3. Ahmet Dönemi Siyasi Olayları Nelerdir?

Lale Devri hakkında neler biliyorsunuz?

1. III. AHMET DÖNEMİ SİYASİ OLAYLARI

Osmanlı Devleti, Karlofça ve İstanbul Antlaşmalarını izleyen yıllarda yeni bir iç karışıklık dönemine girdi. Bu dönemde Padişah II. Mustafa’nın devlet işlerinden uzaklaşarak zamanının çoğunu Edirne’de geçirmesi başta yeniçeriler olmak üzere İstanbul halkı arasında huzursuzluğa neden oldu. Padişahın Edirne’yi başkent yapacağı söylentisinin yayılmasıyla birlikte bu huzursuzluk 1703 yılında büyük bir isyana dönüştü. İsyancılar İstanbul’da idareyi ele aldıktan sonra Edirne’ye gelerek II. Mustafa’yı tahttan indirdiler. Yerine de kardeşi III. Ahmet’i (Resim 4.1) geçirdiler.

III. Ahmet, saltanatının ilk yıllarında, iç karışıklıklar nedeniyle sarsılmış olan devlet otoritesini yeniden kurmaya çalıştı. Onun döneminde Rusya, Venedik ve Avusturya ile savaşlar yapıldı.

Resim 4.1: III. Ahmet’i gösteren bir minyatür (Levni, 18. yüzyılın ilk yarısı)

a. Osmanlı-Rus İlişkileri

18. yüzyıl başlarında güçlü bir devlet olma yolunda hızla ilerleyen Rusya’nın başında Çar I. Petro (Resim 4.2) vardı. Karadeniz ve Baltık Denizi yoluyla sıcak denizlere ulaşmak isteyen Petro bu amaçla Osmanlı Devleti’nden Azak Kalesi’ni alarak Karadeniz’e bir kapı açtı. Ardından da İsveç’in elinde bulunan Baltık Denizi kıyılarına yöneldi. İsveç Kralı XII. Karlos (Demirbaş Şarl) Rus ilerleyişi karşısında ilk zamanlarda başarılar kazandı. Ancak 1709’daki Poltava Savaşı’nda Petro’ya yenilerek Osmanlı Devleti’ne sığınmak zorunda kaldı.

Çar Petro Kimdir?

Rusya’yı Avrupa’nın güçlü devletlerinden biri hâline getirmek isteyen Petro, ordusunu yenilemek ve bir donanma kurmak için harekete geçti. Bu amaçla Rusya’nın güney kıyılarında büyük tersaneler inşa ettirdi. Buralarda çalıştırmak üzere Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gemi yapım ustaları getirtti. Bu arada kendisi de kimliğini gizleyerek uzun bir Avrupa gezisine çıktı ve Hollanda’daki gemi yapım tezgâhlarında marangozluk yaptı. Petro bu gezisi sırasında İngiltere, Fransa, Hollanda ve Almanya’yı dolaşarak çeşitli bilim ve zanaat dallarıyla ilgili bilgiler edindi. Ülkesine döndükten sonra da öğrendiklerini hayata geçirerek Rusya’yı modern bir Avrupa devleti hâline getirdi.

İsveç Kralı Osmanlılara sığınırken onu takip eden Rus kuvvetleri sınırı geçerek Osmanlı topraklarına girdiler. Bu durum bir süredir barış içinde devam eden Osmanlı-Rus ilişkilerinin gerginleşmesine neden oldu. Aynı günlerde Petro, Osmanlı Devleti’ne karşı düşmanca bir tutum izliyordu. Bir yandan Balkanlardaki Slav topluluklarını Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kışkırtıyor, diğer yandan İstanbul Antlaşması’na aykırı biçimde Osmanlı sınırına kaleler yaptırıyordu. Petro, İsveç Kralı’nı sınır dışı etmediği takdirde Osmanlı Devleti’ne savaş açacağını da ilan etmişti. Bütün bu gelişmelere Demirbaş Şarl’ın kışkırtmaları da eklenince Osmanlı Devleti ile Rusya arasında yeni bir savaş kaçınılmaz hâle geldi.

Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 1711 yılında Rusya üzerine sefere çıktı. İki taraf arasında Prut Irmağı kıyısında yapılan savaşta Osmanlı kuvvetleri Çar Petro ve ordusunu kuşatma altına aldı. Bunun üzerine zor durumda kalan Petro barış istedi. İmzalanan Prut Antlaşması’yla Rusya, Azak Kalesi’ni Osmanlılara geri verdi. Ayrıca İstanbul’da elçi bulundurma hakkından vazgeçti. Aynı antlaşmayla Rusya’nın, Lehistan iç işlerine karışmayacağı ve Demirbaş Şarl’ın ülkesine serbestçe dönmesine izin vereceği de hükme bağlandı.

Prut Savaşında kazandığı başarının Osmanlı Devletinin dış politikası üzerindeki etkileri neler olabilir?

b. Osmanlı-Venedik İlişkileri

Osmanlı Devleti, Rusya karşısında kazandığı başarılarla kaybettiği yerleri geri alma konusunda yeniden ümitlendi. Aynı günlerde Venedik, Akdeniz’deki Osmanlı ticaret gemilerine zarar veriyor ve bir Balkan topluluğu olan Karadağlıları Osmanlı Devleti’ne karşı isyana kışkırtıyordu. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Karlofça Antlaşması’nı bozduğu gerekçesiyle 1715 yılında Venedik’e savaş ilan etti. Osmanlı ordusu ve donanması çıktığı seferle bir süre önce Venediklilerin eline geçmiş olan Mora Yarımadasını geri aldı.

c. Osmanlı-Avusturya İlişkileri

Osmanlıların Rusya’dan sonra Venedik karşısında da başarı kazanması Avusturya’yı endişelendiriyordu. Avusturya, Osmanlı Devleti’nin, tek tek karşılaştığında Avrupa devletlerini yenebileceğini ve bu gidişle bir gün sıranın kendisine de geleceğini görerek duruma müdahâle etme gereği duydu. 1716 yılında da Osmanlı Devleti’nin Venedik’e savaş açarak Karlofça Antlaşması’nı çiğnediğini öne sürüp Venedik’in yanında savaşa girdi. Bunun üzerine Osmanlı Ordusu, Venedik ile savaşını yarıda keserek Avusturya Seferi’ne çıktı. Ancak Petervaradin Savaşı’nda uğradığı ağır yenilginin ardından bozgun hâlinde geri çekilmek zorunda kaldı. İlerleyişine devam eden Avusturya, önce Macaristan’da kalan son Osmanlı toprağı Temeşvar’ı, sonra da Belgrad’ı ele geçirdi. Bu gelişmeler karşısında Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (Resim 4.3) daha fazla toprak kaybetmemek için savaşa son vermek istedi. Onun bu barışçı politikası kapitülasyonlar nedeniyle Osmanlı topraklarında çıkarları bulunan İngiltere ve Hollanda tarafından da desteklendi. Sonunda
bu devletlerin de araya girmesiyle savaşan taraflar arasında Pasarofça Antlaşması imzalandı.

Resim 4.3: Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (Vanmour serisi 18. yüzyıl)

Osmanlı Devleti’nin Avusturya ve Venedik ile yaptığı 1718 tarihli Pasarofça Antlaşması’yla;

• Venediklilerden alınan Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı.
• Temeşvar (Banat Yaylası), Belgrad, Eflâk’ın batısı ve Sırbistan’ın kuzeyi Avusturya’ya bırakıldı.
• Dalmaçya kıyıları ile Hersek ve Arnavutluk kıyılarındaki bazı kaleler ve iskeleler Venedik’e verildi.

ç. Osmanlı-İran İlişkileri

Osmanlı Devleti, Pasarofça Antlaşması’yla başlayan yeni dönemde Batı’ya karşı barışçı bir dış politika izlerken Doğu’da Rusya ve İran ile savaşmak zorunda kaldı. Bu dönemde İran’da mezhep çatışmalarından kaynaklanan iç karışıklıklar çıktı. Safevilerin İran’daki baskılarından rahatsız olan halk kesimleri Osmanlı Padişahı III. Ahmet’e mektup yazarak yardım istediler. Bu gruplar bir yandan da ayaklanarak ele geçirdikleri yerlerde bağımsızlıklarını ilan ettiler.

