AVRUPA DEVLETLERİNİN OSMANLI DEVLETİNE UYGULADIKLARI ÇİFTE STANDART

3. AVRUPA DEVLETLERİNİN OSMANLI DEVLETİ’NE UYGULADIKLARI ÇİFTE STANDART

a. Viyana Kongresi (1815)

Avrupa’da hüküm süren mutlak krallıklar Fransa’da İhtilal öncesi döneme geri dönülerek krallığın yeniden kurulması yönünde politikalar izliyorlardı. Bu durum, Fransa’daki cumhuriyet yönetimi ile Avrupa monarşileri arasında savaşların başlamasına neden oldu. 1792 yılında başlayan ve İhtilal Savaşları adıyla bilinen bu mücadele Napolyon’un 1804 yılında imparatorluğunu ilan ederek Fransa’nın başına geçmesiyle daha da şiddetlendi. İhtilal Savaşları, İngiltere-Prusya ittifakının 1815 yılındaki Waterloo (Votırlu) Savaşı’nda Napolyon’u yenilgiye uğratmasıyla sona erdi. Aldığı bu ağır yenilgiden sonra Napolyon sürgüne gönderilirken Fransa’da yeniden krallık rejimine geçildi.

İhtilal Savaşları’ndan sonra, galip devletler Avrupa’nın bozulan siyasi dengesini yeniden kurmak için 1815’te Viyana’da bir kongre topladılar. Başkanlığını Avusturya Başbakanı Kont Metternich’in (Meternik) yaptığı Viyana Kongresi’ne Osmanlı Devleti dışındaki Avrupa devletleri katıldılar. Kongrede Avusturya, Prusya, İngiltere ve Rusya’nın verdiği kararlar diğer devletler tarafından kabul edildi. Burada alınan kararlarla Avrupa’nın siyasi haritası yeniden çizildi. Napolyon’un ortadan kaldırdığı krallıklar yeniden kurulurken Fransa ihtilal öncesi sınırlarına geri çekildi. Viyana Kongresi’ne katılan devletler, krallık yönetimlerine karşı çıkabilecek milliyetçi ayaklanmaların bastırılması ve mevcut siyasi düzenin sürdürülmesi konularında görüş birliğine vardılar. Devletlerin sınırlarının kutsal ve dokunulmaz olduğu, her devletin kendi topraklarında istediği rejimi kurma hakkının bulunduğunu vurguladılar. Bunun için de Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı mutlak krallıkları tehdit eden akımlara karşı iş birliği yapmayı kararlaştırdılar. Böylece ihtilalin sarsıntıya uğrattığı Avrupa siyasi düzenini eski hâline getirmeye çalıştılar. Bu nedenle Viyana Kongresi ile başlayan yeni döneme Restorasyon (yeniden düzenleme, onarım) Dönemi adını verdiler.

Viyana Kongresi’ne katılan Avusturya, Prusya, İngiltere ve Rusya kongrede alınan kararları uygulamak amacıyla kendi aralarında Dörtlü Bağlaşmayı kurdular. Bu devletler Metternich Sistemi adıyla bilinen politika gereği Avrupa’nın herhangi bir yerinde çıkan ayaklanmayı hep birlikte bastırma konusunda anlaştılar. Bunun gereği olarak da ülkelerinde çıkan ayaklanmaları iş birliği içinde ve sert önlemlerle bastırma yoluna gittiler. Ancak Osmanlı Devleti söz konusu olduğunda bunun tam tersini yaparak bağımsızlık amacıyla ayaklanan Rumları desteklediler. Yunan İsyanı’nı bastırma konusunda Osmanlı Devleti’ne yardım edecekleri yerde Navarin’deki Osmanlı donanmasını yakarak onu cezalandırdılar. Böylece Osmanlı Devleti’ne karşı açıkça çifte standart uygulayarak kendi içlerinde çelişkiye düştüler.

Viyana Kongresi kararları Avrupa’da genel anlamda beklenen sonuçları vermedi. Çünkü bu kararlar alınırken özgürlük, eşitlik, milliyetçilik gibi Avrupa kamuoyunda büyük ilgi uyandıran ve taraftar toplayan ilkeler göz önünde tutulmadı. Ancak krallık yönetimlerinin tüm baskılarına rağmen özgürlükçü ve milliyetçi akımların Avrupa ülkelerindeki yayılışı devam etti. Bunun sonucunda da Avrupa ülkeleri yeni ihtilallere ve ayaklanmalara sahne oldu.

