17. Yüzyıl Osmanlı-Avusturya ve Osmanlı-İran İlişkileri

4. 17. YÜZYIL OSMANLI-AVUSTURYA VE OSMANLI-İRAN İLİŞKİLERİ

a. Osmanlı-Avusturya İlişkileri

Kanuni’nin ölümünden sonra Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında kısa süreli bir barış dönemi yaşandı. Osmanlı-Avusturya Savaşları sınır çatışmaları nedeniyle 1593 yılından itibaren yeniden başladı. Bu savaşlar sırasında Eflâk, Boğdan ve Erdel Beylikleri Avusturya’nın yanında yer aldı. Bunun üzerine Balkanlardaki Osmanlı egemenliğinin tehlikeye düştüğünü
gören III. Mehmet ordusunun başında sefere çıktı. Padişah ilk olarak Erdel ile Avusturya arasındaki bağlantıyı kesmek için Eğri Kalesi’ni aldı (Resim 3.2). Ardından da Avusturya ordusunu Haçova Meydan Savaşı’nda yenilgiye uğrattı. Zaferin ardından Kanije ve Estergon kaleleri de Osmanlı kuvvetleri tarafından fethedildi. Kazanılan başarılara rağmen aynı günlerde Anadolu’da Celâli Ayaklanmalarının başlaması ve doğu sınırında İran ile savaşların sürmesi nedeniyle Avusturya’nın Macaristan’daki varlığına son verilemedi.

Resim 3.2: Eğri Kalesi’ni gösteren bir gravür (Joris Hoefnagel-Yoris Ofnajel, 16. yüzyıl)

Avusturya’nın barış istemesi üzerine bu devlet ile 1606 yılında Zitvatorok Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre Eğri, Kanije ve Estergon kaleleri Osmanlı Devleti’ne bırakılacak ve Avusturya Osmanlı Devleti’ne savaş tazminatı ödeyecekti. Buna karşılık Avusturya’nın Osmanlı Devleti’ne ödediği yıllık vergi kaldırılacak ve Avusturya arşidükü bundan böyle protokolde Osmanlı padişahına eşit sayılacaktı. Böylece Osmanlı Devleti’nin Avusturya’ya karşı Kanuni Dönemi’nde sağladığı siyasi üstünlük de sona ermiş oldu.

Zitvatorok Antlaşması hükümlerine bakarak Osmanlı Devleti’nin 17. yüzyıl başlarındaki durumu hakkında hangi çıkarımlarda bulunabilirsiniz?

Zitvatorok Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki ilerleyişi giderek yavaşladı. Fetihlerin yavaşlamasıyla birlikte Anadolu’dan Balkanlara nüfus yerleştirme işlemi de durdu. Bunun sonucunda Anadolu, insanların yoksullaştığı, suçların ve isyanların arttığı bir yer hâline geldi. Diğer yandan Avrupa’da yeni fetihlerin yapılamaması devşirme usulüne zarar verirken Yeniçeri Ocağındaki bozulmaya yol açan temel nedenlerden biri oldu.

b. Osmanlı-İran İlişkileri

16. yüzyılda olduğu gibi 17. yüzyılda da Osmanlı Devleti’nin Doğu siyasetinde İran önemli bir yer tuttu. Bu yüzyılın başlarında Safeviler, Osmanlı Devleti’nin Batı’da Avusturya ile savaş hâlinde olmasından ve iç isyanlarla uğraşmasından faydalanmak istediler. Bu amaçla Osmanlı Devleti’ni doğuda en geniş sınırlarına ulaştıran 1590 tarihli Ferhat Paşa (İstanbul) Antlaşması’nı bozarak Azerbaycan topraklarını işgal ettiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Avusturya ile barış yaptıktan ve Celâli İsyanlarını bastırdıktan sonra İran’a seferler düzenledi. Ancak 1612’de yapılan Nasuh Paşa Antlaşması’yla daha önce Ferhat Paşa Antlaşması ile aldığı yerleri İran’a bırakmak durumunda kaldı. Aynı antlaşmayla İran, Osmanlı Devleti’ne yılda 200 deve yükü ipek vermeyi kabul etti. İran’ın antlaşma şartlarına uymaması ve Osmanlı topraklarına saldırması üzerine savaş yeniden başladı. 1618’de imzalanan Serav Antlaşması’yla İran’ın ödemesi gereken vergiler yarıya indirilirken savaş öncesi sınırlara geri dönüldü. Böylece Osmanlı Devleti kaybettiği yerleri geri alamadığı gibi Safevilerin 1624 yılında Bağdat’ı da ele geçirmelerine engel olamadı.

Osmanlıların Safeviler karşısındaki bu gerileyişini durdurmak isteyen IV. Murat, İran üzerine iki sefer düzenledi. Padişah “Revan Seferi” adıyla bilinen 1635 yılındaki ilk seferinde Azerbaycan’ın bir bölümü ile Doğu Anadolu’yu kurtardı. 1638 yılındaki seferiyle de Bağdat’ı yeniden Osmanlı topraklarına katmayı başardı. Bağdat’ın alınmasından sonra 1639 yılında iki devlet arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmayla Revan ve Azerbaycan İran’a bırakılırken Bağdat ve çevresi Osmanlı Devleti’nde kaldı. Zağros Dağlarının sınır olarak kabul edildiği bu antlaşmayla bugünkü Türkiye-İran sınırı da büyük ölçüde çizilmiş oldu.

Osmanlı-İran sınırının büyük bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelebilmesinin nedenleri neler olabilir?

Osmanlı Devleti doğuda Safevilere batıda ise Habsburglara karşı giriştiği uzun ve yorucu savaşlar nedeniyle siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda önemli sorunlarla karşı karşıya kaldı. Devlet, daha çok dış sorunlarla meşgul olduğu ve kaynaklarını büyük ölçüde savaşlarda tükettiği için ülke içindeki sorunlarla ilgilenecek gücü bulamadı. Yüksek askerî harcamalar nedeniyle daha önce görmeye alışık olmadığı bütçe açıklarıyla karşılaşınca vergileri arttırma ve yeni vergiler koyma yoluna gitti. Bunun sonucunda da ülke içinde ayaklanmalar çıktı.

Bir Cevap Yaz.