3. Ahmet Dönemi Islahatları Nelerdir?

2. III. AHMET DÖNEMİ ISLAHATLARI

Osmanlı Devleti Pasarofça Antlaşması’ndan sonraki dönemde savaştan kaçınma siyaseti izlemeye başladı. Yeni fetihler yapmak yerine elindeki toprakları korumaya çalıştı. Buna bağlı olarak da Avrupa devletleriyle iyi geçinmeye ve ilişkilerini barış içinde sürdürmeye özen gösterdi. Yeni dönemde Osmanlılar, Batılılar karşısında kendilerini üstün görme anlayışını bırakarak onları daha yakından tanımaya, Avrupa siyasetini ve kültürünü anlamaya önem verdiler. Böylece Osmanlı tarihinde 1718 ile 1730 yılları arasında süren ve Lale Devri adıyla anılan yeni bir ıslahat dönemi başlattılar.

Fransa Sefaretnamesi

Lale Devri, Osmanlı-Avrupa ilişkilerinde tam bir dönüm noktası oldu. Bu dönemde Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, İstanbul’daki yabancı elçilerle düzenli görüşmeler yapmaya başladı. Ayrıca Osmanlı tarihinde ilk defa bazı Avrupa ülkelerine elçiler gönderdi. Avusturya, Fransa ve Rusya’ya gönderdiği bu elçileri, gittikleri ülkelerde gördüklerini anlatan raporlar hazırlamakla görevlendirdi. Bu elçilerden biri de 1720 yılında Fransa’ya gönderilen Yirmisekiz Mehmet Çelebi idi. Mehmet Çelebi, yazdığı “Fransa Sefaretnamesi” adlı eseriyle Osmanlı toplumunu Avrupa hakkında bilgilendirdi. Aşağıda bu eserden alınmış bir bölüm görüyorsunuz:

“Bunların vilayetlerinde büyük bir hastalık görüldüğünde, başka vilayetlerden gelenler nice günler temas etmeksizin konuşup sohbet ederler. Gelen kimselere otuz kırk gün ve bazılarına daha fazla geçmedikçe yanaşmazlar. Nazarto ya da kırantane tabir ederler. Montepellier şehri içinde bu milletin hastalıktan korkuları çok olduğu için o mahal boş yer olup gelen gideni olmadığı için kırantane etmeye uygun görmüşler. Bu nedenle kırk gün tamam oluncaya kadar o sıkıntılı yerde kalındı.”

Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin Fransa Sefaretnamesi’nde yer verdiği izlenimlerin Osmanlı Devleti ve toplumunda ortaya çıkarabileceği değişimler neler olabilir?

Yirmisekiz Mehmet Çelebi’nin ve ondan yirmi yıl sonra 1742’de aynı görevle Paris’e gönderilen oğlu Sait Efendi’nin ziyaretleri, götürdükleri hediyeler, giydikleri kıyafetler ve sergiledikleri davranışlar Fransa’da beğeniyle karşılandı. İki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler yoğunlaştıkça Fransa’da Türk karakterlerinin yer aldığı romanlar yazılmaya, bale ve operalar oynanmaya başlandı. Balolarda Türk kıyafeti giymek, Türk kıyafetleriyle portre yaptırmak moda hâline geldi. Türk lezzetlerine ve dekorasyonuna ilgi arttı. Böylece sefaret heyetlerinin etkisiyle Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde Turquerie (Turkuveri) akımı başladı.

Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Paris’e oğlu Sait Efendi’yi de götürmüştü. Paris’te bulunduğu sırada Fransa’yı dikkatli biçimde gözlemleyen Sait Efendi, Paris’ten İstanbul’a gönderdiği Versay Sarayı’nın resimleri ve planları ile Osmanlı mimarisinin değişmesinde rol oynadı. Bu sarayın resimleri Lale Devri’nin önemli eğlence yerlerinden olan Kâğıthane’deki Sadabad Sarayı’nın yapımında model olarak kullanıldı. Avrupa mimarisinin barok ve rokoko üslupları kullanılarak İstanbul’da başka mimari eserler de yapıldı.

Osmanlı Devleti askerî ve mali konuların dışına çıkarak sosyal ve kültürel alanlardaki ilk ıslahatlarını Lale Devri’nde yapmaya başladı. Bu devrin en önemli yeniliklerinden biri Tulumbacı Ocağı adı verilen itfaiye teşkilatının kurulması oldu. Böylece ahşap evlerin bulunduğu İstanbul mahallelerindeki yangınların yol açtığı can ve mal kayıpları azaldı. Ayrıca ilk çiçek aşısı uygulanması da Lale Devri’nde oldu.

Lale Devri’nde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın gayretleriyle İstanbul baştan başa imar edildi. Şehrin her
tarafına yeni çeşmeler yapıldı. Bu arada başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerde bahçe mimarisi de gelişme gösterdi. Çiçek, özellikle de döneme adını veren lale herkesi saran bir moda hâline geldi. Bahçelerde lalenin çok çeşitli türleri yetiştirilirken eserler lale motifleriyle süslendi.

Lale Devri’nde Sadrazam Damat İbrahim Paşa unutulmakta olan çiniciliği yaşatmak için İznik ve Kütahya’dan getirttiği ustalarla İstanbul’da bir çini imalathanesi kurdu. Yine onun zamanında bir kumaş fabrikası açıldı. Bu dönemde özellikle sarayda ve yüksek zümreye mensup olanların evlerinde geleneksel Osmanlı divanlarının yerini Batı tarzı sandalye ve koltuklar almaya başladı. Diğer yandan Sait Efendi’nin Fransa dönüşünde İstanbul’a getirdiği tablolar, kitaplar, biblolar, elbiseler ve mobilyalar Osmanlı başkentinde Batı modasının yayılmasına neden oldu. Sarayların duvarları resimlerle süslendi. Ressamlara, devlet adamlarının portreleri yaptırıldı.

Lale Devri’ndeki bir diğer yenilik İlk Türk matbaasının açılması oldu. Fransa’da matbaayı görüp inceleyen Sait Efendi, İstanbul’a dönüşünde İbrahim Müteferrika (Resim 4.4) ile birlikte 1727 yılında ilk Türk matbaasını kurdu. Ayrıca Yalova’da bir kâğıt imalathanesi açıldı. Matbaada basılan ilk eser Vankulu Lügati adlı bir sözlük oldu.

Lale Devri’nde matbaanın da katkısıyla kültür hayatımızda belirgin bir canlanma gözlendi. İnsanların bilgiye ulaşmasını kolaylaştırmak için yeni okullar ve kütüphaneler açıldı. Değerli ve az bulunan eserlerin yurt dışına çıkarılması yasaklandı. Diğer yandan tercüme ve bilim heyetleri kurularak yabancı dillerde yazılmış astronomi, fizik, felsefe konularını içeren bazı bilimsel eserler ile Doğu klasikleri Türkçeye tercüme edildi.

Lale Devri’nde, önemli ıslahatlar yapılmasına rağmen, bazı devlet büyüklerinin lüks bir yaşam sürdürmeleri ve eğlenceye düşkünlükleri halkta huzursuzluklara sebep oluyordu. Bu memnuniyetsizlik İran Cephesi’nden gelen yenilgi haberleriyle daha da arttı ve 1730’da isyana dönüştü. Patrona Halil adında birinin başlattığı bu isyanın sonunda III. Ahmet tahttan indirilirken Lale Devri de sona ermiş oldu.

Bir Cevap Yaz.