İran’ın iç karışıklıklar nedeniyle parçalanma sürecine girmesi bu durumdan yararlanmak isteyen Rus Çarı I. Petro’yu harekete geçirdi. Kafkasya’ya bir ordu gönderen Petro, Hazar Denizi’nin batı kıyılarındaki Derbent ve Bakü’yü işgal etti. Bunun üzerine doğu sınırının tehlikeye düştüğünü gören Osmanlı Devleti İran’daki gelişmelerle daha yakından ilgilenmeye başladı. 1723 yılında da kendisinden yardım isteyen grupları himaye etmek ve İran topraklarının bütünüyle Rusya’nın eline geçmesini önlemek üzere harekete geçti. Üç kol hâlinde ilerleyen Osmanlı orduları İran’ın batısındaki toprakları aldıktan sonra Kafkasya’ya girdiler. Böylece Kafkasya’daki Rus kuvvetleri ile karşı karşıya geldiler. İki ülke arasındaki gerginlik, Fransa’nın araya girmesinin ardından imzalanan 1724 tarihli İstanbul Antlaşması’yla sona erdi.

İran topraklarını Osmanlı Devleti ile Rusya arasında paylaştıran İstanbul Antlaşması Safeviler tarafından tepkiyle karşılandı. Bunun üzerine 1725 yılından itibaren Osmanlı-İran savaşları yeniden başladı.

Savaşın ilk günleri Osmanlı ordusunun üstünlüğü ile geçerken İran’da yönetime Afşar Türkmenlerinden Nadir Şah’ın gelmesiyle birlikte durum değişti. Ülke içinde birliği sağladıktan sonra Osmanlılar üzerine yürüyen Nadir Şah kaybedilen yerleri geri aldı. Osmanlı ordusunun uğradığı bu kayıplar nedeniyle 1730 yılında İstanbul’da büyük bir isyan çıktı. İsyanın sonunda III. Ahmet tahttan indirildi. Yerine geçen I. Mahmut Dönemi’nde İran’a karşı yeniden başarı kazanılarak bu ülke ile 1732 yılında Ahmet Paşa Antlaşması yapıldı. Ancak İranlıların saldırıları nedeniyle bu antlaşma uzun ömürlü olamadı ve savaşlar yeniden başladı. Bağdat’ı almak için uğraşan Nadir Şah’ın bunu başaramayacağını anlaması üzerine de 1746 yılında iki devlet arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması şartlarını içeren Kerden Antlaşması yapıldı.

Osmanlı-İran savaşları İran’ın 1775’te Basra’yı işgal edip Bağdat ve çevresini yağmalaması üzerine yeniden
başladı. Bu savaşlar sırasında Nadir Şah batıda kaybedilen toprakları Osmanlılardan geri aldığı gibi Azerbaycan’ı da Ruslardan alarak tekrar İran’a bağladı. Savaşlar Osmanlı birliklerinin karşı taarruza geçerek Basra’yı geri almasıyla sona erdi. Böylece taraflar savaş öncesi sınırlarına çekilirken 18. yüzyılda iki devlet arasında başka bir çatışma yaşanmadı.

Nadir Şah’ın 1847 yılında ölümünün ardından İran’da taht kavgaları çıktı. Bunun üzerine merkezî otoritenin zayıfladığını gören Azerbaycan’daki mahallî idareler, ortaya çıkan siyasi boşluktan yararlanarak memnun olmadıkları İran hâkimiyetinden kurtuldular. Böylece 18. yüzyılın ortalarından itibaren bağımsızlıklarını kazanan Azeri Türkleri kendi topraklarında Bakü, Şirvan, Derbent, Karabağ, Gence, Şeki, Kuba, Talış, İlisu, Nahcivan ve Revan hanlıklarını kurdular.

18. yüzyıl boyunca birbirleriyle mücadele hâlinde bulunan Azerbaycan hanlıkları ülkede siyasi birliği sağlama
konusunda başarılı olamadılar. 19. yüzyılın başlarından itibaren de Rusların istilasına uğradılar. 1844’te son hanlığı da ortadan kaldıran Ruslar Azerbaycan’ın işgalini tamamladılar. Böylece Azerbaycan’ın siyasi ve sosyal tarihinde önemli bir yer tutan Hanlıklar Dönemi’ne son verdiler.

Bir Cevap Yaz.