4. Mehmet Dönemi Siyasi Olayları Nelerdir?

2. IV. MEHMET DÖNEMİ SİYASİ OLAYLARI

Osmanlı Devleti Avrupa’da Venedik, Avusturya ve Lehistan’a karşı sürdürdüğü mücadeleyi IV. Mehmet Dönemi’nde de devam ettirdi. Bir yandan da giderek güçlenen kuzey komşusu Rusya’nın Karadeniz’e inmesini ve Balkanlara doğru yayılmasını önlemeye çalıştı.

a. Osmanlı-Venedik İlişkileri

16. yüzyılda Orta ve Doğu Akdeniz’de hâkimiyetin Osmanlı Devleti’ne geçmesinden sonra Osmanlı-Venedik ilişkilerinde uzun süreli bir barış dönemine girilmişti. Ancak 17. yüzyılın ortalarına doğru bu iki devlet yeniden karşı karşıya geldi. Bunun başlıca nedeni, Venediklilerin elinde bulunan Girit Adası’nın Hristiyan deniz korsanlarının
barınağı hâline gelmiş olmasıydı. Girit korsanları Türklere ait hac ve ticaret gemilerine saldırıyor, can ve mal kayıplarına neden olarak Osmanlı Devleti’nin Doğu Akdeniz’deki egemenliğine gölge düşürüyorlardı. Bu nedenle Osmanlı Devleti 1645’te Venedik’e savaş ilan ederek Girit Adası’nı kuşattı (Resim 3.14). Savaşın ilk günlerinde Hanya Kalesi Osmanlı kuvvetlerinin eline geçti. Ancak adanın merkezi durumundaki Kandiye’nin alınması oldukça uzun sürdü. Kuşatma sırasında Venedikliler Osmanlıların çekilmesini sağlamak için Ege adalarına saldırıp Çanakkale Boğazı’nın ağzını kapattılar. Buna rağmen kuşatmayı devam ettiren Osmanlılar 1669 yılında Kandiye’yi alarak Girit’i fethettiler. Girit’in fethedilmesiyle birlikte Osmanlı Devleti’nin Doğu Akdeniz’deki hâkimiyeti pekişti. Adanın yirmi beş yıl süren bir kuşatmayla alınabilmiş olması ise Osmanlı deniz gücünün gerilemekte olduğunu gösterdi.

Resim 3.14: Girit Kuşatması’nı gösteren bir temsili resim

b. Osmanlı-Avusturya İlişkileri

1606 tarihli Zitvatorok Antlaşması’yla sona eren Osmanlı-Avusturya Savaşları uzun süren barış döneminin ardından Avusturya’nın Erdel iç işlerine karışması nedeniyle 1663’te yeniden başladı. Avusturya Seferi’ne çıkan Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa, Uyvar Kalesi ile birlikte sınır boyundaki kaleleri ele geçirdi. Bunun üzerine Osmanlı ilerleyişini durduramayacağını anlayan Avusturya barış istemek zorunda kaldı. İki devlet arasında 1664’te imzalanan Vasvar Antlaşması’yla Uyvar, Zerinvar ve Neograd kaleleri Osmanlı Devleti’ne bırakıldı. Ayrıca Avusturya, Erdel iç işlerine karışmamayı ve Osmanlı Devleti’ne vergi ödemeyi kabul etti.

c. Osmanlı-Lehistan İlişkileri

1621 yılında imzalanan Hotin Antlaşması’yla başlayan Osmanlı-Lehistan barışı IV. Mehmet Dönemi’nde yeniden bozuldu. Lehistan’ın Osmanlı himayesindeki Ukrayna’ya saldırması ve Ukrayna Kazaklarının da Osmanlı Devleti’nden yardım istemesi üzerine 1672 yılında Lehistan Seferi’ne çıkıldı. Sefer sırasında Kamaniçe Kalesi ve Podolya topraklarının Osmanlı kuvvetlerinin eline geçmesi üzerine Lehistan barış istemek zorunda kaldı. İki taraf arasında yapılan Bucaş Antlaşması’yla Lehistan; Podolya’yı Osmanlılara, Ukrayna’yı ise Osmanlı egemenliğindeki Kazaklara bıraktı. Ayrıca Osmanlı Devleti’ne yıllık vergi ödemeyi kabul etti.

