17. Yüzyıl Avrupa’da Siyasi Durum

10. 17. YÜZYILDA AVRUPA’DA SİYASİ DURUM

Avrupa’nın 16. yüzyılda Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform ile başlayan gelişim süreci 17. yüzyılda da devam etti.

a. Avrupa’nın Genel Durumu

17. yüzyılda Avrupa’da mutlak monarşik yönetimler daha da güç kazandı. Ayrıca Coğrafi Keşiflerin etkisiyle ekonomik yönden zenginleşen İngiltere, Fransa, İspanya, Hollanda ve Portekiz arasındaki sömürgecilik yarışı hızlandı. Diğer yandan Avrupa, yıllarca süren mezhep savaşları nedeniyle siyasi çalkantılar içinde kaldı. Katolikler ile Protestanlar arasında 16. yüzyılda başlayan mezhep savaşları bu yüzyılda da devam etti. Otuz Yıl Savaşları (1618 – 1648) olarak adlandırılan bu savaşların sonunda Kutsal Roma Germen İmparatorluğu parçalanırken Almanya’da ortaya çıkan prensliklerden Prusya güçlendi. Bu dönemde Avrupa’nın bir başka önemli devleti ise Rusya oldu. Rusya, 17. yüzyıl ortalarından itibaren güçlenmeye başladı. Rus Çarı I. Petro açık denizlere ulaşmak ve bir Avrupa devleti hâline gelmek istiyordu. I. Petro bu amaçla ülkesinde kapsamlı bir ıslahat programı uygulamaya başladı.

b. Otuz Yıl Savaşları (1618-1648)

Otuz Yıl Savaşları 17. yüzyılda Avrupa’da yaşanan önemli olaylardan biridir. 1618-1648 yılları arasında meydana gelen bu savaşlar Alman İmparatoru II. Ferdinand’ın ülkesinde mezhep birliğini sağlamak amacıyla Protestanlığı ortadan kaldırmak istemesi üzerine çıktı. İmparator, savaşların ilk aşamasında Almanya’daki Protestan prenslikleri ve onları destekleyen Danimarka ve İsveç krallıklarını yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine Almanya’nın tek yönetim altında birleşerek güçlenmesinden çekinen Fransa, Katolik olmasına rağmen İsveç ve Hollanda ile ittifak kurarak Protestanların yanında savaşa girdi. Bundan sonra Protestanların lehine gelişen savaş Almanya’nın yenilgisiyle
sonuçlandı. Savaşın sonunda imzalanan 1648 tarihli Westphalia (Vestfalya) Antlaşması ile Kutsal Roma Germen İmparatorluğu içindeki prenslikler bağımsız devletler hâline geldiler (Resim 3.8). Antlaşmaya göre Alman prensliklerinin onayı olmadan imparator vergi ve asker toplayamayacak, kanun koyamayacak ve savaş ilan edemeyecekti. Diğer yandan Hollanda ve İsviçre’nin bağımsızlığı bütün taraflarca tanınacak ve Protestanlığın yanı sıra Kalvenizmin varlığı da kabul edilecekti.

Resim 3.8: Westphalia Antlaşması’nı imzalayan devletlerin temsilcilerini gösteren bir resim (Gerard ter Borch-Cerar ter Broh, 1648)

Otuz Yıl Savaşları’yla birlikte, Avrupa’da Katolik Fransa’nın Protestanları desteklemesi örneğinde görüldüğü gibi, devletlerin çıkarları dinsel bağlılıkların önüne geçmeye başladı. Başka bir deyişle Westphalia Antlaşması’yla Avrupa’da kendi yasalarına göre davranan, kendi ekonomik ve siyasal çıkarlarını izleyen, istediği tarafta yer alan, ittifaklar kuran ve bozan modern bağımsız devletler dönemi başladı. Bu yönüyle söz konusu antlaşma, modern diplomasinin ve uluslararası ilişkilerin de başlangıcı olarak kabul edildi.

