi’ne gelinceye kadar şehri doğrudan kuşatma altına alamadılar. Yıldırım Bayezit ise 1391 yılında başlattığı ve aralıklarla 1396 yılına kadar devam ettirdiği kuşatmayı Haçlıların Niğbolu Kalesi önlerine gelmesi üzerine yarıda kesmek zorunda kaldı.

Niğbolu Zaferi’nden sonra Yıldırım Bayezit kuşatmayı kaldığı yerden devam ettirdi. Padişah, Karadeniz yoluyla Bizans’a gelebilecek yardımları engellemek için İstanbul Boğazı’nın Anadolu yakasına Güzelcehisar’ı (Anadolu Hisarı) yaptırdı. Böylece dışarıdan yardım alma ümitlerini büyük ölçüde kaybeden Bizans imparatoru barış istemek zorunda kaldı. Bunun üzerine Yıldırım Bayezit, aynı günlerde doğuda beliren Timur tehlikesini de dikkate alarak antlaşma teklifine olumlu cevap verdi.

Osmanlı Devleti ile Bizans arasında 1400 yılında yapılan antlaşmaya göre Bizans imparatoru, İstanbul’da bir Türk mahallesi kurulmasına izin verdi. Yine bu antlaşmayla imparator, Osmanlı Devleti’ne yıllık vergi ödemeyi, şehirdeki Müslümanlar için kadı atanmasını ve İstanbul’daki camilerde Osmanlı padişahı adına hutbe okunmasını kabul etti.

Osmanlı Devleti’nin İstanbul’da bir Türk mahallesinin kurulmasına önem vermesinin nedenleri neler olabilir?

Bir Cevap Yaz.