Lehistan meclisinin, vergi maddesini kabul etmemesi üzerine savaş yeniden başladı. 1676’ya kadar süren savaşın sonunda Lehistan vergi yükümlülüğünden kurtulurken antlaşmanın diğer maddelerinde bir değişikliğe gidilmedi. Bucaş Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin Batı’da topraklarına yeni bir toprak parçası kattığı son antlaşma oldu.

Duraklama Dönemi’nde olmasına rağmen Osmanlı Devleti’nin Venedik, Avusturya ve Lehistan karşısında kazandığı başarılarla ilgili hangi değerlendirmelerde bulunabilirsiniz?

ç. Osmanlı-Rusya İlişkileri

Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilişkiler 17. yüzyılda başladı. Rusya’nın Osmanlı egemenliğindeki Ukrayna Kazaklarının topraklarına girmesi üzerine bu ülke ile ilişkiler bozuldu. 1678 yılında sefere çıkan Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Kazakların merkezi olan ve Rus kuvvetleri tarafından korunan Çehrin Kalesi’ni aldı. Rus çarının barış istemesi üzerine de 1681’de Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilk antlaşma olan Bahçesaray Antlaşması yapıldı. Antlaşmaya göre Dinyeper (Özi) Nehri iki devlet arasında sınır kabul edilecekti. Kiev Ruslarda kalmaya devam ederken Rusya Osmanlı Devleti’ne bağlı Kırım Hanlığı’na vergi vermeyi sürdürecekti.

d. İkinci Viyana Kuşatması (1683)

Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Rusya ile barış yaptıktan sonra Macaristan’daki gelişmelerle ilgilenmeye başladı. Aynı günlerde Avusturyalılar egemenlikleri altında bulunan Protestan Macarlara Katolikliği kabul ettirmek için baskı uyguluyorlardı. Avusturya baskıları karşısında Macar ileri gelenlerinden Tökeli İmre bir ayaklanma başlatarak Osmanlı Devleti’nden yardım istedi. Bunun üzerine Kara Mustafa Paşa, Tökeli’yi Orta Macaristan kralı ilan etti. Ardından da Macaristan’daki Osmanlı egemenliğini sağlamlaştırmak ve Avusturyalılardan gelebilecek saldırıları önlemek amacıyla 1683’te Avusturya Seferi’ne çıktı.

Osmanlı ordusunda Tökeli İmre’nin yanı sıra Kırım Hanı ile Erdel, Eflâk ve Boğdan beylerinin kuvvetleri de bulunuyordu. Böylesine büyük ve güçlü bir orduyla Avusturya topraklarına giren Kara Mustafa Paşa doğrudan Viyana üzerine yürüyerek şehri kuşattı (Resim 3.15). Sadrazam, Avusturya’nın başkenti olan bu şehri yakıp yıkmadan, sağlam hâlde fethetmek istiyordu. Bu nedenle taarruzda bulunmak yerine Viyana’yı savunanların teslim olmalarını beklemeyi tercih etti. Ne var ki bu bekleyiş Viyana’nın yardımına gelen Avrupalılara zaman kazandırdı. Lehistan Kralı Jan Sobieski, papanın teşvikiyle bir Haçlı ordusu kurarak hızla Viyana’ya doğru hareket etti. Kara Mustafa Paşa bu ihtimali düşünmüş ve Kırım Hanı ile Budin Beylerbeyi’ni Haçlı ordusunun Tuna Nehri’ni geçmesini önlemekle görevlendirmişti. Ancak sadrazam ile görüş ayrılığı içindeki bu kişiler görevlerini yerine getirmediler. Bunun üzerine Tuna Nehri’ni geçen Jan Sobieski bütün gücüyle Viyana’yı kuşatan Osmanlı kuvvetlerine saldırdı. Böylece iki ateş arasında kalan Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu ağır bir bozguna uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı.