Westphalia Antlaşması’nın Avrupa tarihindeki yeri ve önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Otuz Yıl Savaşları’ndan Almanya gibi yenik çıkan devletlerden biri de İspanya oldu. Bu savaş sonrasında İspanya bir süredir egemenliği altında tuttuğu Portekiz’in bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Ayrıca bazı kolonilerini Hollanda’ya kaptırarak siyasi ve ekonomik yönden gerileme sürecine girdi. Fransa ve İsveç ise Almanya’dan aldıkları topraklarla sınırlarını bu ülkeye doğru genişlettiler. Böylece Almanya uzun süre devam edecek olan bir bölünmüşlük ve iç karışıklık dönemine girerken Fransa Kıta Avrupası’nın en güçlü devleti hâline geldi.

17. yüzyılda Fransa’da feodalite rejimi bütünüyle sona ererken merkezî mutlak krallık anlayışı zirveye çıktı. Fransız Kralı XIV. Lui, “Devlet demek ben demektir.” anlayışıyla mutlakiyet rejimini Fransa’da katı bir şekilde uyguladı. Otuz Yıl Savaşları’na katılmayan İngiltere’de 17. yüzyıl mutlakiyetçilerle özgürlükçü güçler arasındaki mücadelelerle geçti. Kral I. Charles’ın (Çarls) parlamentoya danışmadan İspanya ve Fransa’ya savaş ilan etmesi ve vergileri arttırması üzerine İngiliz Parlamentosu 1628 yılında Haklar Bildirisi’ni yayımladı. Bunun üzerine kral, yetkilerini sınırlandıran bu belgeye tepki göstererek parlamentoyu dağıttı. Ancak burjuvaların ve halkın sert tepkisiyle karşılaşınca parlamentoyu yeniden açmak zorunda kaldı. Buna rağmen krallık yanlıları ile parlamentoyu destekleyenler arasındaki gerilimin bir iç savaşa dönüşmesini engelleyemedi. İngiltere’de yaşanan bu mücadeleler sırasında kral yakalanarak idam edildi. Bundan sonra İngiltere’nin yönetimini krala karşı ayaklananların başında bulunan general Cromwell (Kromvel) üstlendi.

Cromwell iş başına geldikten sonra parlamentoyu kapatarak ülkeyi bir diktatör gibi yönetti. Onun ölümünden sonra 1660’ta krallık rejimi yeniden kuruldu. Bu dönemde tahta geçen II. James (Ceymis) parlamento ile girdiği mücadeleyi kaybederek tahtı terk etmek zorunda kaldı. Yerine geçen III. William (Vilyım) parlamentonun yayımladığı “Haklar Bildirisi” üzerine yemin ederek 1689’da görevine başladı. Kral, ettiği bu yeminle, seçimlerin serbestçe yapılmasını ve başta asker ve vergi toplama olmak üzere bütün devlet işlerinde parlamentonun onayını almayı kabul etti. Böylece İngiltere’de meşrutiyet yönetimi kesin olarak yerleşti. Ayrıca parlamenter hükûmet ve hukukun üstünlüğü gibi demokratik ilkeler Avrupa’da ilk kez uygulamaya geçirilmiş oldu.

“Parlamenter hükûmet” ve “hukukun üstünlüğü” ifadelerinden neler anlıyorsunuz?

Önceki yüzyıllarda Avrupa’nın güçlü devletlerinden biri olan Avusturya 17. yüzyılda gücünü korumaya devam etti. Diğer yandan Rusya, yüzyılın sonlarına doğru özellikle Çar I. Petro yönetiminde güçlü bir devlet olma yolunda hızla ilerlemeye başladı. Lehistan ise taht kavgaları ve Rusya’nın genişlemesi nedeniyle eski gücünü koruyamaz hale geldi.

 

Bir Cevap Yaz.