Viyana Kongresi kararlarının tam olarak uygulanamamasına bakarak 19. yüzyılda Avrupa ülkelerindeki siyasi, sosyal ve ekonomik durum hakkında hangi değerlendirmelerde bulunabilirsiniz?

b. Şark Meselesi (Doğu Sorunu)

“Şark Meselesi” deyimi ilk olarak 1815 yılında toplanan Viyana Kongresi’nde Rus Çarı I. Aleksandr tarafından kullanıldı. Çar, bu deyimi Osmanlı yönetimi altındaki Hristiyan halkın durumuna dikkat çekmek için kullanmıştı. Ancak meselenin köklerine inildiğinde Türklere Anadolu kapılarını açan 1071 Malazgirt Savaşı’ndan itibaren Avrupalılar için bir “Doğu Sorunu”ndan söz etmek mümkündür. Sorunun birinci aşamasında Avrupalı devletler doğudan gelip Anadolu’ya, ardından da Balkanlara yerleşen Türkleri buralardan çıkarmak için defalarca Haçlı Seferleri düzenlediler. Osmanlı Devleti’nin 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması’nda uğradığı yenilgiden sonra da bunu gerçekleştirmeye başladılar.

Şark Meselesi’nin ikinci aşamasında Avrupa devletleri Osmanlı topraklarındaki çıkarlarını korumanın yanı sıra Balkanlardaki Hristiyan topluluklarla da ilgilendiler. Bu devletler söz konusu toplumları isyana teşvik ederek önce onların özerkliğini, ardından da bağımsızlığını sağlama çabası içinde oldular.

İngiltere, Fransa ve Rusya gibi büyük Avrupa devletleri içlerinden birinin tek başına Osmanlı topraklarına hâkim olmasını istemiyorlardı. Ancak bütün devletlerin kabul edebileceği bir paylaşım da pek mümkün görünmüyordu. Bu nedenle 19. yüzyıl boyunca Avrupa devletlerinin Osmanlı Devleti’ne yönelik dış politikaları ve kendi aralarında kurdukları ittifaklar sürekli değişti. Buna bağlı olarak Şark Meselesi de zaman içinde devletler açısından farklı anlamlar kazandı. Böylece 19. yüzyılda Şark Meselesi dünya politikasına yön veren Batılı devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki rekabetini anlatmak için kullanılır oldu. Başka bir deyişle bu konu Osmanlı Devleti’nin paylaşılması sorununa dönüştü.

İngilizler için Şark Meselesi Rusya’nın Osmanlı topraklarına doğru ilerlemesiydi. Rusya ise Batılı devletlerin Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuzlarını arttırarak Boğazlara hâkim olmalarından korkuyordu. Bu nedenle Ruslar bir an önce Osmanlı Devleti’ne son vererek topraklarını ele geçirmek isterken İngilizler Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma siyaseti izliyorlardı. İngiltere, Rusya’nın Balkan milletlerinin haklarını koruma iddiasıyla Osmanlı iç işlerine karışmasını ve bu nedenle çıkabilecek bir Osmanlı-Rus savaşını önlemek istiyordu. Bu amaçla 23 Aralık 1876’da İstanbul’da bir konferans toplanmasına öncülük etti. İstanbul Konferansı’na (Tersane Konferansı) Osmanlı Devleti’nin yanı sıra Avusturya, İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve İtalya katıldı. Yabancı devletler önce kendi aralarında toplanarak Osmanlı Devleti’ne sunacakları ıslahat planını hazırladılar. Bu plana göre Sırbistan ve Karadağ’daki Osmanlı askerleri geri çekilecek, Bosna-Hersek ve Bulgaristan’a ise özerklik verilecekti. Ayrıca yabancı devlet temsilcilerinin katılacağı bir komisyon kurulacak ve Osmanlı Devleti siyasi, mali ve askerî alanlardaki bazı yetkilerini bu komisyona devredecekti.

Osmanlı Devleti, egemenlik haklarını zedeleyen bu planı, iç işlerine müdahale olarak değerlendirerek reddetti. Bunun üzerine Osmanlı toprakları üzerindeki emellerini zorla gerçekleştirmeye karar veren Rusya, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Böylece 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve savaşın sonunda imzalanan Berlin Antlaşması’yla Şark Meselesi’nin üçüncü aşaması başlamış oldu. Yeni dönemde İngiltere, Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma siyasetinden vazgeçti. Ardından da Osmanlı topraklarının tamamının paylaşılması konusunda Rusya ve Fransa gibi güçlü devletlerle anlaştı. Bu devletler izledikleri politika gereği Türkleri önce Avrupa’dan attılar. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Şark Meselesi’ne kesin bir çözüm getirmek üzere Anadolu’yu işgal ettiler. Ancak Türk milletinin Mustafa Kemal önderliğinde başlattığı Millî Mücadele’nin kazanılması nedeniyle istedikleri sonucu alamadılar.

Batılı devletlere göre Şark Meselesinin çözüldüğünü ve artık tamamen gündemden kalktığını söyleyebilir misiniz? Neden?

Bir Cevap Yaz.