Haçlı ordusu karşısında uğradığı yenilginin ardından Budin’e gelen sadrazam, yenilginin sorumlusu olarak gördüğü Budin beylerbeyini burada idam ettirdi. Kırım hanını ise görevden aldı. Bir yandan da dağılan ordusunu tekrar toparlayıp Osmanlı sınırını korumaya çalıştı. Buna rağmen uç boyundaki Estergon ve diğer bazı kalelerin Avusturyalıların eline geçmesini önleyemedi. Kışı geçirmek için Belgrad’a gelen Kara Mustafa Paşa’nın planı ilkbaharda Viyana’yı yeniden kuşatmaktı. Ancak Padişah IV. Mehmet’in hakkında verdiği idam kararı nedeniyle bu planını gerçekleştiremedi.

Osmanlı ordusunun İkinci Viyana Kuşatması’nda aldığı ağır yenilgi Avrupa’da sevinç ve heyecanla karşılandı. Osmanlı ilerleyişi karşısında uzunca bir süredir savunma durumunda kalmış olan Avrupa devletleri kazandıkları bu zaferden sonra Türkleri Avrupa’dan atma konusunda yeniden ümitlendiler. Haçlı zihniyetiyle hareket eden bu devletler aralarındaki anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak Osmanlı Devleti’ne karşı Kutsal İttifak’ı kurdular. Bu ittifaka Avusturya ve Lehistan’ın yanı sıra Venedik, Malta ve Rusya da katıldılar. Kutsal İttifak devletlerinin saldırısıyla başlayan Osmanlı-Kutsal İttifak Savaşları on altı yıl sürdü. Bu süre içinde Osmanlılar aynı anda birçok cephede savaşmak zorunda kaldılar.

Osmanlı Devleti ile Kutsal İttifak arasında savaşların başlamasıyla birlikte Avusturya da Macaristan topraklarına girdi. Venedik, Mora Yarımadası ve Dalmaçya kıyılarına; Lehistan Podolya’ya, Rusya ise Kırım’a saldırdı. Osmanlı Devleti bazı başarılar kazanmasına rağmen bu devletlerin ilerleyişini durduramadı. Daha fazla toprak kaybına uğramamak için de barış istemek zorunda kaldı. Bunun üzerine İngiltere ve Hollanda elçilerinin de aracılığıyla 1699 yılında Osmanlı Devleti ile Avusturya, Venedik ve Lehistan arasında Karlofça Antlaşması imzalandı.

Yirmi beş yıllığına imzalanan ve garantörlüğünü Avusturya’nın yapacağı Karlofça Antlaşması’yla Temeşvar ili ve Banat Yaylası dışında bütün Macaristan Avusturya’ya bırakıldı (Harita 3.3). Lehistan, Podolya ve Ukrayna’yı topraklarına katarken Venedik Mora Yarımadası, Dalmaçya kıyıları ve Ayamavra Adası’nı ele geçirdi. Osmanlılar Rusya ile imzaladıkları 1700 tarihli İstanbul Antlaşması’yla da Kırım’daki Azak Kalesi ve çevresini Ruslara bırakmak zorunda kaldılar. Böylece Ruslar, Karadeniz’e inme politikasını gerçekleştirme yolunda ilk önemli adımı atmış oldular. Ruslar bu antlaşmayla İstanbul’da sürekli elçi bulundurma hakkını da elde ettiler.

Harita 3.3: Karlofça Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti’nin batı sınırı

Karlofça Antlaşması’yla Osmanlı Devleti Batı’da ilk kez toprak kaybetti. 18. yüzyılda da devam edecek olan bu kayıplarla birlikte Osmanlıların Avrupa’dan geri çekilme süreci başladı. Türklerin bu gerileyişi ancak 1921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi’nde durdurulabildi.

Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması sonrasında Avrupa devletlerine karşı nasıl bir siyaset izlemiş olabilir?

Bir Cevap Yaz.